Türkan Saylan

Türkan Saylan

Türkan Saylan, 13 Aralık 1935 yılında İstanbul’da doğan ve 18 Mayıs 2009 tarihinde İstanbul’da vefat etmiş olan Türk bilim insanıdır. Tıp doktoru olan ve aynı zamanda aktivist olarak da bilinen Saylan, Türkiye’de özellikle kız çocuklarının okutulması yolunda büyük emekler vermiş ve pek çok başarıya imzasını atmıştır.

Yaşamı ve Eğitim Hayatı

Tıp bilgini olarak Türk tarihinde önemli bir yer edinen Cumhuriyet kadınlarından Türkan Saylan, Cumhuriyet döneminin ilk müteahhitlerinden biri olan Fasih Galip Bey ile İsviçre asıllı Lili Mina Raiman’ın evliliklerinden olan beş çocuk içinde en büyükleri olarak dünyaya gelmiştir. Annesi Lili Mina Raiman evliliği gerçekleştikten sonra Leyla ismini almıştır. Ailenin en büyük çocuğu olan Türkan Saylan, İstanbul Kandilli İlkokulu’nda ilk eğitimini 1944 ve 1946 yılları arasında almış ve daha sonra Kandilli Kız Lisesi’ne giderek 1946 ile 1953 yılları arasında lise eğitimini almıştır.

Lise eğitimini başarı ile tamamlayan Saylan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanmış ve fakülteyi 1963 yılında bitirmiştir. Tıp eğitiminin tamamlanmasının ardından Sosyal Sigortalar Kurumu Nişantaşı Hastanesi’nde Deri ve Zührevi Hastalıklar uzmanlığını almak üzere 1964 ve 1968 yılları arasında eğitim gören Türkan Saylan, ihtisas eğitimini tamamladıktan sonra 1968’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Dermatoloji Anabilim Dalı’nda başasistan olarak görev almıştır. Akademik kariyerine devam eden Saylan, 1971 yılında İngiliz Kültür Heyeti tarafından verilen burs ile tıp alanında ileri eğitim görmek amacıyla İngiltere’ye gitmiştir. İleri tıp eğitimi sonrasında 1974 senesinde Fransa’da ve 1976 yılında da İngiltere’de tıp alanında çalışan Saylan 1972 yılında doçentlik unvanını almıştır. 1977 yılında ise profesörlük unvanına sahip olmuştur. 1957 yılında bir evlilik yapan Saylan’ın kendisi gibi doktor olan ve grafiker olan iki oğlu bulunmaktadır.

Akademik Çalışmaları

1976 yılında Cüzam Hastalığı üzerine çalışmalar yapmaya başlayan Saylan, bu çalışmalarının ardından Cüzamla Savaş Derneği ve Vakfı’nı kurmuştur. 1981 ile 2011 yılları arasında da Tıp Fakültesi Cüzam Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde müdürlük görevini icra etmiştir. Tıp alanında yaptığı başarılı çalışmalarla bilinen Saylan, yalnızca tıp doktorluğu yapmamış ve dernekler kurup, oluşturulan araştırma topluluklarında görevler de almıştır. 1990 yılında kurulan İstanbul üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin kuruluşunda aktif rol almış ve bu merkezin müdür yardımcılığı görevini 1996 yılına kadar sürdürmüştür. Ayrıca bu merkezin kadın sağlık derneklerinin de koordinatörlüğü görevini üstlenmiştir. Dermatoloji Kliniği’nin öğretim üyesi olarak çalışma yürüten Türkan Saylan, 2002 yılının sonuna kadar çalışmalarına devam etmiş ve daha sonra emekli olmuştur.

Türkan Saylan Kimdir?

Türkiye’de başarılı çalışmalara imzasını atan Türkan Saylan ayrıca uluslararası bir örgüt olan Dünya Sağlık Örgütü’nde Cüzam Hastalığı alanında danışmanlık görevini 2006 senesine kadar gerçekleştirmiştir. Bununla birlikte ILU’nun (Uluslararası Lepra Birliği) kurucu üyesi ve de başkan yardımcısı olmuştur. Türkiye’de de Behçet Hastalığı, Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar ve Dermatoloji Laboratuarı’nın kurulmasında Türkan Saylan görev almıştır. 1981 ile 2002 yılları arasında ayrıca Türkan Saylan gönüllülükle Sağlık Bakanlığı’na bağlı Lepra Hastanesi’nde başhekimlik görevini de yürütmüştür.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türkan Saylan

Tıp alanındaki akademik çalışmaları ile birlikte tıp alanındaki çalışmaların yapılması amacıyla kurulan dernek ve kuruluşlarda etkin olan Türkan Saylan aynı zamanda Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile de adından sıkça söz ettirmiştir. Türkan Saylan, 1989 yılında devrim yasaların korunması ve laik düzenin korunup geliştirilmesi, bununla birlikte kız çocuklarının okutulmasının sağlanması amacıyla Atatürkçü bir grup aydın tarafından kurulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) kurucu olmuştur. ve kurucusu olduğu, binlerce kız çocuğunun okutulduğu bu dernekte Saylan, yaşamının son gününe kadar çalışmış; derneğin Genel Başkanlığı’nı yapmıştır.

ÇYDD çalışmalarının yanı sıra toplumsal bir görev olarak 14 Nisan 2007’de Ankara Tandoğan’da düzenlenen ve de 29 Nisan 2007’de İstanbul Çağlayan’da düzenlenen ‘’Cumhuriyet Mitingleri’’nde düzenleyici olarak da görev aldı. ÇYDD haricinde farklı sivil toplum kuruluşlarında da bulunan ve aktif olarak çalışmalar yürüten Türkan Saylan, 1990 yılında kurulan Öğretim Üyeleri Derneği’ni kurmuştur ve başkanlık görevini yürütmüştür.

TÜRKÇAĞ’ın kurucu başkanı olan Saylan aynı zamanda yaşamının son günlerine kadar Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı’nda kurucu başkanlık görevini icra etmiştir. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 31 Mart 2000’de Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu Üyesi olarak seçilen Saylan daha sonra yine dönemin Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer tarafından, 2001 yılında Yüksek Öğrenim Kurulu’nda üye olarak görevlendirilmiştir. Saylan, 2003 ve 2004 yılında da Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Üyesi olmuş ve de İstanbul il İnsan Hakları Kurulu’nda da üye olarak çalışmalarını sürdürmüştür.

Ödülleri ve Başarıları

Türk bilim insanı olarak oldukça başarılı çalışmalara imzasını atan Türkan Saylan ayrıca aktivist olarak içinde bulunduğu pek çok çalışma ile de ödüllere layık görülmüştür. Tıbbi akademik kariyerinin dışında Türkiye’de insan hakları, kadın sorunları ve kız çocuklarının okutulması yönünde pek çok girişimde bulunan ve başarılı olan Saylan’ın sahip olduğu ödüllerden bazıları şunlardır:

  • 1978 yılında; Dowling Kulübü Ödülü (İngiltere Dermatologları Derneği tarafından)
  • 1990 yılında; Ülkemizde Yılın Kadını Ödülü
  • 1996 yılında; Kuzey Amerika Klinik Dermatoloji Derneği Onur Üyeliği
  • 1996 yılında; Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü (İncirli Lions Klübü tarafından)
  • 1997 yılında; Kuvayi Milliye Ödülü (Haliç Rotary Klübü tarafından)
  • 2005 yılında; Puduhepa Ödülü (Adana Kültür ve Sanat Derneği tarafından)
  • 2006 yılında; Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü (Dünya Gazetesi tarafından), ÇEK Eğitim Ödülü (Çağdaş Eğitim Kooperatifi tarafından)
  • Yıl Mesleki Başarı Ödülü (Rotary Klübü tarafından)

Vefatı

Akademik hayatı ile birlikte aktivist çalışmalarını yaşamının son gününe kadar sürdüren Türkiye’nin önemli isimlerinden ve bilim insanlarından biri olan Türkan Saylan, kanser hastalığı nedeniyle rahatsızlanmış ve 18 Mayıs 2009 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde, TÜRKÇAĞ Vakfı’nda, Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı’nda ve de Cüzamla Savaş Derneği ve Vakfı’nda başkan olarak yaşamının son gününe kadar görev alan Saylan, yaşamı ve yaptıklarıyla tüm dünyaya örnek teşkil eden bir isim olmuştur.

Bilim insanı olan Saylan’ın yaşam öyküsü ve cüzam hastalığına karşı verdiği savaşla Ayşe Kulin tarafından ‘’Türkan, Tek ve Tek Başına’’ isimli kitapta kaleme alınmıştır. Daha sonra bu kitaptan esinlenilerek ‘’Türken’’ isimli bir televizyon dizisi ülkemizde yayınlanmıştır. Dizinin ardından bir başarı öyküsünün başkahramanı olan Türkan Saylan’ın anlatıldığı bir sinema filmi de çekilmiş ve gösterime sokulmuştur.

Eserleri

Türkiye’nin başarılı isimlerinden olan ve cüzam hastalığına karşı büyük çalışmalara imzasını atan Türkan Saylan, toplamda 440 yayın yapmıştır. Bu yayınların yaklaşık olarak elli tanesi yabancı bilimsel dergilerde yayınlanmış olan tıbbi araştırmalardır. 204 yayını ise sosyal, siyasal ve tıbbi içerikleri olan gazete makaleleridir. Saylan’ın sahip olduğu yayınların 186’sı da Türkçe olarak tıbbi dergilerde yayınlanmıştır. İki tanesi kitap olmak üzere Saylan’ın üç tane de seminer kitabı bulunmaktadır. Saylan’ın yazmış olduğu kitaplardan bir tanesi de ders kitabı olarak okutulmaktadır.

Türkan Saylan’a ait olan eserlerin bazıları şunlardır:

  • At Kız
  • Umuttan Şimdi Doğar
  • Geçmişten Geleceğe
  • Cumhuriyet’in Bireyi Olmak 1
  • Cumhuriyet’in Bireyi Olmak 2

Piri Reis

Piri Reis

Piri Reis, gerçek adı Muhyiddin Piri olan, Osmanlı Dönemi’nde yaşamış kartografi ve denizci bilim insanıdır. Osmanlı Devleti zamanında yaşayan, başarılara imza atan bu önemli bilim insanımız ayrıca dünyada da büyük bir tanınırlığa ulaşmıştır. Çünkü Piri Reis, Amerika’yı gösteren bir Dünya Haritaları kitabının sahibidir. Ayrıca Kitab-ı Bahriye isimli denizcilik kitabı ile de nam salmıştır.

Karamanlı olan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Piri Reis’in ailesi, Osmanlı Hükümdarı 2. Mehmed devrinde verilen bir emir ile İstanbul’a göç etmiş ailelerin arasında yer almaktadır. Bir süre verilen emir doğrultusunda burada yaşayan aile daha sonra Gelibolu’ya gitmiştir. Piri Reis’in babası Karamanlı Hacı Mehmet, amcası ise kendisi gibi ünlü bir denizci olan Kemal Reis’tir.

Denizciliğe Adım Atması

Denizcilik hayatına küçük yaşlarda, denizci amcası Kemal Reis’in yanında başlayan Piri Reis, 1487 ile 1493 yılları arasında amcası ile birlikte Akdeniz üzerinde korsanlık yapmıştır. Bu amaçla da Fransa, Korsika, Sicilya ve Sardinya kıyılarına yapılan akınlara katılmışlardır. Osmanlı Devleti’nden Müslümanların yardım istemesi üzerine denizaşırı sefere katılacak olan donanması bulunmayan Osmanlı Devleti, Kemal Reis aracılığıyla donanmayı İspanya’ya göndermiştir. Bu sefere katılım sağlayan Piri Reis, İspanya’da bulunan Müslümanları Kuzey Afrika’ya taşımıştır.

Osmanlı Donanmasında Görev Alması

Osmanlı hükümdarı 2.Beyazid, Venedik’e gerçekleştireceği sefer için hazırlık aşamasındayken Akdeniz kıyılarında korsanlık faaliyetleri yapan denizcileri Osmanlı Devleti’nin donanmasına katılmaları için çağırmıştır. Bunun üzerine 1494 yılında denizci olan amcası ile birlikte İstanbul’a gelerek 2.Beyazid’in huzuruna çıkan Piri Reis Osmanlı donanmasında resmi olarak görev almaya başlamıştır. Venedik donanmasına karşı verilen deniz kontrolü mücadelesinde Piri Reis, Osmanlı donanmasında gemi komutanı olarak çalışmıştır. Böylelikle ilk defa deniz savaşının kaptanı Piri Reis olmuştur. Yapılan başarılı deniz savunması ve savaşların sonucunda Venedik donanması barış istemiştir. Osmanlı ile Venedik arasında barış antlaşması yapılmıştır. Daha sonra Piri Reis Midlli, Moton, İnebahtı, Navarin. Rodos gibi seferlerde sürekli olarak görev almıştır. Bu seferlerin esnasında Piri Reis gördükleri ile birlikte yaşadığı olayları daha sonradan Kitab-ı Bahriye isimli eserinde kaleme almıştır. Bu açıdan Kitab-ı Bahriye kitabı, dünya denizciliği alanında ilk kılavuz kitap olarak tarihte yerini almıştır.

1511 yılında denizci amcasının yaşamını yitirmesi üzerine Gelibolu’ya taşınan Piri Reis, Barbaros Kardeşler’in yönetimi altında bulunan donanmada pek çok sefere çıkmıştır fakat bu dönemde Gelibolu’da kitabı ile kalıp haritaları üzerinde çalışmıştır. Piri Reis, kendi gözlemleri ile birlikte haritalardan yola çıkarak ilk dünya haritasını 1513 yılında ortaya koymuştur. Piri Reis tarafından ortaya konan bu haritanın büyük değer ev önem görmesinin nedeni; Kristof Kolomb tarafından ortaya konan Amerika haritası içinde yer alan bilgilerin de bulunmasıdır. 1515 yılında, o dönemde bulunan en büyük deniz güçlerinden birisi Barbaros Kardeşler’dir. Barbaros Kardeşler bu dönemde Kuzey Afrika’da çeşitli fetihlere imzasını atmıştır.

Oruç Reis’in kaptanlarından birisi olarak görev alan Piri Reis, Yavuz Sultan Selim’in huzuruna çıktıktan sonra yardım amaçlı olarak verilen iki savaş gemisi ile birlikte dönmüştür. 1516 ile 1517 yılları arasında İstanbul’a gelen Piri Reis yeniden Osmanlı Devleti’nin donanmasına girmiştir ve hizmet vermeye başlamıştır. Bu görevi esnasında Derya Beyi rütbesine sahip olmuştur. Bu rütbe ile Piri Reis Mısır seferinde görev almıştır ev gemi komutanı olmuştur. Bu sefer aracılığıyla Piri Reis donanmasının bir kısmıyla Kahire’ye geçmiştir ve Nil Nehri’ni çizme fırsatına da sahip olmuştur.

Piri Reis Kimdir?

Denizcilik alanında sağladığı başarılar nedeniyle ve İskenderiye’yi ele geçirmesinden dolayı dikkatleri üzerine toplayan ve Osmanlı padişahının beğenisi kazanan Piri Reis, bu sefer sırasında çizmiş olduğu haritayı padişaha sunmuştur.  Günümüzde de bu haritaya ait bir parça bulunmaktadır fakat diğer parçası ise kayıptır. Donanmada görevinden sonra tüm denizcilik yaşamı boyunca tuttuğu notları ev çizdiği haritaları bir kitap olarak toparlamak isteyen Piri Reis Gelibolu’ya gitmiştir. Ve bu notlarını Kitab-ı Bahriye’de toplamıştır.

Büyük fetihlerin gerçekleştiği Osmanlı Devleti dönemi olan Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1523 yılında Piri Reis Rodos Seferi’ne katılmak amacıyla yeniden Osmanlı Devleti’nin donanmasına katılmıştır. 1524 yılında da Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın desteğini ve takdirini Mısır seyrindeki kılavuzluğu sayesinde kazanmıştır. 1525 yılında yeniden kitabını gözden geçiren Piri Reis, Kitab-ı Bahriye ismini verdiği eserini Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın aracı olmasıyla Kanuni Sultan Süleyman’a sunmuştur. Bu kitaba bakıldığında, Piri Reis’in 1526 yılına kadar olan deneyimleri açıkça görülebilmektedir. Piri Reis daha sonra da ilk yazdığı kitaptan daha fazla içeriğe ve ayrıntıya sahip olan İkinci Dünya Haritası’nı 1528 yılında çizmiştir.

Barbaros Hayrettin Paşa’nın 1533 yılında Kaptan-ı Derya olması üzerine Piri Reis, Derya Sancak Bey’i unvanını yani Tümamiral unvanını almıştır. Daha sonraki yıllarda da Piri Reis güney deniz sularında Osmanlı Devleti’nin donanması için görev almıştır. 1546 yılında Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın yaşamını yitirmesi üzerine Mısır Kaptanlığı’nı yapmıştır ve BASRA Körfezi, umman Denizi, Kızıl Deniz’de çalışmıştır. Dolayısı ile Piri Reis’in idam edilmesinden önceki son görevi; Mısır Kaptanlığı’dır.

Vefatı

Osmanlı Devleti hükümdarlarından Kanuni Sultan Süleyman döneminde Piri Reis sürekli olarak Portekiz ile savaş yapıyordu. Piri Reis’e yaklaşık olarak 80 yaşındayken, Aden’de Arap isyanını bastırdığı için yeni bir görev verilmiştir. Verilen göre; donanma ile birlikte Süveyş’ten Basra’ya gitmesi ve burada bulunan 15.000 askeri ve diğer gemileri alarak Hürmüz Adası’nı ele geçirmekti. Bu amaç ile yanında otuza yakın gemi ile birlikte Hint Okyanusu’na açılan Piri Reis, denizde kendi nüfuzundan neredeyse iki kat olan Portekiz donanması ile karşılaştı fakat bu donanmayı yenmeyi başarmıştır. Bu savaş esnasında kaçarak kurtulan kimi Portekiz gemileri Hürmüz Adası’nda bulunan kaleye sığınmıştır. Daha sonra Hürmüz Adası’na giden Piri Reis, burada kuşatma gerçekleştirse de burada bulunan garnizonun hazırlıklı olması nedeniyle işgal başarısını elde edememiştir ve kuşatmayı kaldırmıştır, yağmalama yapmıştır.

Piri Reis’in yağma yapması kendisini idama götüren neden olmuştur. Basra Valisi olan Ramazanoğlu Kubad Paşa’da yardım istemesi üzerine vali, Piri Reis için tutuklama yapmak ve mallara da el koymak istemiştir. Bu esnada Portekiz donanmasının güçlü bir halde Basra Körfezi’ni kapatmak maksadıyla yola çıktığını öğrenmiştir. Portekiz donanmasının ablukası altına girmek istemeyen Piri Reis, donanması onarım ve bakım altındayken askerleri ile birlikte üç gemisiyle ve ganimetleriyle birlikte Süveyş’te bulunan donanmanın merkez tersanesine dönmüştür. Bu esnada şikayeti Mısır Valisi’ne ulaşmıştır ve tutuklama gerçekleşmiştir.

Mısır valisi tarafından divana ulaştırılan konu ile ilgili olarak Piri Reis’in donanmasını bırakması ve kuşatmayı kaldırması suç sayıldı ve yargılama gerçekleşti. Her ne kadar bakımsız donanma ile denize açılmanın tehlikeye neden olacağını Piri Reis dile getirse de yargılama sonucunda suçlu bulundu ve Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilen bir ferman ile 1553 yılında Kahire’de idam edildi. 80 yaşın üzerindeyken idam edilen Piri Reis terekesine devlet el koymuştur.

Eserleri

Türk ve Osmanlı denizciliğinde oldukça önemli olan ve başarılı işlere imza atan Piri Reis’e ait eserler şunlardır:

  • Hadikat’ül Bahriye
  • Kitab-ı Bahriye
  • Eşkalname
  • Piri Reis Haritası
  • Bilad-ül Aminat

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey, 30 Aralık 42 yılında İstanbul’da Doğan ve 24 Şubat 1910 yılında İstanbul’da vefat eden Osman döneminde arkeologluk yapmış olan müzeci, ressam ve aynı zamanda Kadıköy’ün ilk belediye başkanıdır. Osman Hamdi Bey’in babası henüz ufak yaşta iken Sakız Adası’ndan evlatlık olarak gelmiştir. Babası, aslında Rum asıllı olan Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’dır. Osman Hamdi Bey’in ağabeyleri ise; İstanbul milletvekilliği yapan, belediye başkanı olan, kimyager felsefeci ve de müzeci olan Halil Ethem Bey ve de nümizmat İsmail Galip Bey’dir.

 

Türk tarihinde, ilk Türk arkeolog olarak kabul edilen kişi Osman Hamdi Bey’dir. İlk arkeolojik araştırma ve çalışmalarını Bağdat’ta gerçekleştirdikten sonra gerekli olan yasanın çıkartılmasını sağlayan Osman Hamdi Bey, ülkemizde gerçekleştirilen bütün arkeolojik araştırma ve çalışmaların kontrolünü üstlenmiştir. Böylelikle Osman Hamdi Bey, modern arkeolojinin Osmanlı Devleti döneminde temellenmesini sağlamıştır. 1887 ile 1888 yılları arasında Osman Hamdi Bey tarafından gerçekleştirilen Sayda Kral Mezarlığı kazıları en önemli arkeolojik kazısı olmaktadır. Bu kazı sırasında tüm dünya tarafından bilinen İskender Lahdi bulunmuştur.

 

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin yaklaşık olarak 29 yıl boyunca müdürlüğünü yapmış olan Osman Hamdi Bey, bu müzeyi dünyanın önemli ve sayılı müzeleri arasına eklemeyi başarmıştır. Çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu olarak görülen Osman Hamdi Bey, Osmanlı Devleti döneminde ilk Türk müze yöneticisi olarak bilinmektedir. Ayrıca Sanay-i Nefise Mekteb-i Alisi’nin kurucusu Osman Hamdi Bey’dir ve buranın günümüzdeki varlığı, İstanbul’da bulunan Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürmektedir. İlk Türk ressamları arasında yer alan Osman Hamdi Bey, Türk resim anlayışında figürlü kompozisyonları kullanan ilk ressam olarak da Türk tarihine adını yazdırmıştır.

Yaşamı ve Eğitim Hayatı

1842 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Osman Hamdi Bey’in babası ilk Maden mühendislerinden birisi olan İbrahim Ethem Bey’dir. 1877 yılında sadrazamlık makamına getirilen İbrahim Ethem Bey’in altı çocuğunun en büyüğü Osman Hamdi Bey’dir. İlk eğitiminin ardından 1856 yılında Maarif-i Adliye okulunda eğitim almaya başlayan Osman Hamdi Bey henüz 16 yaşında iken karakalem resimler yapması ile çevresinin ilgisini çekmiştir. Daha sonra sadrazam olan babası ile birlikte gerçekleştirdiği Viyana gezisinde sergi ve müzelere gitmiştir. Çocuklarının yurt dışında öğrenim görmesini isteyen babaları daha sonra Osman Hamdi’yi hukuk eğitimi alması için Paris’e göndermiştir. Paris’te 12 sene boyunca hukuk eğitimi gören Osman Hamdi, zamanın ünlü ressamlarından olan Boulanger ile Jean Leon Gerome’nin çıraklığını yapmıştır ve bu esnada son derece iyi bir ressamlık eğitimi almıştır.

 

Osman Hamdi Bey’in Paris’te yaşadığı dönemde resim öğrenimi görmeleri amacıyla Osmanlı Devleti, Süleyman Seyyid ve Şeker Ahmet Paşa’yı Paris’e göndermiştir. Süleyman Seyyid ve Şeker Ahmet Paşa’ya katılan Osman Hamdi Bey Türk resim sanatı için ilk kuşağı oluşturmuştur. Daha sonra Osman Hamdi Bey günümüzde kimde ya da nerede olduğu bilinmeyen “Çingenelerin Molası”, “Zeybeğin Ölümü” ve “Pusuda Zeybek” isimli üç yapıtına 1867 yılında Paris dünya sergisinde göndermiştir.

Çalışma Hayatı

Uzun yıllar boyunca Paris’te yaşayan ve resim sanatı ile ilgilenen Osman Hamdi Bey yurda geri dönmüştür ve devletin çeşitli kademelerinde görevlendirilmiştir. İlk görevi ise Bağdat’ta Yabancı İşler Müdürlüğü olmuştur. Bu görevi sırasında da şehrin farklı görünümlerini tablolara yansıtmıştır. Aynı zamanda burada Bağdat’ın tarihi ve arkeolojisi ile de ilgilenmiştir ve ünlü Ahmet Mithat Efendi ile tanışarak dost olmuştur.

 

Bağdat’taki devlet görevinden sonra İstanbul’a gelen Osman Hamdi Bey, Saray Protokol Müdür Yardımcısı olarak çalışmıştır ve bu devlet görevi esnasında Viyana’da gerçekleştirilen uluslararası Sergi’ye komiser olarak katılmıştır. Daha sonra da 1875 yılında, Kadıköy’ün ilk belediye başkanı olarak görevlendirilmiştir ve bir yıl boyunca bu görevini sürdürmüştür.

 

Osmanlı Devleti ve Rusya arasında gerçekleşen savaştan sonra devlet memurluğu görevinden ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881 yılında Müzey-i Hümayun Müdürü olarak padişahın emri ile müdürlük görevine getirilmiştir. 1 Ocak 1882 yılında da Osmanlı Devleti hükümdarı olan 2. Abdülhamit tarafından Türkiye’de kurulan ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nde müdür olarak görevlendirilmiştir. Bu göreve getirilen Osman Hamdi Bey, okulun binasını mimar olan Vallaury ile birlikte tasarlamıştır. Bina yapımının tamamlanması ve akademik kadronun kurulmasından sonra Osman Hamdi Bey, 2 Mart 1883 tarihinde binayı eğitim ve öğretime açımıştır. Güzel sanatlar okulunda müdür olarak çalışmaya başladıktan sonra Osman Hamdi Bey, eski eserlerin yurtdışına çıkarılmasını yasaklayan bir tüzük hazırlamıştır. Böylelikle Osman Hamdi Bey sayesinde, Osmanlı’daki eski eserlerin batı ülkelerine kaçırılması engellenmiştir.

 

Osman Hamdi Bey, müze müdürlüğü yaptığı sırada ilk Türk bilimsel nitelik taşıyan kazılarını başlatmıştır. Lagina, Sayda ve Ağrı Dağı’nda başlattığı arkeolojik kazılarla Sayda’da bulmuş oldu antik eserler sayesinde ün salmıştır. Çünkü burada yapılan kazılarda İskender Lahitiyer almaktadır. Günümüzde bu kazılarda bulunan eserler İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Bu kazılar sayesinde yapılan araştırmalar sonucunda Osman Hamdi Bey kendisine uluslararası alanda ün kazandıran Sayda Lahiti ile ilgili bir kitap yazmıştır. Bu kitap 1892 yılında Paris’te yayımlanmıştır.

Osman Hamdi Bey Kimdir?

 

Yakın çevresinin farklı kazılarda görevlendiren Osman Hamdi Bey, Aydın Güzelhisar’da yapılan kazılarda Antik Yunan Tanrısı olan Artemis’e atfedilmiş tapınak frizlerini ile birlikte pek çok eseri kazandırmıştır ve bu eserleri Müze-i Hümayun’a getirmiştir. Yine Aydın’da bulunan Sidamara ile Alabanda antik kentlerindeki arkeolojik kazıların başına kardeşini getirmiştir. Bu dönemde Rakka’da, Alacahöyük’te, Langaza’da, Boğazköy’de, Taşöz’de ve Notion’da arkeolojik kazılar gerçekleştirilmiştir.

 

Yapılan tüm arkeolojik kazılar sonucunda elde edilen eserlerin sergilenebilmesi için Osman Hamdi Bey yeni bir bina arayışına girmiştir. Daha sonra o güne kadar Aya İrini’de bulunan eserler, Çinili Köşk’e taşınmıştır. Çinili Köşk’ün de yetersiz gelmesi nedeniyle bugün de faaliyette olan İstanbul Arkeoloji Müzesi inşa ettirilmiştir. Osman Hamdi Bey bu binanın inşa ettirilebilmesi için dönemin yöneticilerini şahsen ikna etmiş ve bunun için çalışmıştır. Tam olarak 3 aşamada amamlanan İstanbul Arkeoloji Müzesi binasının bir kısmı 1899 yılında, ikinci kısmı da 1903 yılında ziyarete açılmıştır. Müzenin üçüncü bölümü ise 1907 yılında ziyaretlere açık hale gelmiştir. Günümüzde hala bu müze içerisinde kütüphane, modelhane ve fotoğrafhane bölümleri yer almaktadır.

Eserleri

Bilim insanlığı, ressamlığı ve yöneticiliği ile hem Türk tarihinde hem de dünya tarihinde önemi bulunan, sanat dünyasının önde gelen isimlerinden Osman Hamdi Bey pek çok esere imzasını atmıştır. Yıllarına göre bu eserler şunlardır:

  • 1867; Çıplak
  • 1871; Kökenoğlu Rıza Efendi
  • 1879; Kahve Ocağı
  • 1980; Haremden, İki Müzisyen Kız, Çarşaflanan Kadınlar
  • 1881; Vazo Yetiştiren Kız, Leylak Toplayan Kız, Gebze Manzara
  • 1882; Cami Önündeki Kadınlar, Kız Tevfika, Yeşil Cami Önü
  • 1890; Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız I, Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız II
  • 1901; Mihrap
  • 1902; İlahiyatçı
  • 1903; Yaşlı Adam Önünde Çocukların Mezarları
  • 1904; Feraceli Kadınlar, Pembe Başlıklı Kız
  • 1906; Kaplumbağa Terbiyecisi, Mimozalı Kadın
  • 1908; Şehzade Türbesinde Derviş, Silah Taciri, Beyaz Entarili Kız, Kahvedeki Bozayı
  • 1910; Arzuhalci, Kur’an Tilaveti, Naile Hanım Portresi

Nazım Terzioğlu

Nazım Terzioğlu

Nazım Terzioğlu, 1912 yılında Kayseri’de dünyaya gelen ve 20 Eylül 1976 tarihinde İstanbul Silivri’de yaşamını yitiren matematik profesörü, bilgin Türk bilim insanıdır. Matematik profesörü olan Terzioğlu bir dönem İstanbul Üniversitesi’nde rektörlük görevini de yerine getirmiştir.

Eğitimi

İlköğrenimini doğduğu şehir olan Kayseri’de alan Terzioğlu orta öğrenimine İstanbul’da başlamış ve İzmir’de tamamlamıştır. O dönemlerde ülkedeki en önde gelen matematik öğretmenlerinin bulunduğu İzmir Lisesi’nde eğitim alan Terzioğlu buradan 1930 yılında mezun olmuştur. Daha sonra da yurtdışında eğitim almak amacıyla sınava girmiş ve kazanmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından matematik alanı üzerine eğitim almak üzere Almanya’ya gönderilmiştir. Münih ve Göttingen üniversitelerinde matematik üzerine yüksek öğrenimi tamamladıktan sonra da doktora eğitimi için o dönemin en ünlü matematikçisi olan Profesör Dr. Constantin Caratheodory’den der almıştır.

Akademik Çalışma Hayatı

Almanya’da matematik alanında eğitim aldıktan sonra Türkiye’ye geri dönen Nazım Terzioğlu İstanbul Üniversitesi’nin Fen Fakültesi bünyesindeki Matematik Enstitüsü’nde 1937 yılında asistan olarak görev almaya başlamıştır. Burada akademik kariyerine devam eden Terzioğlu 1942 yılında doçentlik unvanını aldıktan sonra da yeni kurulmuş olan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Matematik Enstitüsü’nün profesörlüğüne 1943 yılında getirilmiştir. Ankara Üniversitesi’nde iki yıl boyunca çalışan Terzioğlu aldığı profesörlük unvanıyla birlikte 1944 yılında İstanbul Üniversitesi’ne geri dönmüştür ve 1950 ile 1952 yılları arasında burada, fen fakültesinde dekan olarak görev almıştır. Bu sırada Terzioğlu ülkemizde eksikliği söz konusu olan birçok bilimsel kurumların da kurulmasında etkili olmuştur. İstanbul Üniversitesi’ndeki dekanlık görevinden ayrıldıktan sonra da yine fen fakültesine bağlı olan Matematik Enstitüsü’nde Analiz Kürsüsü Başkanı olarak 1953 yılında görev almıştır.

Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin kurulmasında etkisi büyük olan Nazım Terzioğlu 1965 ile 1967 yılları arasında hem İstanbul Üniversitesi’ndeki akademik kariyerine devam etmiş hem de KTÜ’de rektörlük görevini yerine getirmiştir.  1967 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ndeki görevine geri dönmüştür ve 1969 ile 1971 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi’nin rektörü olarak seçilerek görev almıştır. İstanbul Üniversitesi rektörlüğü görevini iki dönem olarak gerçekleştiren Terzioğlu, bu görevinin ilk yıllarında İstanbul’da bulunan Şehzade Camisi’nin külliyesine ait olan tarihi bir binayı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden almıştır ve restore ettirmiştir. Ayrıca bu yere son teknoloji bir basımevi kurmuştur ve burayı 1971 yılında fen fakültesinin Matematik Araştırma Enstitüsü ismiyle bilimsel çalışmalar için kullanmaya başlamıştır. Ayrıca Terzioğlu görev yaptığı bu enstitü için satın alma ile bağış yöntemleriyle yaklaşık olarak iki bin ciltlik matematik kütüphanesi de kurmuştur. Bu yere, Nazım Terzioğlu’nun yaşamını yitirmesi üzerine Nazım Terzioğlu Matematik Araştırma Enstitüsü ismi verilmiştir. Bu yer hala aynı isim ile hizmet sunmaktadır.

Nazım Terzioğlu Kimdir?

İstanbul Silivri Belediyesi ile kurduğu iletişimler ve gerçekleştirdiği çalışmalar sonucunda Nazım Terzioğlu, Silivri’de bulunan 35 dönüm kadar bir araziyi İstanbul Üniversitesi için bağışlanmasını sağlamıştır. Bağış yoluyla edinilen bu arazi üzerine İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nin Matematik Araştırma Enstitüsü’ne bağlı olarak üç büyük konferans salonu, on sekiz çalışma odası, kütüphane ve de yurtdışından davet edilecek olan bilim insanlarının konuk edilmesi amacıyla oluşturulmuş bir misafirhane yaptırılmıştır.

Çalışmaları

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü görevi sırasında Nazım Terzioğlu, Enez’de bulunan Dragonya yöresinde güneşin ve suyun insan sağlığındaki önemi ile etkisini incelemek amacıyla İstanbul Üniversitesi Mediko Sosyal Hidro Helyo Terapi Araştırma Merkezi’nin kurulmasında da etkili olmuştur. Günümüzde bu merkez hala kullanılmaktadır.

Türkiye’de matematik biliminin gelişmesini sağlayan Terzioğlu büyük çabalar içine girmiştir ve matematiğin gençler arasında gelişmesi gerektiğine yönelik olan inancıyla Türkiye’de ilk defa lise öğrencileri için 1961 yılında matematik yarışması düzenlemiştir. Ayrıca Nazım Terzioğlu, kurucuları arasında yer aldığı ve yirmi yıl boyunca başkanlık görevini yürüttüğü Türk Sırfi ve Tatbiki Matematik Derneği’nde lise öğrencileri için 1969 yılına kadar otuz dört matematik kitabını yayınladı. Daha sonraları Türk Matematik Derneği ismini alan bu kurum, Nazım Terzioğlu’nun çalışmaları sayesinde gençler arasında yaygınlık kazandı ve matematik gençler arasında daha fazla sevilebilir bir hale geldi. Aynı zamanda Terzioğlu 1972 yılına kadar da fen fakültesinin matematik bölümünde Nümerik ve Hesap Makineleri Kürsüsü’nü kurdu ve burada başkanlık görevini yürüttü.

Türkiye’de özellikle matematik biliminin gelişmesi ve yaygınlık kazanması için özenli çalışmalarda bulunan Terzioğlu 1942 senesinde yanan İstanbul Darülfünun Fen Şubesi Matematik Kütüphanesi’nin kurulması için girişimlerde bulundu. Farklı ülkelerden ve NATO’dan aldığı bağışlar sayesinde bu kütüphanenin zenginleşmesini sağladı.

Nazım Terzioğlu ayrıca Türkiye’deki matematik kültürünün gelişmesi için direktörlük görevini yürüttüğü Matematik Araştırmaları Enstitüsü bünyesinde, İslam literatürünü matematik alanında tarattı ve antik matematiğe ait olan konik bilgileri değerlendirdi, bilim dünyasına sundu. Terzioğlu’nun bu çalışmalarının sonucunda da Arapça dilindeki iki matematik eserinin yayımlanması gerçekleşmiştir.

Vefatı

Lisansüstü eğitime büyük önem veren ve zeki, yetenekli öğrencilerin özel olarak yetiştirilmesi gerektiğine inanan Terzioğlu bu amaç doğrultusunda 3 Eylül 1973 tarihinde hizmete açılan Silivri tesislerinde yaz kursları, seminerler, geliştirme kursları, kongreler düzenlemiştir ve bu etkinliklere yurtdışında pek çok bilim insanının katılmasını sağlamıştır. Nazım Terzioğlu, kendi hocası olan Finlandiya kökenli Profesör Dr. Rolf Nevanlinna adına düzenlenen bir sempozyumun ilk gününde rahatsızlanmış ve kalp yetmezliği sebebi ile yaşamını yitirmiştir.

Eserleri

Matematiğin gelişmesi için hayatı boyunca çalışmalarda bulunan Nazım Terzioğlu imzası taşıyan eserlerin başlıcaları şunlardır:

  • 1936; Über Finslersche Raeume
  • 1948; Fonksiyonlar Teorisine Başlangıç. Fonksiyonlar Teorisi, Finsler Uzayında Gauss-Bonnet Teoremi
  • 1960; Lise Fen Kolu İçin Modern Geometri: Konikler, Liseler İçin Cebir Temrinleri
  • 1961; Diferansiyel ve İntegral Hesap
  • 1973; Analiz Problemleri
  • 1974; Das achte Buch zu den Conica des Apollonios von Perge re-konstruiert von Ibn al-Haysam
  • 1981; Kitâb al-Mahrûtât Das Buch der Kegelschnitte des Apollonios von Perge

Başarı ve Ödülleri

Nazım Terzioğlu Türkiye’de matematik alanında başarı sağlayan bilim insanlarımızın başında gelmektedir. Hayatı boyunca çeşitli girişimlerle matematiğin gelişmesini ve yaygınlık kazanması amacıyla faaliyetler yürüten Terzioğlu pek çok başarıya imza attığı gibi ödüllere de layık görülmüştür. Türkiye’nin bilim tarihi açısından Terzioğlu’nun en büyük başarılarından bir tanesi Türk Matematik Derneği başkanlığı görevi sırasında Salih Zeki Bey’e ait olan Asar-ı Bakiye isimli eserin 3 cildini de Latin harflerine çevirmesi ve gelecek kuşakların bunlardan yararlanmasını sağlamaktır. Ayrıca Terzioğlu, International Mathematical Union’a Türkiye’yi üye yaparak bir ilke ve başarıya imzasını atmıştır.

Terzioğlu’nun vefatından sonra düzenlenen 10.yıl töreninde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Ana Bilim Dalı kütüphanesinin ismi değiştirilmiş ve bu kütüphaneye Prof. Dr. Nazım Terzioğlu Kütüphanesi ismi verilmiştir. Hahnemann Medical Society of America üyesi olarak 1973 yılında seçilen Terzioğlu, 1974 yılında da Türk Alman ilişkilerinin gelişmesi adına çalışmalarda bulunması sebebi ile Almanya’nın Cumhurbaşkanı tarafından Liyakat Madalyası’na layık görülmüştür.

Yalnızca ulusal değil uluslar arası başarıları da bulunan Nazım Terzioğlu,  Finlandiya Üniversitesi ve Prag Üniversitesi tarafından da madalyaya layık görülmüştür. 1 Aralık 1982 tarihinde de tüm çalışmaları ve Türk biliminin gelişmesinde büyük hizmetleri bulunmasından dolayı Terzioğlu’na TÜBİTAK’tan Hizmet Ödülü verilmiştir.

Mustafa İnan

Mustafa İnan

Mustafa İnan, 1911 Adana doğumluolan ve 5 Ağustos 1967 Freiburg’ta vefat eden Türk Bilim insanıdır. İnşaat mühendisi olan ve akademisyenlik yapan İnan, teorik ve uygulamalı mekanik alanında çalışmalar yaparak döneminin önde gelen inşaat mühendisi bilim insanları arasında yerini almıştır. Türkiye’de bilimin gelişmesi amacıyla çalışmalar yapan ve yaşamını buna adayan İnan, 1957 ve 1959 yılları arasında da İstanbul Teknik Üniversitesi’nde rektörlük görevini icra etmiştir. Aynı zamanda yaptığı bilimsel çalışmalarla TÜBİTAK’ın kurucularından biri olarak önem kazanmıştır.

Yaşamı ve Eğitim Hayatı

1911 yılında Adana’da dünyaya gelen Mustafa İnan’ın babası seyyar bir posta memuru Hüseyin Avni Bey, annesi ise Rabia Hanım’dır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Fransız işgali sebebiyle ailesi ile birlikte Adana’dan ayrılan Mustafa İnan, Konya’ya yerleşmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın sonlanması ve Fransız işgalinin son bulması ile memleketine ailesi ile birlikte geri dönen İnan, burada ilk eğitimini ve orta eğitimini almıştır. Orta eğitimini aldığı sırada, son sınıftayken parasız yatılı okulda okuyan Mustafa İnan, matematiğe karşı olan ilgisinden dolayı burada Riyaziyeci Mustafa olarak isimlendirildi. Ney çalmaya karşı olan ilgisi ile de ön plana çıkan İnan, Mevlana ve Yunus Emre gibi filozofların yaşamlarını incelemeye başladı.

Parasız yatılı okuldaki eğitimini 1931 yılında birincilik ile bitiren Mustafa İnan aynı zamanda Yüksek Mühendis Mektebi’ne de birincilik ile girmeye hak kazandı. Yüksek eğitim alırken de aynı zamana edebiyatla ve tiyatroyla da ilgilendi. Girdiği İstanbul teknik Üniversitesi’ni de birincilikle bitiren İnan, doktora eğitimini almak amacıyla devletin sağladığı bursla Zürih’e gitti ve Eidgenössische Technische’de eğitim aldı. Burada Vrendel kirişleri alanında çalışmalar yaptı ve Vrendel tipli köprülerin araştırmasını gerçekleştirdi. Mustafa İnan ayrıca Fotoelastisite ile ilgili olarak araştırma yapan ilk Türk bilim insanı olarak da tarihe adını yazdırdı.

Doktora eğitimini tamamlayan ve 1941 yılında derecesini alan İnan, ‘’Kayma Merkezi’’ isimli ilk makalesini 1943 yılında yayımladı. Bu makale yayını ile birlikte Mustafa İnan, Türk bilim insanları arasında yurt dışında doktora yapan ilk bilim insanı olarak da Türk tarihine adını yazdırdı.

1942 ve 1944 seneleri arasında Türkiye’ye gelerek vatani görevini yapan İnan daha sonra 1944 yılında, Türkiye’nin ilk kadın arkeoloğu olan Jale İnan ile bir evlilik gerçekleştirdi.

Akademik Hayatı

Doktora eğitimini tamamlamasının ardından Türkiye’ye geri dönerek askerlik görevini yapan ve evlilik gerçekleştiren Mustafa İnan 1944’te Yüksek Mühendis Mektebi’ne yani İstanbul Teknik Üniversitesi’ne Teknik Mekanik ve Mukavemet Muallim Muavinliği görevine getirildi. 1945 yılında da çalıştığı üniversiteden profesör unvanını aldı.

Çalıştığı üniversitede 1950’li yıllarda fotoelastisite Laboratuarı’nı kuran Mustafa İnan, yine aynı üniversitede Teknik Mekanik ve Genel Mukavemet Kürsüsü Başkanı olarak 1946 ve 1954 yılları arasında, İnşaat Fakültesi Dekanı olarak 1954 ve 1956 yılları arasında, rektör olarak da 1957 ve 1959 yılları arasında görev aldı. Böylelikle Mustafa İnan, Türkiye’de en genç rektör ve en genç dekan olarak da tarihe geçti. Akademik başarılarının yanı sıra akademik yöneticilik alanında sağladığı başarılar nedeniyle Mustafa İnan 1957 yılında İtalyan Hükümeti tarafından iyi yöneticilere verilen Grand Ufficale Unvanı’na sahip oldu.

Dünyadan ilk yapay uyduların gönderildiği yıllar olan 1959 ve 1964 yılları arasında Mustafa İnan ‘’ Suni Peyklerin Yörünge Hesaplarına Dair Bazı Sonuçlar’’ adlı makaleyi yazmıştır. Bu makale ile birlikte toplam 11 adet bilimsel makale yayımlamıştır. 1961 yılında da ‘’Taşıma Matrisi’’ kavramını Elastomekanikte İntikal Matrisi adlı bilimsel makalesinde tanımlamıştır ve böylelikle taşıma matrisi problemi üzerinde dünyada çalışma yapan ilk bilim insanı olarak Mustafa İnan tarihe geçmiştir.

Mustafa İnan Kimdir?

1962 senesinde gerçekleştirilen farklı konferanslarla üniversiteleri teorik düzeyde bilgisayarlarla tanıştıran İnan, rektörlük görevinden sonra Bayındırlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’ndan teklifler almıştır fakat bu teklifleri olumlu olarak yanıtlamamıştır. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma yani TÜBİTAK’ın fikir babaları arasında yer alan İnan, bu kurumun kurucularından biri olmuştur ve TÜBİTAK’ta 1963 ile 1967 yılları arasında Bilim Kurulu Üyesi olarak çalışmalarda bulunmuştur. Daha sonra 1967 yılının Mart ayında TÜBİTAK’ın başkanlığına seçilmiştir.

İnşaat mühendisi olan, kendi alanında pek çok bilimsel çalışmaya ve ilke imzasını atan Mustafa İnan, kendi alanı dışında bilim dalları ile de ilgilenmiştir. Kendi bilimsel alanında gerçekleştirdiği seminerlerin ve yayınladığı bilimsel makalelerin yanında Düşünme Sanatı, Arya-Dharma ile ilgili de çalışmalar yapmış, yazılar yayınlamış ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde konferanslar vermiştir. Ayrıca Mustafa İnan, başta Türkçe olmak üzere Musevice, Farsça ev Arapça kelimelerin ve anlamların üzerinde çalışmalar yapmış, ‘’Dil ve Matematik’ adlı bir makale de yayımlamıştır.

Almanya, İsviçre ve Amerika Birleşik Devletleri’nde mesleki ve bilimsel çalışmalar yapmak amacıyla 6 ay süre ile görevlendirildiği esnada, Türkiye’de iken nedeni anlaşılamayan hastalığı sebebiyle Almanya’nın Freiburg kentine tedavi olmak amacıyla giden İnan, burada tedavisi gerçekleştirilirken 1967 yılının 5 Ağustos tarihinde vefat etmiştir. 10 Ağustos 1967 yılında cenazesi İstanbul Teknik Üniversitesi’ne getirilen İnan için tören düzenlenmiştir ve cenaze Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Vefatından sonra TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu, 1971 yılında TÜBİTAK Hizmet Ödülü’nü Mustafa İnan’a vermeyi kararlaştırmıştır. Ayrıca Mustafa İnan adı, İstanbul ile Ankara arasında bulunan bir viyadüğe ve de İstanbul Teknik Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’ne verilmiştir.

Yayınlanan Makaleleri ve Kitapları

Mustafa İnan, Bilimsel ve akademik alanda pek çok çalışma ile birlikte makalelere de imzasını atmıştır. Mustafa İnan imzası taşıyan bilimsel makalelerin başlıcaları şunlardır:

  • 1943 yılında; Kayma Merkezi
  • 1951 yılında; Shear Center of Semi Elliptical Cross-Section
  • 1952 yılında; Elastic Stability of a Cylindirical Strip Subjected to Simple Bending, Çok Şekil Değiştiren Cisimlerin Elastisite Teorisine Dair
  • 1953 yılında; Durchslagsstabilitæt eines Zylindrischen Flæchenstreifens under der Wirkung der Biegemomentes
  • 1959 yılında; Suni Peyklerin Yörünge Hesaplarına Dair Bazı Sonuçlar, Termik Asıllı İlkel Gerilmelerin Doğuşu
  • 1961 yılında; İç Basınca Maruz Çok Kalın Küre Kabuklarının Plastik Durumu, On the Hypoteses used in the Non-Uniform Torsion, The Carry-over Matrix in Elastomechanics
  • 1962 yılında; Dağlı Yüklere Maruz Kolonların Burkulmasına Dair, An Approximate Method in Calcultating the Finite Displacements of Beams
  • 1963 yılında; İki Ucu Mafsallı Dağılı Yüklere Maruz Kolonun Burkulmasına Dair, The Stability of Circular Arches and Carry-over Matrix
  • 1964 yılında; İp Çokgeni Denklemi ve Nümerik İntegrasyon, Sıfır Kuvvet Sistemleri ve Saint-Venant Prensibi

Mustafa İnan bilimsel makalelerinin yanı sıra akademik olarak yazılmış, telifli kitaplara da sahiptir. Mustafa İnan’ın telifli kitapları ise şunlardır:

  • 1948 yılında; Elasto- Mekanikte Başlangıç Değerleri Metodu ve Taşıma Matrisi
  • 1966 yılında; Elastik Çubukların Genel Teorisi
  • 1967 yılında; Cisimlerin Mukavemeti
  • 1969 yılında; Düzlemde Elastisite Teorisi

Mustafa İnan’a ait olan bilimsel alanda çeviris yapılmış olan eserler ise şunlardır:

  • 1948 yılında İngilizceden çeviri; Cisimlerin Mukavemeti, Kısım I, Cisimlerin Mukavemeti, Kısım II
  • 1950 yılında İngilizce’den çeviri; Plak ve Kabuklar Teorisi
  • 1952 yılında Almanca’dan çeviri; Elemanter Mukavemet

 

 

İsmail Hakkı Aydın

İsmail Hakkı Aydın

İsmail Hakkı Aydın, 1954 yılında Trabzon’da dünyaya gelen düşünür, şair, güftekar, hattat, teolog, beyin cerrahı ve Türk bilim insanıdır. Çok yönlü bilim insanlarımızdan birisi olan İsmail Hakkı Aydın ilk eğitimini doğduğu şehir olan Trabzon’un Maçka ilçesinde tamamlamıştır. Orta eğitimini ve lise eğitimini Trabzon’da alan Aydın daha sonra Atatürk Üniversitesi’ni kazanmış ve Atatürk Üniversitesi tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Tıp fakültesini bitiren Aydın daha sonra Beyin Cerrahisi Kürsüsü’nde asistan doktor olarak görev almıştır.

Beyinler arası iletişim, nöroşirürji, holografik beyin ve nörofilozofi alanlarında bilimsel çalışmalar yapan İsmail Hakkı Aydın, tıp bilimi insanlığının yanı sıra sanat ve edebiyat alanı ile de yakından ilgilenmiş, bu alanlarda da eserlerde bulunmuştur. Türk musikisi, şiir, hat sanatı, teoloji ve edebiyat alanlarıyla da yakından ilgili olan Aydın, bu alanlarda da yazılar yazmış ve konferanslar da vermiştir. Çeşitli dergi ve gazetelerde sanat alanları ile ilgili yazdığı makaleleri yayınlanmıştır. İsmail Hakkı Aydın kendine has şiirler yazmıştır ve rubai formu içinde aruz vezninin yanında heceyi de kullanmıştır. Bu anlamda tamamen kendisine özel bir tarz geliştirmiştir. Ayrıca Aydın’a ait olan yaklaşık 100 güfte çeşitli sanatçılar tarafından bestelenmiştir.

Akademik Çalışma Hayatı

Tıp mezuniyetinin ardından asistan doktor olarak çalışmaya başlayan Aydın daha sonra İstanbul Üniversitesi’nin tıp fakültesinde Nöroşirürji Kürsüsü’nde eğitimine devam etmiştir. Yurtiçindeki tıp eğitiminden sonra da Zürich Üniversitesi’nde bulunan Nöroşirürji Kliniği’nde ihtisas tezi ile birlikte mikronöroşirürji çalışmaları yapmıştır. İsmail Hakkı Aydın, Zürich Üniversitesi’ndeki ihtisasını yine başarılı Türk bilim insanlarımızdan olan Profesör Dr. Gazi Yaşargil’in yanında, Beyin Cerrahisi’nde yapmıştır. İhtisas eğitimi sonrasında da Zürich Mikronöroşirürji Araştırma Merkezi’nde görev almış ve serebro Vasküler mikro cerrahi dallarında çeşitli araştırmalar gerçekleştirmiştir.

Aldığı Ödül ve Başarılar

1984 yılında Türkiye’ye dönen İsmail Hakkı Aydın Ankara Üniversitesi’nin tıp fakültesindeki Nöroşirürji Anabilim Dalı’nın başkanlığına getirilmiştir. 1985 yılında da ‘Ameliyatları Uzaktan Eşzamanlı İzleme ve Kayıt Sistemi’ ile Mikronöroşirürji Araştırma Laboratuarı’nı Türkiye’de ilk kez kurmuştur. Tıp bilimi dünyasına büyük katkıları bulunan Aydın aynı zamanda başka bir tıp alanında daha imzasını atmıştır. 1988 yılında beyin ve damar tıkanıklıkları operasyonlarında kullanılacak olan bir ameliyat tekniğini geliştiren İsmail Hakkı Aydın, bu tekniği literatüre kendi adıyla geçirmiştir. Bu tekniğinden ve başarısından dolayı da 1990 yılında TÜBİTAK’tan ödül almıştır. Aydın’ın aldığı bu ödül, dönemin Cumhurbaşkanı tarafından kendisine verilmiştir.

Anevrizma ve beyin kanamalarının tedavisinde gerçekleştirdiği uluslar arası nitelikli araştırmalarından ve bu alanlarda yaptığı katkılardan dolayı İsmail Hakkı Aydın’a 1991 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nden International Fellow ödülü ile F.C.N.S unvanı verilmiştir. Aydın, 1991 yılında ayrıca bu çalışmaları nedeniyle rektörlük ve dekanlık tarafından da ödüllendirilmiştir. 1992 yılında Türk Nöroşirürji Araştırma Ödülü’nü almaya da hak kazanan İsmail Hakkı Aydın, aynı yıl içinde Avrupa Strok Bilim Konseyi’ne de seçilmiştir. Bu konsey tarafından Aydın’a Uluslararası Bilim Adamı Ödülü ve de F.I.C.A. Payesi de verilmiştir.

İsmail Hakkı Aydın Kimdir?

İsmail Hakkı Aydın, 1992 ve 1995 yılları arasında ABD’den Nöroşirürjide Sürekli Tıp Eğitimi Kredi Ödülleri’ni sürekli olarak almıştır. Aynı zamanda 1993 yılında ABD’de bulunan Beyin Tümörleri Konseyi ve benzeri gibi pek çok idari ve bilimsel kurulların üyeliklerine alınmıştır.  Ayrıca Aydın, Congress of Neurological Surgeons’ta uluslararası yönetim kuruluna seçilmiştir ve aynı zamanda bu kurulda yer alan ilk Müslüman ve Türk bilim insanı olmuştur.

Dünyanın çeşitli yerlerinde düzenlenen bilimsel konferanslara davet edilen İsmail Hakkı Aydın, pek çok uluslararası toplantıya katılmıştır. 1994 yılında Uluslar arası Skull Base Cerrahisi Kongresi’nde resmi lecturer olan Aydın, 1995 yılında da CNS Uluslararası Bilim Konseyi’ne seçilmiştir.  1997 yılında kendi tıp uzmanlığı alanında yaptığı bir araştırma sayesinde de uluslararası nöroşirürji dergisinin kapağında çıkmıştır.

1999 yılında Türk Nöröşirürji Ödülü’ne layık görülen Aydın 2000 yılında da ABD Beyin Cerrahisi Birliği’nce 2000 yılının uluslararası konferansçısı seçilmiştir. Türkiye’de ve yurtdışında birbirinden farklı ödüllere layık görülen ve başarılara imzasını atan İsmail Hakkı Aydın, 2001 yılında da dünya bilimlerine katkıda bulunmasından dolayı Hindistan tarafından Kristal Küre ile ödüllendirilmiştir. Pakistan Beyin Cerrahisi Kongresi’ne 2004 yılında şeref konuğu sıfatı ile katılım sağlayan İsmail Hakkı Aydın, bu konferansta konuşmalar yapmıştır ve kendisine Annual Awar 2004 ödülü takdim edilmiştir.

Dünyanın pek çok yerinde tıp alanında araştırmalar yapan, eğitim amaçlı olarak ameliyatlar gerçekleştiren, davetli olarak konferanslara katılım sağlayan ve dersler veren İsmail Hakkı Aydın 2015 yılında American Association of Neurological Surgeons’tan Ömür Boyu IFAANS unvanını almıştır. Uluslar arası nitelik taşıyan ve hem yerli hem de yabancı olmak üzere 200’ü geçkin bilimsel çalışmaya imzasını atan Aydın, verdiği dersler ve eğitimlerle pek çok doktorun, doçentin ve profesörün yetişmesini sağlamıştır.  Tıp alanında dünya çapında önde gelen isimlerden bir tanesi olan İsmail Hakkı Aydın, hem yurtiçinde hem de yurtdışında pek çok makalede, kitapta ve tezde kaynak olarak gösterilmiştir.

Kitapları

Tıp bilimi insanlığının yanı sıra edebiyat, şiir ve felsefe ile de ilgilenen İsmail Hakkı Aydın pek çok hitaba imzasını atmıştır. İsmail Hakkı Aydın’ın imzasını taşıyan kitapların bazıları yayımlanış yıllarına göre şunlardır:

  • 1991; Suzi Dilârâ
  • 2000; Aşk
  • 2002; Vuslat
  • 2010; Nefes
  • 2013; Hicran, Rabbim Beni Doktorlardan Koru!
  • 2014; Ya Hayy!
  • 2015; Ah Bu Doktorlar!
  • 2016; Beynin Şifresi, Öfke Kontrolü ve Motivasyon, Beynin Şifresi
  • 2017; Ah Bu Hastalar!, Bir Beyin Cerrahının Anıları
  • 2018; Rubâiyyât-ı Bircis, Beyin Sizsiniz, Aforizmalar, Ah Bu İnsanlar, Yapay Zeka, Düşünce Sizsiniz
  • 2019; Beyin Tanrısal Bir Parçacık

İsmail Hakkı Aydın tarafından yazılmış olan ve çeşitli ulusal ve uluslararası platformlarda, dergilerde yayımlamış olan bilimsel yüzlerce yayının bazıları ise şunladır:

  • 1980; Pineal region tumours, Dermoid cysts of anterior fontanella
  • 1981; The angiographic localization of the cerebral venous angle
  • 1982; The treatment of patients with cervical trauma, hospitalised within one year period, and results
  • 1982; Intraspinal arachnoidal cycts
  • 1982; Alveolar hydatid cysts in the cerebral localisation
  • 1982; Intraspinal meningocell
  • 1982; Acut subdural haematoma and prognosis
  • 1982; Decerebration rigidity
  • 1982; Intradural lumbar disc hernia
  • 1982; Neurogenic Pulmonary Aedema
  • 1983; Galen vein aneurysm
  • 1983; Intracranial hydatid cysts
  • 1984; Cauda equina syndrome as a result of achondroplasia
  • 1984; Clinical analysis of 216 intervertebral disc herniation
  • 1984; Primary repaire of cranial deffects with otogenous cranial fragments
  • 1984; Infertility as a result of hypophyseal dysfunction
  • 1985; Moya-Moya disease
  • 1985; A rare complication of ventriculoperitoneal shunts
  • 1985; Lumbar epidural venography in the diagnosis of lumbar disc hernia
  • 1985; Prognostic value of lactic ascite in head injuries
  • 1985; Supratentorial cortical astrocytoma
  • 1985; Report of two cases
  • 1986; Alveolar hydatid disease of the brain

Halil İnalcık

Halil İnalcık

Halil İnalcık, 7 Eylül 1916 İstanbul doğumlu olan tarih profesörü bir Türk bilim insanıdır. Yazdığı eserlerle Osmanlı Devleti ve Türk tarihine ışık tutan, ekonomik, siyasi ve kültürel tarih alanlarında tarih bilimine katkıda bulunan İnalcık yalnızca Türk tarihi için değil dünya tarihi için de oldukça önemli bir isimdir. The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 adlı eseri ve An Economic and Social History of the Ottoman Empire adlı eseri Arapça’ya ve bütün balkan dillerine çevrilmiş, dünyanın önde gelen üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.

Halil İnalcık Kimdir?

Tarih alanında yaptığı çalışmalar, yazdığı eserle ve de yetiştirdiği öğrencilerle tanınan Türk bilim insanı Halil İnalcık, Tarihçilerin Şeyhi ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmaktadır. İyi düzeyde Fransızca, İngilizce, Almanca; çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi ve orta düzeyde İtalyanca, Arapça ve Farsça bilmektedir. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde uzun yıllar boyunca çalışan İnalcık, Chicago Üniversitesi’nde 1972 senesinde Osmanlı Tarihi kürsüsünü ve de Bilkent Üniversitesi’nde de 1993 senesinde Tarih bölümünü kurmuştur. 25 Temmuz 2016 yılında çoklu organ yetmezliği nedeniyle Ankara’da vefat etmiştir.

Halil İnalcık vefat ettikten sonra Ankara Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi’nde cenaze töreni düzenlenmiştir. Ardından Bakanlar Kurulu’nun kakarıyla İnalcık’ın mezarı Fatih Sultan Mehmet’in türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haznesi’ne defnedilmiştir. Daha sonra dönemin cumhurbaşkanının emriyle İnalcık için özel, Osmanlı kabirlerinin özelliğini taşıyan bir kabir yapılmıştır.

Eğitim Hayatı

1916 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Halil İnalcık ve ailesi 1924 yılında Ankara’ya yerleşmiştir. Babası Seyit Osman Nuri Bey’dir ve Kırım göçmenidir. İnalcık’ın Annesi de Ayşe Bahriye Hanım’dır. Ankara’ya yerleşmeleri ile birlikte Ankara Gazi Mektebi’nde 1930 yılına kadar eğitim alan İnalcık, bir yıl da Sivas Muallim Mektebi’nde eğitim almıştır. 1931 yılında orta öğrenimini Ankara Gazi Muallim Mektebi’nde tamamlayan İnalcık daha sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi’ne giderek lise eğitimini almıştır. Üniversite eğitimi için 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne gitmiş ve Yeni Çağ Tarihi bölümünde okumuştur. 1940 yılında mezun olan İnalcık, okuduğu fakültede asistanlığa başlamıştır.

Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini 1942 yılında Ankara Üniversitesi’nde veren Halil İnalcık daha sonra 1943 yılında Viyana’dan Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı isimli teziyle doçentliği almıştır. İnalcık, ‘Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği’ adlı tezini yazmasıyla birlikte profesörlük unvanına sahip olmuştur.

Çalışma Hayatı

Asistan olarak lisans eğitimi aldığı üniversitede kalan İnalcık, doçentlik unvanını almasından sonra da uzun yıllar boyunca aynı üniversitede kalmıştır ve Osmanlı ve Avrupa Tarihi ile ilgili dersler vermiştir. Eğitim ve çalışma hayatındaki başarılı nedeniyle 1947 senesinde Türk Tarih Kurumu üyeliğine seçilmiştir. İnalcık, 1949 yılında da İngiltere’ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar ile ilgili çalışmalarını yürütmüştür. Osmanlı tarihine ait ola kalıntıları Calendar of State Papers’ta toplayan İnalcık, Public Record Office’te de Osmanlı’ya ait kaynakların taramasını yapmıştır. Yurtdışında Türk tarihi ile ilgili kaynak çalışmalarını yapan Halil İnalcık, 1951 senesinde Türkiye’ye dönüş yapmıştır. Türkiye’ye döndükten sonra Harvard, Columbia, Pennsylvania ve Princeton üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak çalışmaya devam eden İnalcık, burada dersler vermiştir ve 1972 senesinde Ankara Üniversitesi’nden emekli olarak Chicago Üniversitesi’ne giderek Osmanlı Tarih Kürsüsü’nü kurmuştur. 1973 yılında da tüm dünyada bilinen ve farklı dillere çevrilen The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 kitabını yayımlamıştır.

Yaptığı çalışmalarla Osmanlı ve Türk tarihine yönelik olarak yeni bilgilerin elde edilmesini sağlayan Halil İnalcık, International Association for Social and Economic History of Turkey isimli uluslar arası nitelik taşıyan bir birlik kurmuştur ilki 1977 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde olmak üzere toplamda 11 kez toplanan uluslar arası kongrelerin yapılmasını sağlamıştır.

Türkiye’den emekli olduktan sonra Chicago Üniversitesi’nde çalışan Halil İnalcık, 1986 senesinde Chicago Üniversitesi’nden de emekli olmuş 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’ne gelerek Tarih bölümünü kurmuştur. Burada tam olarak 23 yıl süreyle Osmanlı Tarihi Bölümü yüksek lisans ve doktora öğrencilerine dersler vermiştir. Bilkent Üniversitesi’nde tarih bölümünü kurmakla kalmayan İnalcık aynı zamanda burada Center of Ottoman Studies isimli bir merkez de kurmuştur. Bu merkeze farklı arşivlerden topladığı çalışmaları, araştırmaları, yarım kalmış yazıları kısacası 1.000’den fazla araştırmayı ve bilgileri bağışlamıştır.

Hail İnalcık gösterdiği başarılar nedeniyle dünyanın farklı yerlerindeki üniversitelerden fahri doktora almış ve adını, tarih alanına katkısıyla dünyaya duyurmuştur. Uluslararası Biyografi Merkezi, İnalcık’ı bilim insanı listesine dahil etmiştir.

Eserleri

Tarih bilimine ışık tutan, Osmanlı ve Türk tarihinin gelişmesinde önemli bir yeri olan ve ilklere imzasını atan Halil İnalcık pek çok esere imzasını atmıştır. İnalcık’ın imzasını taşıyan, tarihin aydınlanmasına etki eden eserleri kronolojik sırası ile şunlardır:

  • 1954’te Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar
  • 1974’te The Ottoman Empire The Classical Age
  • 1985’te Studies in Ottoman Social and Ecoonomic History
  • 1993’te The Middle East and The Balkans Under The Ottoman Empire, Süleyman the Second and His Time
  • 1994’te An Economic and Social History of the Ottoman Empire
  • 1995’te From Empire to Republic: Essays on Ottoman and Turkish Social History, Sources and Studies on the Ottoman Black Sea
  • 1999’da History of Humanity
  • 2000’de Osmanlı’da Devlet, Hukuk, Adalet
  • 2001’de Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi Cilt 1
  • 2003’te Ottoman Civilization, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Şair ve Patron
  • 2004’te Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi Cilt 2
  • 2005’te Makaleler 1: Doğu Batı, ABD Tarihi
  • 2007’de Atatürk ve Demokratik Türkiye
  • 2009’da Devlet-i Aliyye
  • 2011’de Tanzimat, Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu, Has-Bağçede ‘Ayş u Tarab – Nedimler Şairler Mutripler, Kuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı, Rönesans Avrupası Türkiye’nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci
  • 2013’te Osmanlı ve Modern Türkiye
  • 2014’te Devlet-i ‘Aliyye: Tagayyür ve Fesad, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar II
  • 2018’de Osmanlı İmparatorluğu

Ödülleri ve Fahri Doktoraları

Tarih araştırmalarıyla yazdığı tarih eserleriyle bilinen Halil İnalcık hem ulusal hem de uluslar arası arenada pek çok ödüle layık görülmüş, pek çok üniversiteden de fahri doktora unvanını almıştır. İnalcık’ın aldığı ödüller şunlardır:

  • İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi Ödülü, 1986
  • C. Dışişleri Bakanlığı Yüksek Hizmet Madalya ve Diploması, 1991
  • Sedat Simavi Vakfı Ödülü, 1993
  • Titulesco Medal of High Service, 1995
  • İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Ödülü, 1998
  • C Kültür Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, 2002
  • The 2002 Soranos Friendship Award, 2002

Halil İnalcık ülkemizde olduğu gibi yurtdışında bulunan üniversitelerden de fahri doktora almıştır. İnalcık’ın aldığı fahri doktoralar sırasıyla şunlardır:

  • 1986’da Boğaziçi Üniversitesi, Chicago Üniversitesi
  • 1987’de Atina Üniversitesi
  • 1992’de Selçuk Üniversitesi
  • 1993’te University of Bucharest
  • 1995’te Uludağ Üniversitesi

Biruni

Biruni

Biruni; tıp, astronomi, matematik ve tarih bilgini olarak bilinen Türk bilim insanıdır. 973 yılında Harzem’de doğan Biruni, 1048 yılında Gazne’de vefat etmiştir. Bilim tarihine katkılarda bulunan bilim insanımızın aynı zamanda şair olduğu da bilinmektedir. Türk kökenli bir İslam bilgini olarak tarihte yer edinen Biruni’nin tam olarak adı; Ebu Reyhan Muhammed Ahmed el-Biruni’dir. Batı dünyasında Alberuni ya da Aliboron olarak da bilinmektedir. Farklı bilim alanlarında çalışma yaptığı için büyük bir tanınırlığa ulaşmıştır. Biruni’nin çalışma yaptığı alanlar arasında doğa bilimleri ve coğrafya da bulunmaktadır.

Eğitim Hayatı ve Yaşamı

Biruni ilk eğitimini Yunan asıllı bir bilginden almıştır ve Harzemli gökbilimci ve de matematikçi olan Ebu Nasr Mansur’dan da dersler almış; desteklenmiştir. Küçük yaşta babasını kaybetmesinden dolayı Harzemşahlar tarafından korunmuştur ve sarayda astronomi ile matematik eğitimlerini almıştır. Sarayda kendisine ders veren öğretmenleri ise Abdussamed Hakim ve İbn-i Irak’tır. Sarayda eğitim aldığı esnada ve henüz 17 yaşında iken ilk kitabını yazmıştır.

Biruni Kimdir?

Me’muniler tarafından Harzemşah Devleti’nin alınması üzerine Biruni İran’a gitöiş ve burada yaşamaya başlamıştır ve Ziyariler tarafından koruma altına alınmıştır. Yzmış olduğu El Asar’ul Bakiye isimli eserini de buradayken kaleme almıştır. Bir süre Ziyariler himayesinde yaşayan ve bilimsel çalışmalarına devam eden Biruni daha sonra memleketine geri dönüştür ve Ebu’l Vefa ile birlikte gökbilimi ile ilgili olarak çalışmalar yapmaya başlamıştır.

Gazneli Mahmut’un 1017 yılında HARZEM Devleti’ni yıkması üzerine Gazneliler’in himayesi altına giren Biruni Gazneli sarayında büyük bir itibara sahip olmuştur. bu dönem içerisindeki ilk on yıllık süre içerisinde bilimsel anlamda oldukça verimli olmuştur, yaptığı matematik, astronomi, fizik ve matematik alanındaki çalışmalarında daha fazla derine inme imkanına sahip olmuştur. ‘’Tahkik uma li’l Hind’’ adlı eseri, bu dönem için oldukça önemli bir kaynak olarak bilinmektedir.

Gazneli himayesindeki Biruni, Gazneli Mahmut ile birlikte Hindistan Seferi’ne de katılım sağlamıştır ve burada da Hint asıllı bilim insanlarının dikkatini çekmiştir. Hindistan’ın Gazneli’ler tarafından alınmasının üzerine Biruni, Nendene şehrine yerleşmiş ve yaptığı bilimsel araştırmalara devam etmiştir. Hint toplum ve kültürü üzerine araştırma ve çalışma yapmak isteyen Biruni, Sanskritçe öğrenmiştir ve daha sonra Gazne kentine dönüş yaparak yaşamını burada sürdürmeye devam etmiştir.

Hindistan Seferi’nden sonra Gazne şehrine tamamen yerleşen Biruni’nin en verimli yıllarının bu dönemler olduğu bilinmektedir. Yazımı oldukça uzun süren Tahdidu Nihayet’il Emakın da bu dönemde yani 1025 yılında yayımlanmıştır. ‘’Kanun-, Mesudi’’isimli astronomi içerikli olan eserini ise Biruni, Gazneli Mahmut’un oğlu olan Sultan Mesud’a sunmuştur. Sultan Mesud ise bu kitap karşılığında Biruni’ye fil yükünde gümüş hediye etmiştir. Fakat Biruni, hediyenin kendisini bilimden uzaklaştıracağını söylemiş ve hediyeyi kabul etmemiştir.

Düşünceleri

Bilim dünyasında başarılara imzasını atan Biruni, elle dokunarak ve gözlemleyerek veri toplamanın, kitap okumaktan daha faydalı olduğunu ileri sürmüştür ve bu düşüncesini kendisi uygulamıştır. Tam bir bilim insanı olan Biruni, yaşamı boyunca ırk ayrımını asla yapmamış ve her halktan, her kültürden saygıyla bahsetmiştir. Yaptığı düşünceler ve dinler araştırmalarında ve anlatımlarında kesinlikle söz konusu düşüncelerden ve dinlerden yana bir eleştiride bulunmamıştır. Üstelik söz konusu dinde bulunan deyimleri de hiçbir değişiklik yapmadan aynen kullanmaya özen göstermiştir. Örneğin; Biruni’nin Sanskrit dilini öğrendikten sonra Arapça’ya çevirmiş olduğu Potancalı isimli kitapta, önsözde; insanların düşüncelerinin çeşitli olduğunu, dünyadaki gelişimin ve iyiliğin de bu çeşitliliğe dayandığını ifade etmiştir.

Çocukluk yıllarından itibaren bilime ilgi duyan Biruni, üretici özelliğe da sahip olması nedeniyle döneminin en önemli ve en bilinen bilim insanlarından bir tanesi olmuştur. Örneğin; Sarton, Biruni’nin hayatta olduğu ve bilimsel çalışmalar yaptığı dönem için ‘Biruni Çağı’ ismini kullanmıştır ve kendisinden tüm zamanların en büyük bilgilerinden bir tanesi olarak bahsetmiştir. İbn-i Sina gibi önemli bilim insanları ile de çalışan Biruni içinde bulunduğu çağ ile birlikte kendisinden sonra gelen bilim insanlarına da örnek teşkil etmiştir.

Matematik ve Biruni

Biruni pek çok bilim alanı ile ilgilenen, roman yazan ve şair olan bilim insanlarından biridir. Çoklu bir bilim insanı olması nedeniyle pek çok alanda isminden bahsedilmektedir fakat matematikçi yönüyle de oldukça fazla bilinmektedir. Yaşmış olduğu yüzyıl içerisinde en büyük matematikçilerden biri olarak anılan Biruni, trigonometrik fonksiyonlar ve yarıçapın bir birim olarak kabul edilmesini önermiştir. Ayrıca kosinüs fonksiyonları için kotanjant ve kosekant fonksiyonlarını da eklemiştir. Tüm bunlar ile birlikte Biruni, yeryüzünün yüksekliğini bildiren bir noktadan ufuk açısının ölçülmesi yoluyla merdiven yayı uzunluğunun hesaplaması, geometri bilimi için büyük önem arz etmektedir.

Astronomi ve Biruni

Mesudi fi’l Heyeti ve’n-Nücum adlı eser Biruni’nin astronomi alanında yaptığı çalışmaların başında gelmektedir. Biruni, Kanun isimli eserinde ise Batlamyus ile Aristo’nun görüşlerini tartışma konusu yapmıştır ve dünyanın kendi etrafında dönmesinin olasılığı üzerinde durmuştur. Biruni’nin ele aldığı bu konu astronomi bilimi açısından oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Fakat Biruni’nin bu konu hakkında kesin sonuca ulaşamadığı fikri hakimdir.

Bazı bilim tarihçilerine göre Biruni, Kopernik ile başlangıcı yapılan modern çağdaş astronominin temellerini atmıştır. Biruni’nin Nihayat’ül Emakin adlı eserinde jeolojiden coğrafyaya ve jeodeziye kadar pek konuya değinilmektedir.

Doğa Bilimleri ve Biruni

Mineraller ve değerli taşlar alanında da bilimsel araştırmalar yapan Biruni farklı maddelerin birbirinden ayırt edilmesi için maddelerin sahip oldukları özgül ağırlıkların dikkate alınabileceğini söylemiştir. Bu yaklaşımı ile Biruni içinde bulunduğu çağın en önemli keşiflerinden bir tanesini yapmıştır ve soğuk su ile sıcak su arasındaki özgül ağırlığın farkını bulmuştur.

23 katı haldeki madde ile 6 adet sıvının özgül ağırlıklarını hesaplayan Biruni, bu özgül ağırlıkların değerlerini günümüzdeki değerlere oldukça yakın bulmuştur.

Tıp ve Biruni

Biruni, tıp alanında da bilimsel çalışmalar yapmıştır ve döneminde oldukça adından bu yönüyle de söz ettirmiştir. Tıp alanında onlarca esere imzasını atan Biruni, yaşadığı dönemde bir kadın üzerinde sezaryen ile doğum yaptırmıştır. Ayrıca yararlı otlar üzerinde ve de çeşitli ilaçlar üzerinde yaptığı araştırmaları Kitabu’s Saydane isimli eserinde kaleme almıştır. Bu eser Biruni’ye ait olan son eserdir.

Eserleri

Biruni’ye ait olan toplamda 180’den fazla eser bulunmaktadır. Bu eserlerin 70 tanesi astronomi bilimiyle, 20 tanesi matematik bilimi ile ilgilidir. Ayrıca tıp biliminden, yararlı otlardan, madenlerden, bitkilerden, biyolojiden ve hayvanlardan bahsettiği, araştırmalar yaptığı eserler de bulunmaktadır. Çok yönlü bir bilim insanı olan Biruni imzası taşıyan bu eserlerin ancak 27 tanesi günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Biruni’nin eserlerini ağır bir dil ile yazması neticesinde eserleri Ortaçağ’da Latince diline çevrilmemiştir. Biruni’nin eserlerini ağır bir dil ile yazmasının nedeni ise sıradan vatandaş için değil; bilginler için yazmış olmasıdır. Günümüze kadar gelmiş olan ve Biruni’ye ait olan eserlerin bazıları şunlardır:

  • Kitab’ul Cemahir fi Ma’rifeti’l Cevahir; bu kitabın birinci bölümünde fizyoloji, psikoloji, sosyoloji, ahlak, fıkıh ve tıp bilimine, ikinci bölümünde ise kimya, mineroloji, etnoloji ve madenciliğe yer verilmiştir
  • Asaru’l Bakiye ani’l Kuruni’l Haliye; bu kitap kronolojik tarihi bilgileri içermektedir
  • Tarihü’l Hind; bu kitapta Hindistan tarihi, gelenekleri, coğrafyası, dini ve görenekleri hakkında bilgiler verilmektedir
  • TAHDİD’Ü Nihayet’il Emakin li Tas-hih-i Mesafet’il- Mesakin
  • Kitabu’s Saydane
  • El-Kanun’ül Mes’udi
  • El Asarul Bakiye
  • Kitabu’t Tefhim
  • Harezmi Ziycinin Temelleri
  • Kitabü’s Saydele fi Tıp

 

Aziz Sancar

Aziz Sancar

Aziz Sancar, 8 Eylül 1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde dünyaya gelen Türk bilim insanıdır. Moleküler biyolog, biyokimyager ve akademisyen olan Sancar, 1977 senesinden beri Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşamakta ve akademik çalışmalarını sürdürmektedir. ABD Kuzey Karolina Üniversitesi’nde Biyofizik Programı ile Chapel Hill Sarah Graham Kenan Biyokimya’da çalışmaktadır. Aziz Sancar’ı bilim dünyasında tanınan isimlerden biri haline getirmesine neden olan çalışmaları ise son 20 yıl içinde DNA onarımında kullandığı biyokimyasal yaklaşımlardır.

Aziz Sancar, ilk Amerikalı Türk olarak ABD Ulusal Bilimler Akademisi’ne Maehmet Özdoğan ile birlikte seçilen isimdir. Hasar gören hücrelere ait DNA’ların nasıl onarıldığını ve de DNA’nın genetik bilgilerini nasıl koruduğunu araştırmış ve haritalandırmıştır. Bu sayede de 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü’ne layık görülmüştür.

‘Maxicell’ tekniği, Aziz Sancar tarafından geliştirilmiştir ve ‘Excinuclease-Excision Nuclease’ enzim terimleri Sancar tarafından bulunmuş, ismi konmuştur. Sancar’ın bu önemli buluşları, Oxford Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Sözlüğü’ne dahil edilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır. Türk ve Amerikan vatandaşı olarak yaşamına devam eden Sancar, kendisi gibi biyokimya alanında tanınan isimlerden biri olan profesör Gwen Boles ile evlilik yapmıştır.

Yaşamı

Mardin’in Savur ilçesinde 1946 yılında dünyaya gelen Aziz Sancar, orta gelir düzeyine sahip olan ve çiftçilik ile uğraşan bir ailenin çocuğudur. Yedi kardeşi bulunan Sancar, ailenin yedinci çocuğudur. Sancar’ın ailesinden Türkiye’de tanınan isimlerden bir tanesi de HDP’den milletvekili olan Mithat Sancar’dır. Aile içinde Arapça’yı anadil olarak kullanan Sancar, kardeşleriyle ve sosyal yaşamında Türkçe kullanmaktadır. Dil kullanımından dolayı kamuoyunda Aziz Sancar’ın Arap olduğu haberleri çıksa da Sancar her defasında Türk olduğunu vurgulamaktadır.

Soyu, Oğuz Türkleri’ne ait Hasi koluna dayanan Sancar’ın ailesi Horasan’dan Mardin’e göç ederek gelmişlerdir. Bu nedenle de Sancar ilk eğitimi ile birlikte orta eğitimini Mardin’de almıştır.  Lise eğitiminde futbol ile yakından ilgili olan Aziz Sancar her ne kadar önceleri futbolcu olmak istese de daha sonra bu isteğinden vazgeçmiş ve üniversite eğitimi almak istemiştir. Üniversite eğitimi görmek için de İstanbul’a gitmiştir.

Eğitimi ve Akademik Kariyeri

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1963 yılında kazanan Sancar, fakülteden 1969 yılında birincilik derecesi ile mezun olmuştur. Tıp fakültesi mezuniyetinden sonra memleketine geri dönen ve Savur’da iki yıl bir sağlık ocağında doktorluk yapan Sancar daha sonra TÜBİTAK-NATO bursunu alarak Johns Hopkins Üniversitesi’ne gitmiştir. Daha sonra da Dallas Teksas Üniversitesi’ne gitmiş ve Dallas’ta bulunan üniversitenin Moleküler Biyoloji Programı’na kabul edilmiştir. Moleküler biyoloji alanında Caude Rubert Laboratuarı’nda görev alan Sancar, burada başarı göstermiştir. Bu laboratuarda danışmanı olan Claud Rupert ile birlikte fotoliyaz isimli bir geni klonlamıştır. Bu klonlamayla birlikte genetik mühendisliği çalışmalarıyla da bakterilerde yüksek oranda çoğaltma işlemini gerçekleştirmiştir. Bu gen tarafından kodlanan enzim, ultraviyole ışınlarından dolayı zarar görmüş olan DNA’nın onarımını yapmıştır. Dolayısı ile Aziz Sancar tarafından ortaya konan bu buluş öncelikle yüksek lisans daha sonra da doktora almasını sağlamıştır.

Doktora derecesini aldıktan sonra 1977 ile 1982 yılları arasında Yale Üniversitesi’ne geçen ve burada çalışmaya başlayan Aziz Sancar fotoliyaz çalışmalarına ara vererek nükleotid kesim onarımı üzerine çeşitli araştırmalara yönelmiştir. DNA onarımı üzerine doçentlik tezini de tamamlayan Sancar, 1997 senesinden beri biyokimya ve biyofizik alanında tüm araştırmaları, ABD North Carolina Chapel Hill’de bulunan North Carolina Üniversitesi’nin biyofizik ve biyokimya bölümlerinde gerçekleştirmektedir.

Aziz Sancar, ABD Ulusal Bilimler Akademisi listesine girdikten sonra Amerika’da eğitim alan öğrencilere yardım etmek maksadıyla ve de Türk- Amerikan ilişkilerini daha fazla geliştirmek için kendisi gibi bilim insanı olan eşiyle ile birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı’nı kurmuştur. Bu vakfa bağlı olarak da Amerika’nın Kuzey Kaliforniya eyaletinde Carolina Türk Evi isimli öğrenci misafirhanesini açmıştır. Bilim hayatındaki başarılarıyla dünyaya adını duyuran Sancar, 2006 yılında da Türkiye Bilimler Akademisi’nde asli üye olmuştur.

Başarı ve Ödülleri

DNA onarımı üzerine oldukça uzun yıllardan beri bilimsel araştırmalar yapan Aziz Sancar aynı zamanda kanser tedavileri, biyolojik saat ve de hücre dizilimleri üzerine de çalışmalar gerçekleştirmektedir. Onlarca araştırması bulunan Sancar’ın bilindiği kadarı ile 415 bilimsel makale ile birlikte 33 tane imzasını taşıyan kitap bulunmaktadır. Alanında sayısız başarıları bulunan Sancar, kanser tedavisi amacıyla sirkadiyen saat kullanımını çalışmasıyla çeşitli ödüllere layık görülmüştür. Sancar, 2001 senesinde de Amerikan Kimya Cemiyeti’nden verilen Kuzey Karolina Seçkin Kimyager Ödülü’nü Aziz Sancar için uygun görülmüştür. 2005 yılında ise Aziz Sancar, bilim dünyası için oldukça önemli olan ve en saygın bilim üyelerini bünyesinde barındıran ABD Ulusal Bilimler Akademisi’ne seçilmiştir. Bu akademide yer alan ilk Türk Amerikan bilim insanı Aziz Sancar’dır.

DNA onarımı üzerine bilimsel çalışmalarına aralıksız devam eden Aziz Sancar bu çalışmalarından dolayı İsveç asıllı Tomas Lindahi ve Amerika asıllı Paul Modrich ile birlikte 2015 yılında Nobel Ödülü’ne layık görülmüştür. Alanında başarılı bu üç bilim insanı, 30 yıldan daha fazla süreyle birbirlerinden bağımsız olarak bakteri hücreleri üzerinde çalışmalar gerçekleştirmektedir.

Tomas Lindahi ile Paul Modrich DNA onarımı mekanizmaları üzerinde çalışmalar yapmış, yanlış eşleşme onarımı ve kesim onarımını keşfetmiştir, Sancar ise nükleotid kesim onarımı dalında keşiflerde bulunmuştur. Bu üç araştırmacının araştırmaları ve buluşlarının sonucunda ve özellikle Sancar’ın nükleotid onarımı buluşu ile birlikte deri kanseriyle direkt olarak nedensel ilişki ortaya konmuştur.

Aziz Sancar Kimdir?

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından Aziz Sancar’a Nobel Kimya Ödülü, adına ödül töreni düzenlenen Alfred Nobel’in ölüm yıldönümünde verilmiştir. 2015 yılının 10 Aralık gününde gerçekleştirilen bir tören ile Sancar’a layık görülen bu önemli ödül, İsveç Kralı 16. Carl Gustaf tarafından Sancar’a verilmiştir. Ödülü aldıktan sonra bir açıklama yapan Sancar, kendisini bu ödüle Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekleştirdiği eğitim devrimi olduğunu ifade etmiştir. Bu açıklamadan sonra Aziz Sancar, Türkiye’ye gelerek kendisine verilen Nobel Kimya Ödülü’nü Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Atatürk’ün temsili olan Anıtkabir Müzesi’ne götürmüştür. Dolayısı ile Sancar’ın aldığı madalya ve sertifika günümüzde Anıtkabir Müzesi’nde bulunmaktadır. Ödülü görmek isteyen kişiler, Anıtkabir’de yer alan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’ndeki özel alanda ziyaret gerçekleştirebilmektedir.

Dünyada en prestijli hediyelerden biri olan Nobel Ödülü’ne sahip olan Aziz Sancar için Milli Eğitim Bakanlığı bir okula Aziz Sancar’ın ismini vermiştir. İstanbul’da Aziz Sancar Anadolu Lisesi isimli bir lise bulunmaktadır.

Aziz Sancar’ın sahip olduğu ödüller ve sağladığı başarılar tarih sırasına göre şu şekildedir:

  • 1984 yılında; Genç Araştırmacı Ödülü / ABD Ulusal Bilim Vakfı
  • 1990 yılında; American Society for Photobiology Ödülü / Amerikan Fotobiyoloji Derneği
  • 1995 yılında; National Institutes of Health Ödülü / ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü
  • 1997 yılında; TÜBİTAK Bilim Ödülü
  • 2004 yılında; American Academy of Arts and Sciences Ödülü / ABD Fen ve Sosyal Bilimler Akademisi
  • 2005 yılında; ABD Ulusal Bilimler Akademisi üyesi
  • 2006 yılında; Türkiye Bilimler Akademisi Üyesi / TÜBA
  • 2007 yılında; Vehbi Koç Ödülü
  • 2015 yılında; Nobel Kimya Ödülü

Asuman Baytop

Asuman Baytop

Asuman Baytop, 27 Mart 1920 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiş ve 18 Şubat 2015 yılında İstanbul’da vefat etmiş Türk bilim insanıdır. Botanikçi olarak bilimsel çalışmalarda bulunan Baytop aynı zamanda bitki toplayıcısı ve eczacıdır. Türkiye’nin bilim tarihinde oldukça büyük bir önemi bulunan Asuman Baytop, Türkiye florasına büyük katkılarda bulunmuştur ve bu nedenle dokuz adet bitki türüne ismi verilmiştir. Adını taşıyan bir tanesi; Antalya’nın Akseki ilçesindeki ‘Crocus Asumanjae’ bitkisidir ve Baytop bu bitkiyi 1979 yılında kendisi toplamıştır.

Türkiye florası alanında uzmanlaşan ve bu dalda bilimsel araştırmalarda bulunan Baytop sayısı 150’den fazla arazi gezisine çıkmıştır ve bu gezilerde yaklaşık olarak 23.000 adet bitki örneğini toplamıştır. Topladığı bu bitkileri inceleyen Baytop, Türkiye’de bilimin ve floranın gelişim göstermesi için sekiz türde ve üç alt türde bitkiyi kazandırmıştır. Aynı zamanda Asuman Baytop, İstanbul Üniversitesi’nin Eczacılık Fakültesi Herbayumu ile Farmasötük Botanik Anabilim Dalı’nın kurucusu olarak bilinmektedir. 1989 senesi itibariyle Türkiye’de yapılmış olan botanik eğitimlerinin ve araştırmalarının incelemesini yapan Baytop pek çok ödüle de sahip olmuştur. Ulusal alanda olduğu gibi uluslararası alanda da etkin olan Baytop, yaklaşık olarak 260 adet bilimsel yayına imzasını atmıştır.

Eğitim ve Kariyer Hayatı

İstanbul’da 1920 yılında dünyaya gelen Asuman Baytop’ın babası Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doktorlarından bir tanesi olan Kamil Berk’tir. Cumhuriyet Dönemi’ne doğan Baytop, ilk eğitimi ile birlikte orta ve lise eğitimini de Sainte Pulcherie Fransız Kız Orta Okulu ile Şişli Terakki Lisesi’nde almıştır. Liseyi bitirdikten sonra lisans eğitimi almak üzere İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne giden Baytop Eczacılık Bölümü’nde eğitim almıştır ve 1943 yılında da mezun olmuştur. Lisans mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi’nin Fen Fakültesi’nin çatısı altındaki Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü’ne asistan olarak giren Asuman Baytop burada modern botanik alanında Türkiye’de kurucu olan Ordinaryüs Profesör Dr. Alfred Heilbronn’un asistanlığı ile akademik kariyerine devam etmiştir. Daha sonra da Zürih’e giderek ETH Eczacılık Okulu’nda doktora eğitimini tamamlamıştır. Doktora eğitimini ise Prof. Dr. Hans Flück’ten almıştır.

Doktora eğitimini tamamladıktan sonra 1949 yılında Türkiye’ye geri dönen Asuman Baytop yine İstanbul Üniversitesi’ne geri dönmüştür ve Farmakognozi Kürsüsü’nde asistan olarak çalışmaya başlamıştır. İsviçre’de eğitim aldığı sırada doğadan topladığı 601 farklı bitki örneğini İstanbul Üniversitesi’nin Eczacılık Fakültesi’ne bağışlamıştır. Doçentliğini 1952 yılında alan Asuman Baytop, 1963 yılında da profesörlük unvanını almıştır. Profesör olduktan bir yıl sonra da çalıştığı fakültenin Farmasötik Botanik Kürsüsü’nde direktör olarak çalışmaya başlamıştır.

Akademik Çalışmaları

İlk bilimsel araştırma ve çalışmalarını farmakognozi dalında yapan Baytop daha sonra da botanik alanına yönelerek devam etmiştir. Türkiye’de bulunan farklı yerlerden topladığı bitki türlerini incelemiş ve bu bitkiler içerisinden yararlı olanların yararlarını ve de tıp alanında kullanışlarını çalışmıştır ve bitkilere yerel isimler vermiştir. Yaptığı çalışmaların sonucunda Asuman Baytop TÜBİTAK’a 1968 ve 1986 yılları arasında toplamda altı tane proje sunmuştur.

1959 ve 1982 yılları arasında sekiz doktora öğrencisine danışmanlık yapan Asuman Baytop, Eczacılık Fakültesi’ne ait olan derginin yayın kurulunda üye ve aynı zamanda başkan olarak da 1965 ve 1989 yılları arasında görev almıştır. Yaşamı boyunca yaklaşık 260 bilimsel yayına imzasını atan Baytop, ders kitapları dışında da kendi alanında sözlük çalışmaları yapmıştır. Ayrıca Peter Hadland Davis’in hazırladığı Türkiye Florası eserine de katkılarda bulunmuştur ve bu katkılarından dolayı eserin sekizinci cildi Asuman Baytop’a ithaf edilmiştir.

Yaptığı Geziler

Asuman Baytop meslek yaşamında pek çok botanik gezisi yapmıştır ve bu geziler genel olarak Anadolu, İstanbul ve Trakya yörelerinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle Asuman Baytop’un botanik gezileri temelde üç başlık altında incelenmektedir. İstanbul florası alanında yaptığı çalışmalara Asuman Baytop üniversite eğitimi sırasında başlamıştır. Daha sonra da Alfred Heilbronn tarafından düzenlenen gezilere katılmış ve profesörün asistanı olarak araştırmalarda bulunmuştur. Daha sonraki dönemlerde der İstanbul’un iki yakasını da gezen Baytop, 1950 yılında kuruluşu gerçekleşen Türk Biyoloji Derneği tarafından gerçekleştirilen botanik gezilerine katılım sağlamıştır. İstanbul’da geniş çalışma ve araştırmalar yapan Baytop, İstanbul bitkileri üzerine özellikle yoğunlaşmış ve bu alanda bilimsel yazılar yazmıştır.

İstanbul’a yakın olması sebebiyle Asuman Baytop, Trakya’da da pek çok botanik gezisi yapmıştır. Trakya florası alanında yeterince çalışma yapılmamış olmasından dolayı Trakya, Baytop’un ilgisini çekmiştir ve floranın gelişmesi açısından Baytop bu bölgede sıklıkla botanik gezilerine çıkmıştır. Trakya bölgesinde ilk gezisine 1954 yılında çıkan Asuman Baytop, inceleme ve araştırma yapmak için Tekirdağ’ı tercih etmiştir. İlerleyen dönemlerde de Trakya’da inceleme yapan Baytop toplamda yedi yıl içerisinde 3 kez bölge incelemesine bulunmuştur. Baytop bu gezilerini 1966 ile 1980 yılları arasında daha da fazlalaştırmıştır. 50 kadar Trakya gezisine katılan Baytop, 90’lı yıllar geldiğinde Trakya’daki botanik gezilerine son vermiştir. İSTE’nin kayıtlarına göre Trakya’dan toplanan 7470 örnek bulunmaktadır.

Asuman Baytop Kimdir?

Asuman Baytop, Anadolu’daki botanik gezilerine de asistanlık yapmaya başladığı 1943 yılında başlamıştır. 1945 yılında Heilbronn tarafından düzenlenen geziye katılan Baytop, 1946 yılında da botanik incelemeleri yapmak için Güneybatı Anadolu bölgesine yönelmiştir. 1947 ile 1949 yılları arasında da özel bitki koleksiyonunu ilk kez İsviçre’de oluşturmuştur. İsviçre’den topladığı bitkileri daha sonra İstanbul Üniversitesi’ne bağışlamıştır. İstanbul ili hariç olmak üzere Anadolu’da çıktığı gezilerden yaklaşık olarak 25 bitki toplama gezisine katılan Baytop, yaklaşık 75 geziye de uzak bölgelerde katılmıştır. Anadolu’da binlerce bitki toplayan Asuman Baytop, sekiz yeni tür ve üç alt tür bulmuştur.

Asuman Baytop’un yaptığı Anadolu ev Trakya’daki botanik gezileri emekliye ayrılması ile birlikte son bulmuştur. Fakat Baytop emekli olduktan sonra da İstanbul florası üzerine çalışmalar yapmak amacıyla botanik gezilerine devam etmiştir. Bu araştırmaları ve çalışmalarının sonucunda İstanbul Yöresel Bitkileri isimli bir çalışmayı kapsamlı olarak 2002 yılında yayımlamıştır. Bu çalışmada, Baytop’un yaptığı diğer makale çalışmalarının bir sonucu da kapsamlı olarak yer almaktadır. Günümüzde İSTE’de kayıtlı bulunan ve İstanbul’dan toplanmış olan 8500 bitki örneğinin yüzde 70’inin toplayıcısı Asuman Baytop olarak bilinmektedir.

Ödülleri

Türk bilim insanı olan Asuman Baytop, botanik alanında büyük başarılara imzasını atmış bir isimdir. Yaptığı botanik gezileri, inceleme ve araştırmaları nedeniyle Baytop’un layık görüldüğü ödüller şunlardır:

  • 1978 yılında; 1. Uluslararası Balkan Flora ve Vejetasyonu Sorunları Sempozyumu Gümüş Onur Madalyası
  • 1991 yılında; Eskişehir Anadolu Üniversitesi Onursal Eczacılık Bilimleri Doktoru
  • 1999 yılında; TÜBİTAK Hizmet Ödülü
  • 2005 yılında; Eczacılık Ödülleri 2005 Onur Ödülü
  • 2006 yılında; Türk Eczacılar Birliği Eczacılık Akademisi Hizmet Ödülü, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası ‘Şükran Havanı’
  • 2007 yılında; Türkiye Florası Madalyası

Kitapları

Eczacı ve botanik araştırmacısı olan, hayatı boyunca inceleme ve araştırma yapan Asuman Baytop, kendi alanında pek çok bilimsel yayınlara ve makalelere imzasını atmıştır ve bununla birlikte kitap da yazmıştır. Asuman Baytop tarafından yazılan kitaplar şunlardır:

  • Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı
  • Tıbbi Bitkiler Atlası
  • Farmasötik Botanik
  • Farmasötik Botanik Uygulamaları
  • Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları
  • İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu
  • Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları