Nuri Demirağ

Nuri Demirağ

Nuri Demirağ, 1886 yılında Sivas iline bağlı Divriği ilçesinde dünyaya gelen ve 13 Kasım 1957 tarihinde İstanbul’da yaşamını yitiren siyasetçi, iş adamı ve Türk bilim insanıdır. Türk havacılık tarihi açısından büyük bir öneme sahip olan Demirağ aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin demiryolları inşaatında görev almış olan ilk müteahhitler arasında yerini almaktadır. Özel olarak havacılık sanayisi alanında sağladığı başarılar ile tanınan Nuri Demirağ, Türkiye’de ilk kez uçak fabrikasını kurmasıyla, ilk sigara kağıdını üretmesiyle, ilk yerli paraşüt üretimini gerçekleştirmesiyle de tanınmaktadır. Sanayi alanındaki başarılarıyla tanınan Demirağ, İstanbul Boğazı’nın üstüne köprü yapılması ve de Keban’a büyük bir baraj kurulmasını ilk kez dile getiren kişidir.

Eğitimi ve Memuriyet Hayatı

1886 yılında Sivas Divriği’de dünyaya gelen Nuri Demirağ, ortaöğretimini Divriği Rüştiye Mektebi’nde almıştır. Nuri Demirağ’ın babası bir kaza sonucu attan düşmüş ve yaşamını yitirmiştir. Rüştiye Mektebi’nden mezun olan Demirağ daha sonra bu okulda kalmış ve öğretmen yardımcısı unvanıyla görev almıştır. Henüz 17 yaşındayken 1903 senesinde Ziraat Bankası tarafından açılan sınava katılan Demirağ, bu b-sınavda başarılı olmuştur ve Ziraat Bankası Kangal Şubesi’nde çalışmaya başlamıştır. 1094 yılında da Ziraat Bankası’nın Koçgiri Şubesi’ne atanmıştır.

1906 ile 1909 yılları arasında Erzurum’da kıtlık olmasından dolayı depolarda bulunan tahıl ile buğdayları, inisiyatif kullanarak uygun bir bedel karşılığında halka sunan Nuri Demirağ, bu sebeple soruşturma altına alınmıştır ve daha sonra bu soruşturmadan aklanarak çıkmıştır. 1909 senesinde Maliye Bakanlığı tarafından açılan sınavı da kazanan Demirağ İstanbul’da Beyoğlu Gelirler Müdürlüğü’ne atanmıştır ve varidat memuru olarak çalışmaya başlamıştır. Takimhane’nin ve Taksim Kışlası’nın Fransızlara verilmesini engelleyen Demirağ daha sonra Hasköy Mal Müdürlüğü’ne atanmıştır ve aynı zamanda Maliye Mektebi Alisi’nde gece vakitlerinde derslere katılmış, yüksek öğrenimini de tamamlamıştır.

Nuri Demirağ 1918 senesinde Tatavla yani bugünkü adıyla Kurtuluş Şubesi’nin denetimi sırasında işgalcilerin hakaretine uğramış ve bu olaydan sonra memuriyetinden istifa etmiştir. Memurluktan ayrılan Demirağ daha sonra ticaret ile uğraşmaya başlamıştır.

Ticari Hayatı

Yabacı yatırımların tekelinde bulunan sigara kağıdı üretimi işine giren Nuri Demirağ, İstanbul Eminönü’nde bulunan bir dükkanda Türk sigara üretimi çalışmalarına başlamıştır ve bu sigara kağıtlarına Türk Zaferi ismini vermiştir. Bu girişim ile Demirağ büyük bir başarıya imzasını attığı gibi aynı zamanda büyük bir kazanca da sahip olmuştur. Sigara kağıdı üretimi ile ilgilenen Demirağ aynı zamanda 1920 senesinde Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Maçka Şubesi’nde de yönetici olarak görev almaya başlamıştır.

Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra Fransızlar tarafından yapılmakta olan demiryolunun 1926 yılında yarım kalmasından dolayı Nuri Demirağ, tapu dairesinde mühendis olarak çalışmakta olan ve mühendis olan kardeşi Abdurrahman Demirağ ile birlikte bu yolun tamamlanması için müteahhitliğe başlamıştır. 1012 kilometrelik Sivas-Erzurum, Afyon-Dinar ve Samsun-Erzurum arasındaki demiryolunu oldukça kısa bir süre içerisinde tamamlayan Nuri Demirağ, o dönemde Türkiye’de bulunan 10 bin kilometrelik demiryolunun 1250 kilometresinin inşasını yapmıştır. Bu sebeple 1934 senesinde Mustafa Kemal Atatürk, kendisine ‘Demirağ’ soy ismini uygun görmüştür.

Nuri Demirağ Kimdir?

Nuri Demirağ, Asya ile Avrupa arasında boğaz Köprüsü kurulması için gerekli olan projesini 1931 senesinde yapmıştır ve bunun için ABD’den uzmanlar getirtmiştir. Yapılan dört yıllık araştırmaların sonucunda hazırlanan proje, Salih Bozok’un aracılığıyla Mustafa Kemal Atatürk’e gönderilmiştir. Atatürk tarafından oldukça beğenilen bu proje hükümete gönderilmiştir fakat proje hükümet tarafından reddedilmiştir.

Demiryolu inşaatlarını devam ettiren Demirağ aynı zamanda farklı inşaat projelerini de hayata geçirmiştir. Karabük’te bulunan demir çelik, Sivas’ta bulunan çimento, Eceabat’ta bulunan havaalanı, İzmit’te bulunan selüloz, Haliç’in kenarında bulunan hal binasını ve Bursa’da bulunan merinos tesislerini inşa etmiştir.

Havacılık Çalışmaları

Nuri Demirağ tarafından 1936 senesinde Beşiktaş’ta Nuri Demirağ Uçak Atölyesi temelleri atılmıştır. Aynı zamanda Sivas Divriği’de de gerçekleştirilecek olan fabrikanın da çalışmalarına başlanmıştır. Bu amaçla öncelikle İstanbul’da bir deneme atölyesinin yapılması planlandı ve Çekoslovak şirket ile anlaşıldı. Deneme uçuşlarının yapılabilmesi için de Yeşilköy’de bulunan Elmaspaşa Çiftliği satın alındı, çiftliğe uçuş sahası ile birlikte hangarlar ve de uçakların tamir edilmesi için atölyeler kuruldu. Bu uçuş sahası, Avrupa’da bulunan Amsterdam Havalimanı’nın büyüklüğüne eşitti. Bu havaalanı daha sonra Uluslararası İstanbul Atatürk Havaalanı adını aldı.

Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden biri olan Selahattin Reşit Alan, üretimi yapılacak olan uçakların ve planörlerin çizimlerini yapmıştır ve 1936 senesinde ilk kez tek motorlu olan uçaklar üretilmiştir. Bu uçaklara Nu.D-36 ismi verilmiştir. 1938 yılında da Nu.D-38 isimli çift motorlu ve altı kişilik yolcu uçakları yapılmıştır. Nuri Demirağ’ın girişimleriyle 1939 yılında da Türkiye’de ilk kez yerli paraşütlerin üretimine başlanmıştır.

Türk Hava Kurumu, Nuri Demirağ Tarafından kurulan atölyeden 1938 senesinde 65 adet planör siparişinde bulunmuştur. Sipariş edilen planör kısa zaman içerisinde THK’ya teslim edilmiştir ve bu teslimat sonrasında da 24 eğitim uçuşu yapılmıştır. Daha sonra da THK ile Nuri Demirağ’ın teslim alınmayan siparişi verilen uçaklar nedeniyle mahkemelik olması ve de Reşit Alan’ın bir kaza sonucu vefat etmesi üzerine fabrika 1944 yılında kapatılmıştır.

Diğer Faaliyetleri

Erzincan’da 1939 yılında Cumhuriyet tarihinin en büyük depreminin yaşanması sonucunda yüzlerce insan evsiz kalmıştır ve Nuri Demirağ, bu depremde evlerini kaybeden kişilere prefabrik evler yapmıştır. Ayrıca Demirağ depremde arama ve kurtarma çalışmalarına da katılım sağlamıştır. Uçak fabrikası ve atölyesi olan Demirağ aynı zamanda İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Uçak Mühendisliği bölümünün açılması için de öncülük etmiş, girişimlerde bulunmuştur.

Nuri Demirağ 1945 yılında siyasi hayata da giriş yapmıştır. Siyasete atılan ve Milli Kalkınma Partisi’ni kuran Demirağ aynı zamanda Türkiye’nin çok partili döneme geçişinde de etkili olan isimler arasında yerini almaktadır. 1946 senesinde gerçekleştirilen seçimlere katılan Demirağ bu seçimlerde başarılı olamamıştır ve bu sebeple de propaganda amacıyla 1948 yılında bir radyo kurmak istese de kendisine izin verilmemiştir.

1951 yılında maddi zorluk çeken ve evsiz kalan Neyzen Tevfik’e ev veren Nuri Demirağ daha sonra ABD’ye ve Kanada’ya giderek çeşitli alanlarda faaliyetlerde bulundu. Örneğin; Türk-Amerikan Dostluk Derneği’ne katılım göstererek bir konuşma gerçekleştirdi. 1954 senesinde Demokrat Parti’den seçime giren ve Sivas’tan milletvekili olan Nuri Demirağ, 13 Kasım 1957 tarihinde şeker hastalığı sebebiyle yaşadığı İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Turhan Feyzioğlu

Turhan Feyzioğlu

Turhan Feyzioğlu, 1922 yılında Kayseri’de doğan ve 24 Mart 1988 tarihinde Ankara’da vefat eden bakan, milletvekili, kurucu meclis üyesi, akademisyen, siyasetçi ve Türk bilim insanıdır. Dokuzuncu dönemde Sivas’tan milletvekili olan Feyzioğlu 1973’te ve 1977’de gerçekleşen seçimlerde Kayseri’den milletvekili adayı olarak kazanmıştır. Kayseri’nin en bilinen ve köklü ailelerinden biri olan Feyzioğlu ailesinde Turhan Feyzioğlu’nun babası da iki dönem milletvekilliği yapmıştır. Turhan Feyzioğlu’nun babası Sait Feyzioğlu aynı zamanda öğretmen, yargıç ve avukatlık da yapmıştır.

Eğitim ve Çalışma Hayatı

İlköğrenimi Kayseri’de alan Turhan Feyzioğlu sonraki süreçlerde farklı okullarda eğitim almıştır. 140 ve 1941 döneminde Galatasaray Lisesi’ni bitiren Feyzioğlu, 1945 yılında da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiştir. Lisans mezuniyetini aldıktan sonra Fransa’ya giden ve buradaki Ecole Nationale d’Administration ile İngiltere’deki Oxford Üniversitesi’nde profesyonel olarak çalışmalar yapan Feyzioğlu daha sonra bu çalışmalarını tamamlayarak Türkiye’ye dönüş yapmıştır. Türkiye’ye döndükten sonra 1946 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak atanan ve çalışmaya başlayan Turhan Feyzioğlu aynı üniversitede doktora derecesini de 1949 yılında almıştır. Feyzioğlu’nun doktora tezi ise Kanunların Anayasaya Uygunluğunun Kazai Murakabesi’dir.

Doçentlik unvanını alan Turhan Feyzioğlu 1952 yılında İngiltere’ye gitmiştir ve Türkiye’ye döndüğünde de 1955 yılında profesörlük unvanına sahip olmuştur.  profesör olduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin dekanlığına 1956 yılında seçilen Turhan Feyzioğlu, Türkiye’nin en genç dekanı olarak tanınmıştır. Öğrencilerine sürekli olarak ‘Nabza göre şerbet vermeyin’ demecinde bulunan Feyzioğlu bu söz ile daha da bilinirliliğe ulaşmıştır. Akademik çalışmalarına üniversitede devam eden Turhan Feyzioğlu aynı zamanda Forum isimli derginin kuruculuğunu yapmış ve aynı zamanda derginin yazarları arasında da yerini almıştır.

Turhan Feyzioğlu Kimdir?

Akademik yaşamını başarıyla sürdüren Turhan Feyzioğlu daha sonra Demokrat Parti’nin iktidarda olduğu dönemde yaşamış olduğu bir görüş ayrılığı sebebi ile üniversitedeki görevinden ayrılmıştır. Üniversitedeki görevini bıraktıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ne giren ve politikaya hayatına başlayan Turhan Feyzioğlu, dokuzuncu dönemde milletvekili seçilmiştir. 1957 ile 1960 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev alan Feyzioğlu 27 Mayıs 1960 yılında yaşanan askeri darbeden sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin rektörlüğüne getirilmiştir.

ODTÜ’de rektör olarak görev yapmaya başladıktan sonra Kurucu Meclis Üniversite Temsilcisi olan Turhan Feyzioğlu bu görevini 1961 yılına kadar sürdürmüştür. Kurucu Meclis sonrasında Anayasa Komisyon Başkanlığı görevine getirilmiştir ve 1961 yılında da ikinci kez kurulan Cemal Gürsel Hükümeti’nde Milli Eğitim Bakanı olarak görev almıştır. Ayrıca Feyzioğlu kurulan ilk koalisyon hükümetinde başbakan yardımcılığı ile devlet bakanlığı görevini sürdürmüştür.

Milli Eğitim Bakanı olarak siyasi yaşamını sürdüren Feyzioğlu, 27 Mayıs askeri darbesi nedeniyle görevlerinden uzaklaştırılmış olan 147 öğretim üyesinin çalıştıkları üniversitelere geri dönmesinin sağlanmaması üzerine bakanlıktan istifa etmiştir. 1961 senesinde yapılan genel seçimde Cumhuriyet Halk Partisi’nden Kayseri Milletvekili seçilen Feyzioğlu aynı zamanda partinin yönetiminde de görev almıştır.

Güven Partisi’nin Kuruluşu

Cumhuriyet Halk Partisi’nin içerisinde Bülent Ecevit tarafından başlatılan ‘Ortanın Solu’ hareketine karşı çıkan Turhan Feyzioğlu, bazı arkadaşlarıyla birlikte partisinden ayrılmıştır ve Güven Partisi’ni kurmuştur. Partinin kurulmasının ardından da 1967 yılının Ekim ayında genel başkan olarak seçilmiştir. Daha sonra Güven Partisi yine Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılarak kurulan Cumhuriyetçi Part ile birleşmiştir ve Cumhuriyetçi Güven Partisi kurulmuştur. Bu yeni partide de Turhan Feyzioğlu genel başkan olarak seçilmiştir.

Süleyman Demirel sonrasında Bülent Ecevit tarafından kurulan ortak hükümette Başbakan Yardımcılığı yapan Feyzioğlu yapılan 1973 ve 1977 genel seçimlerinde Kayseri’den milletvekili olmuştur. 1980 yılındaki askeri darbenin sonrasında Turhan Feyzioğlu’nun başbakanlığı söz konusu olmuştur fakat başbakanlığı gerçekleşmemiştir.  Daha sonra askeri yönetimin etkisiyle siyasi partilerin kapatılmasının ardından Feyzioğlu da siyasetten çekilmiştir. Kurulan askeri yönetim döneminde Kıbrıs Danışmanı olarak 1981 yılında atanan Feyzioğlu aynı zamanda 1982 yılında Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu’nun üyeliğine getirilmiştir.

Aldığı Görevler

Turhan Feyzioğlu, siyasi hayatına son verinceye dek tam olarak 25 yıl boyunca parlamentoda ve kurucu mecliste üye olarak çalışmalarını sürdürmüştür. Kurulan iki İnönü Hükümeti’nde de devlet bakanlığı ve başbakan yardımcılığı yapan Feyzioğlu CGP Genel Başkan’lık yaptığı dönemlerde de devlet kademelerinde görev almaya devam etmiştir. Ayrıca Feyzioğlu, Türkiye’yi Avrupa Konseyi’nde de temsil etmiş ve Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi Başkan Vekilliği de yapmıştır.

Eserleri

Atatürkçülüğü hayatı boyunca kendisine rehber edinen Turhan Feyzioğlu, bu görüşlerini açıkça ortaya koyan eserlere de imzasını atmıştır. Hukuk profesörü olan Feyzioğlu ayrıca iktisat ve siyasal bilimler alanlarında da Fransızca, Türkçe ve İngilizce makalelere, eserlere imzasını atmıştır. Hem siyaset hem de bilim alanında çalışmalar yapan Turhan Feyzioğlu, 1988 yılının 24 Mart gününde yaşadığı kalp yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Turhan Feyzioğlu imzası taşıyan eserlerin başlıcaları şunlardır:

  • 1945; Umumi İktisada Giriş
  • 1947; İdare Hukukunda Beklenme­yen Haller: Emprevizyon Nazariyesi
  • 1948; Esaret Yolu
  • 1951; Kanunların Anayasaya Uygunluğunun Kazai Murakebesi
  • 1952; İdare Hukukunda Beklenmeyen Haller Nazariyesi
  • 1953; Du Parti Unique a’ la Démocratie
  • 1957; Kanunların Anayasaya Uygunluğunun Kazai Murakabesi: Tabana Memleketlerde ve Türkiye’de, De­mokrasiye ve Diktatörlüğe Dair Düşünce­ler, Demokrasiye ve Diktatörlüğe Dair Memleket Meseleleri Hakkında Düşünceler
  • 1958; Türkiye’de Kaza ve Vilayet İda­resi Üzerinde Bir Araştırma
  • 1963; Devlet Adamı Atatürk
  • 1964; Büyük Tehlike Komünizm
  • 1972; Atatürkçü ve Milliyetçi Yolda İleri
  • 1975; Millet Yolunda
  • 1976; Sosyal Adalet ve Sosyal Güvenlik İçin
  • 1977; Atatürkçü Yol
  • 1982; Atatürks Way: A Cultural Publication of Otomarsan
  • 1984; Chypre: Mythes et Realies
  • 1986; Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi II: Atatürkçülük, Atatürkçü Düşünce Sisteminin Temelleri, Atatürk ve Milliyetçilik
  • 1987; Kemal Atatürk de la liberation Nationale et du Development Dans le Paix, Un liberateur et un Modernisateur Genial, Publie Par le Centre de Recherche s Atatürk, Atatürk Yolu

Mehmet Fuad Köprülü

Mehmet Fuad Köprülü

Mehmet Fuad Köprülü, 4 Aralık 1890 yılında dünyaya gelen, 28 Haziran 1966 yılında vefat eden, dışişleri bakanlığı yapmış bir siyasetçi, ordinaryüs profesör unvanını almış olan tarih alanında Türk bilim insanıdır. İstanbul’da dünyaya gelen Köprülü’nün soyu Köprülü Mehmet Paşa’nın soyuna dayanmaktadır. Tarih ve edebiyat alanına olan ilgisinden ve eğiliminden dolayı hukuk eğitimini yarıda bırakan Köprülü edebiyat alanında çalışmalarda bulunmuştur. Milli Edebiyat ile Yeni Lisan akımlarına karşı olan Mehmet Fuad Köprülü’nün 1913 yılına kadar Mehasin ve Servet-i Fünun dergilerinde şiirleri yayımlanmıştır ve Köprülü 1909 yılında Fecr-i Ati topluluğuna katılmıştır.

Çalışma Hayatı

Edebiyat ile ilgilenen Köprülü 1910 senesinden sonra İstanbul’da bulunan çeşitli eğitim kurumlarında Türkçe dersleri vermiş ve öğrencilere edebiyat okutmuştur ve ayrıca liselerinde edebiyat programlarını düzenlemiştir. Ziya Gökalp’in çevresine katıldıktan sonra da ilk başlarda karşı durduğu Milli Edebiyat akımını benimseyerek Türk tarihindeki ilk dönemlere kadar inmiş, ilk Türk topluluklarının edebiyat ile tarihlerini incelemiştir.

1913 yılında Halit Ziya Uşaklıgil’den mevki boşalmıştı. Bu mevkiye de Mehmet Fuad Köprülü yani İstanbul’da bulunan Darülfünun’da Türk Edebiyatı Tarihi müderrisliğine getirilmiştir. Ayrıca bu yıl içinde Bilgi isimli dergide Türk Edebiyatı Tarihinde Usul isimli yazısı yayınlanmıştır. Bu yazıda, Türk edebiyatının nasıl ve hangi yöntemlerle incelenmesi gerektiğine dair bilgiler yer almaktadır.

Mehmet Fuad Köprülü’ye ait olan ilk büyük yapıt; Türk Edebiyatı’nda İlk Mutasavvıflar’dır. Edebiyat ve edebiyat tarihi alanında başarılara imzasını atan Köprülü, 1923 yılında Edebiyat Fakültesi’ne dekan olarak getirilmiştir. 1925 yılı içinde de Türkiyat Mecmuası’nı yayımlamıştır.

Hem edebi alanda hem de akademik edebiyat alanında çalışan Köprülü 1928 yılında Türk Tarih Kurumu’nun yani eski adıyla Türk Tarih Encümeni’nin başkanlığına seçilmiştir. 1931 yılında da Köprülü, Türk Hukuk Tarihi Mecmuası’nı çıkarmaya başlamıştır. 1932 ve 1924 yılları arasında Divan Edebiyatı Antolojisi’ni çıkaran Mehmet Fuad Köprülü, 1933 yılında ordinaryüs profesör unvanına sahip olmuştur ve İstanbul Üniversitesi’nde dekanlık görevini yapmıştır.

Mehmet Fuad Köprülü Kimdir?

Akademik hayatını başarı ile sürdüren, çeşitli dergilere, yayınlara ve yazılara imzasını atan Mehmet Fuad Köprülü 1934 yılında siyaset hayatına giriş yapmıştır. Siyaset hayatının başlangıcında Kars’tan milletvekili olarak seçilen Köprülü, 1926 ile 1941 yılları arasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Siyasal Bilgiler Okulu’nda öğrencilere dersler vermiştir.

Hem Türk dünyasında hem de dünyada daha fazla tanınırlığa Mehmet Fuad Köprülü, ‘’Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu’’ (Les Origines de L’Empire Ottoman) isimli kitabını yayınlayarak ulaşmıştır. Bu kitapta, Köprülü’nün 1935 yılında Paris Türk Tetkikleri Merkezi’nde vermiş olduğu konferansların toplamı yer almaktadır.

Hem edebiyat alanındaki bilimsel çalışmalarına hem de siyaset alanındaki profesyonel yaşamına devam eden Köprülü, Sorbonne Koleji, Heidelberf ve Atina Üniversitesi’nde onursal doktorluk unvanını almıştır. 1941 yılı itibari ile İslam Ansiklopedisi yayımına katılan Köprülü, ara seçim olan beşinci dönemde, altıncı ve yedinci dönemde Kars milletvekilliği, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu dönemlerde de İstanbul milletvekilliği yapmıştır. Bu siyasi çalışmaları ile birlikte Mehmet Fuad Köprülü, Ankara ve İstanbul’daki üniversitelerde edebiyat alanındaki görevlerine de devam etmiştir.

Siyasi yaşamda da pek çok çalışmaya imzasını atan bilim insanı Mehmet Fuad Köprülü; Adnan Menderes, Celal Bayar ve Refik Koraltan ile birlikte bir çalışma yaparak Demokrat Parti’yi kurmuştur. Demokrat Parti’nin, 14 Mayıs 1950 yılındaki seçimi kazanması ve iktidara geçmesi ile birlikte Dışişleri Bakanlığı’na atanan Köprülü, bu görevini 1956 yılına dek sürdürmüştür. Ayrıca Köprülü, Türkiye’nin NATO birliğine girişinde de etkili olmuştur. 1957 yılına gelindiğinde, 5 Temmuz günü kendisinin de kurucusu olduğu partiyi tanıyamaz hale geldiğini ifade eden Köprülü, partisinden istifa etmiştir ve bu yıl içinde Hürriyet Partisi’ne girmiştir.

Başarılı siyaset çalışmalarının yanı sıra edebiyat çalışmalarıyla da adını duyuran Köprülü’nün Türk dünyası için esas yararlı olan çalışmaları Türk Edebiyatı araştırmalarıdır. Başarılı bir araştırmacı olan Mehmet Fuad Köprülü, toplamda 1.500’den fazla sayıda makaleye ve kitaba imzasını atmıştır.

Ölümü

Türk tarihi açısından önem arz eden, siyasetçi ve bilim insanı olan Mehmet Fuad Köprülü, 15 Ekim 1965 günü Türk Tarih Kurumu’ndan çıkıp evine yürüyerek gittiği sırada yaşadığı bir trafik kazası sonucunda hastaneye kaldırılmıştır. İstanbul Baltalimanı Hastanesi’nde tedavi altına alınan Köprülü, 28 Haziran 1966 yılında yaşamını yitirmiştir. 1 Temmuz gününde Beyazid Camisi’nde cenaze namazı kılınan Köprülü için İstanbul Üniversitesi’nde bir tören düzenlenmiştir ve ardından cenaze İstanbul Çemberlitaş’ta bulunan Köprülü Mescidi bitişiğinde yer alan aile mezarlığına defnedilmiştir.

Eserleri

Yaşamı boyunca edebiyat, edebiyat tarihi ve siyaset ile ilgilenen Mehmet Fuad Köprülü, ardında pek çok eser bırakmıştır. Özellikle Türk edebiyatı alanında yaptığı araştırmalarla başarılara neden olan ve Türk edebiyatının gelişmesinde etkisini gösteren Köprülü’ye ait olan eserler ve eserlerin yayımlandığı yıllar sırasıyla şu şekildedir:

  • 1909 yılında; Hayat-ı Fikriye
  • 1915 yılında; Malumat-ı Edebiyye, Millî Kıraat
  • 1916 yılında; Yeni Osmanlı Tarih-i Edebiyatı
  • 1917 yılında; Türk Dilinin Sarf ve Nahvi
  • 1918 yılında; Tevfik Fikret ve Ahlakı
  • 1920 yılında; Türk Edebiyatı Tarihi
  • 1923 yılında; Türkiye Tarihi
  • 1924 yılında; Fuzuli Hayatı ve Eserleri, Bugünkü Edebiyat
  • 1925 yılında; Türk Tarih-i Dinisi
  • 1926 yılında; Azeri Edebiyatına Ait Tetkikler
  • 1928 yılında; Millî Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Divan-ı Türk-i Basit
  • 1929 yılında; Erzurumlu Emrah
  • 1931 yılında; Türk Tarihinin Ana Hatları
  • 1934 yılında; Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar, Anadolu’da Türk Dili ve Edebiyatı’nın Tekamülüne Bir Bakış
  • 1935 yılında; Les Origines de L’Empire Ottoman
  • 1941 yılında; Ali Şir Nevai
  • 1959 yılında; Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu
  • 1964 yılında; Demokrasi Yolunda
  • 1966 yılında; Edebiyat Araştırmaları, Edebiyat Araştırmaları Külliyatı
  • 1919-1966 yılları arasında; Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar
  • 1918-1981 yılları arasında; Nasreddin Hoca
  • 1930-1940 yılları arasında; Türk Saz Şairleri Antolojisi
  • Türk Saz Şâirleri Antolojisi
  • Divan Edebiyatı Antolojisi
  • Türk Edebiyatı Târihi I-II

Katip Çelebi

Katip Çelebi

Katip Çelebi, Hacı Halife adıyla da bilinen ve 1609 İstanbul doğumlu olan bilim insanıdır. Biyografya, coğrafya, tarih ve bibliyografya alanında çalışmalar yapan Katip Çelebi, Osmanlı döneminde yaşamış olan bir aydındır. Hem dünya edebiyatında hem de Türk edebiyatında tanınan Çelebi aynı zamanda oldukça az sayıda olan 17.yy Osmanlı nesir yazarları arasında yerini almaktadır. Katip Çelebi’nin en bilindik eseri Keşf Ez-Zunün’an Esami el-Kutup ve-l Fünun’dur. Bu eserinin dışında Cihannüma adlı coğrafya ansiklopedisi ile de tanınmaktadır. Bu eser İbrahim Müteferrika tarafından basılmıştır.

Hayatı

İstanbul’da dünyaya gelen Katip Çelebi’nin babası Osmanlı Devleti’nde siyaset adamlarının yetiştirildiği Enderun Mektebi’nde eğitim almış olan bir askerdir. Gerçek adı Mustafa bin Abdullah olan Katip Çelebi, babasının konumu ve eğitimi sayesinde eğitim almaya başlamıştır. Aldığı eğitimlerin sonrasında Osmanlı ordusunda katiplik yaptığı için ulema olarak adlandırılan Çelebi aynı zamanda halk arasında Katip olarak nam saldı. Hacca gittiği ve uzman memur olarak Osmanlı’da görev aldığı için Çelebi, Hacı Halife lakabını da almıştır.

Eğitim Hayatı

Mustafa bin Abdullah altı yaşına geldiğinde profesyonel olarak eğitim almaya başlamıştır. İlk eğitimi için Enderun Mektebi eğitimli asker olan babası, İmam İsa Halife El-Kırımi’yi görevlendirmiştir ve İmam İsa el-Kırımi Çelebi’ye Kur’an okumayı öğretmiştir. Daha sonra Katip Çelebi Zekeriyya Ali İbrahim Efendi’den ders almıştır. Kur’an’ı yarısına kadar ezberlemiş ve dönemin geleneği olarak Darülkurra’da okumuştur. Eğitim hayatında erken yaşta başarıya ulaşan Çelebi daha sonra tasrif ve avamil eğitimleri alarak da başarı sağlamıştır. Bu eğitimlerinin yanı sıra Katip Çelebi hattat yazısı alanında da dersler almıştır.

Katip Çelebi Kimdir?

On dört yaşına gelen Katip Çelebi, memur olarak çalışan babasının yanında stajyer memur olarak çalışmaya başlamıştır. Çelebi bu çalışma yılları esnasında uzman memurlardan muhasebe sistemini öğrenmiştir. Aynı zamanda bu dönemde Erkam isimli yazışma kurallarını da öğrenmiştir ve devlet yazışmalarında kullanılmakta olan Siyakat isimli yazıyı da öğrenmiştir.

Çalışma Hayatı

Öğrencilik ve stajyerlik yıllarında elde ettiği deneyimlerle başarı sağlayan Katip Çelebi 1624 yılında çıkan Abaza Mehmet Paşa isyanının bastırılması için hazırlanan orduda Silahdar Alayı olarak görev almıştır ve ordunun defterlerini tutmuştur.  Tercan Seferi’ne katıldığı için babası ile birlikte Kayseri yakınlarındaki Abaza Mehmet Paşa yanlıları ile yapılan savaşa tanıklık etmiştir. Fezleke adlı eserinde de bu sefere dair ayrıntıları ele almıştır.

1630 yılında Katip Çelebi, Hüsrev Paşa’nın maiyetinde Bağdat ve Hamedan seferlerine de katılmıştır. Bu seferlerde ordu tarafından alınan şehirlerin bilgisini Cihannüma ve Fezleke eserlerinde dile getirmiştir. Ordunun Bağdat Kuşatması sırasında da defter tutmuştur. Seferden sonra ise İstanbul’a dönmüş ve Kadızade’nin derslerine katılım göstermiştir. 1633 ve 1635 yılları arasında Halep Seferi sırasında Hac ziyaretini de gerçekleştirmiştir.

Katip Çelebi ordunun savaş ve sefer yapmadığı zamanlarda Halep’te bulunmuş ve buradaki kütüphanelere giderek ileride yazacağı büyük eseri için notlar almaya başlamıştır. Halep dönüşünde de Diyarbakır’da alimlerle görüşmüştür. Daha sonra 4. Murat ile birlikte Revan Seferi’ne katılmıştır. Yaklaşık 10 yıl farklı savaşlarla orduyla birlikte çalıştıktan sonra İstanbul’a dönerek farklı bilimlerle uğraşmıştır. Bu sürede farklı alimlerden ders alarak kendisini geliştirdiği gibi aynı zamanda pek çok öğrenciye de ders vermiştir.

1645 yılında Girit Seferi’ne katılan Katip Çelebi bu dönemde haritaları n da nasıl yapıldığını öğrenmiştir. Bu görevinin de tamamlanmasının ardından devlet bünyesinde çalışmaya son veren Çelebi, devlet bünyesinde çalışmadığı 3 yıllık süre içerisinde öğrencilerine ders vermiş, sıklıkla hastalandığı için de hastalıkların çaresini bulmak amacıyla farklı tıp kitaplarını okumuştur. Katip Çelebi pek çok eserini de devlette çalışmadığı bu süre içerisinde yazmıştır.

Ölümü

Devlet bünyesinde çalışan Katip Çelebi, devletteki görevini bıraktıktan sonra sık sık hastalanmaya başlamıştır ve 1657 yılında vefat etmiştir. Çelebi’nin mezarı İstanbul’un Vefa semtinde bulunmaktadır.

Osmanlı Devleti’ne büyük katkıları olan, iyi huylu oluşuyla, az konuşması ama çok yazmasıyla, başarısıyla, çalışkanlığıyla bilinen Katip Çelebi Arapça ve Farsça dilleri ile birlikte Latince’yi de bilmekteydi. Bu nedenle Osmanlı Devleti’nde büyük önem taşımaktaydı çünkü Katip Çelebi, batı bilimi ve doğu bilimi için sentez yapan bir aydındı. Bu yönüyle Katip Çelebi doğu-batı sentezini yapan ilk Türk bilim adamları arasında yerini almaktadır. Doğumunun 400.yılında 2009 senesinde UNESCO tarafından bu yıl, Katip Çelebi yılı olarak ilan edilmiştir.

Eserleri

Katip Çelebi, Osmanlı Ordusu ile birlikte seferlere, savaşlara katılan ve bu zamanlarda ordunun defterini tutarken aynı zamanda seferler ve savaşlar hakkında ayrıntıları yazıya döken, doğu biliminin ve batı biliminin sentezlenmesine olanak tanıyan Türk bilim adamıdır. Bu nedenle yalnızca Osmanlı için değil dünya için önemli bir isim olarak tanınmaktadır. Yapılan seferlerde olduğu gibi seferlerin olmadığı zamanlarda da çeşitli alimlerden ders alan Katip Çelebi, kütüphaneleri gezmiş ve yazacağı eserler hakkında bilgi toplamaya sürekli üretmeye devam etmiştir. Bu nedenle farklı alanlarda pek çok eseri bulunmaktadır.

Katip Çelebi’nin coğrafya alanında yazdığı eserler; Levamiu’n-nur fi Zulmeti Atlas Minur, Müntehab-ı Bahriye ve herkes tarafından bilinen Cihannüma’dır. Tarih alanındaki eserleri ise; Fezleket Akval el-ahyar fi İlmi el-tarih ve el Ahbar, Tuhfet el-kibar fi Esfari el-Bihar, Takvimü’t Tevarih, Tarih-i Frengi, Revnaku’s-saltana, Düstür-ül Amel li Islahil-l Halel, İrşad-ül Hayafa ila Tarih-ül Yunan ver-Rum ve herkes tarafından bilinen eseri Fezleke’dir.

Ünlü bilim insanı Katip Çelebi bibliyografya, din ve halk bilimi alanlarında da eserler yazmıştır. Çelebi’nin bibliyografya alanında yazdığı eserler; Cami el-Mütun min Cüll el-Fünun, Süllem el-vusul ila Tabakat el-Fühul ve Keş ful-zunün an Asami el-Kutub ve el-Fünun’dur. Din alanında yazdığı eserler; Mizan-ül Hakk fi İhtiyar-il Ehak ve İlham el-Mukaddes Min Feyz el-Akdes’tir. Halk bilimi alanında yazdığı eserler ise; Tuhfetü el-Ahyar fi el-Hikem ve el-Eş’ar, Dürer-i Müntesira vel Gurer-i Münteşira, Tütün Risalesi, Muhammediyye Şerhi, Recmü’r Racim bi’s-sün ve el-Cim, Beyzavi Tefsirinin Şerfi ve Kanunname’dir.

Gazi Yaşargil

Gazi Yaşargil

Gazi Yaşargil, 6 Temmuz 1925 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesinde dünyaya gelen Türk bilim insanıdır. Aslen Ankaralı olan Yaşargil, Beypazarı ilçesine yerleşen ilk aşiretlerden Kayhan aşiretine mensuptur. Yaşargil’in ataları, Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmet’in isteğiyle İstanbul’a taşınmıştır ve 1925 yılında babası kaymakamlık görevini Diyarbakır’da sürdürürken dünyaya gelmiştir. Nörocerrah olarak bilim dünyasına katkılarda bulunan ve tıp alanında başarılara imza atan Yaşargil, hayatı boyunca pek çok ödüle layık görülmüştür.

Eğitim ve Kariyer Hayatı

Lise eğitimini Ankara’da bulunan Atatürk Lisesi’nde alan Gazi Yaşargil daha sonra Ankara Üniversitesi’ni kazanmış ve tıp fakültesinde eğitim almıştır. Lisans eğitiminin ardından Almanya’da bulunan Friedrich Schiller Üniversitesi’nde 1944 yılı itibari ile çalışmalarını sürdürmüştür. İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuz etkileri nedeniyle buradan ayrılan Yaşargil 1945 yılında Basel Üniversitesi’ne gitmiştir ve akademik çalışmalarına devam etmiştir. 1950 senesinde de Basel Üniversitesi’ne doktora eğitimi almak üzere gitmiştir.  Doktora derecesini aldıktan sonra da Bern Üniversitesi’ne gitmiş buradan da yardımcı profesörlük unvanını almış, psikiyatri alanında görev yapmıştır.

Basel Üniversitesi’ne geçerek burada Nöroşiruji Bölümü’nde görev yapmaya başlayan Gazi Yaşargil, 1957 ile 1965 yılları arasında Zürih’te bulunan üniversite hastanesinde tıp alanındaki çalışmalarına devam etmiştir. Yardımcı profesörlük unvanını 1965 yılında alan Yaşargil daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiştir. 1965 ile 1967 yılları arasında ABD’de bulunan Burlington şehrindeki Vermont Üniversitesi’nde Nöroşiruji bölümünde görev yapan Gazi Yaşargil, burada prof. Peardon Donaghy ile mikrovasküler cerrahi alanında birlikte çalışmalarda bulunmuştur. Ayrıca Yaşargil, Avrasia Academia’nın kurucu üyesi olarak da bilinmektedir.

Cerrahi mikroskop kullanarak 30 Ekim 1967 yılında ilk beyin bypass operasyonunu gerçekleştiren Gazi Yaşargil’in bu başarısı tüm dünyada yankı buldu. Beyin cerrahisi alanında kullanılmakta olan aletleri ve ekipmanları yeterli bulmayan Yaşargil daha sonra yeni arayışlar içerisine girdi. Bu alanda yaptığı çalışmalarla tıp dünyasına yüzer mikroskop ve anjiyografi gibi önemli alet ve yöntemleri kazandırdı. Beyin operasyonları sırasında kullanılan ve Gazi Yaşargil tarafından kullanılan mikroskop, beyinde oluşan anverizmaların giderilmesi için büyük katkı sağladı ve dolayısı ile beyin cerrahisi alnında Yaşargil sayesinde yeni bir dönem açılmış oldu.

Gazi Yaşargil Kimdir?

Beyin cerrahisi alanında bir öncü olarak kabul edilen Yaşargil, operasyonlar sırasında kullanılan mikroskoplar aracılığıyla beyinde bulunan tümörlere ve lezyonlara ulaşmanın imkansız olmadığını ortaya koymuştur. Türkiye’nin ünlü şairlerinden Ece Ayhan, beyninde bulunan ur nedeni ile 1976 ile 1978 yılları arasında tedavi amacıyla İsviçre’ye gitmiştir ve Ayhan beyninde bulunan urun alınması için Gazi Yaşargil’e ameliyat olmuştur.

Aldığı Unvanlar ve Başarıları

Gazi Yaşargil özellikle mikrosinir cerrahisi kurucusu olarak bilinmektedir. Tıp alanındaki başarılı çalışmaları ve güçlü akademik kaeriyeri sayesinde Yaşargil tıp dünyasında Beyin ve Sinir Cerrahı, Profesör Doktor ve de Yüzyılın Beyin Cerrahı olarak adlandırılmıştır. Tıp alanında üstün başarı sahibi olan Gazi Yaşargil özellikle beyin tümörü hastalığını ve epilepsi hastalığını kendi yöntemleri ile tedavi altına almıştır. 1999 senesinde emekliye ayrılan Yaşargil, bu tarihe kadar Zürih’te bulunan Zürih Üniversitesi ve üniversite hastanesinde Sinir Cerrahisi bölümünde öncelikle hekim olarak çalışmış, daha sonra profesör olmuş ve en sonunda da bölüm başkanı olarak görev almıştır. Cerrah olarak başarılara imzasını atan Gazi Yaşargil, 199 yılında düzenlenen Geleneksel Sinir Cerrahları Kongresi’nde ‘Yüzyılın Sinir Cerrahı’ olarak seçilmiştir.

Türk bilim ve tıp insanımız Gazi Yaşargil’in sahip olduğu unvanlar ve bu unvanları aldığı yıllar şu şekildedir:

  • 1976 yılında; Brezilya Nöroşiruji Akademisi Fahri Üyelik
  • 1977 yılında; Norocerrahlar Birliği Fahri Üyelik
  • 1979 yılında; Amerikan Kalp Derneği Fahri Üyelik
  • 1981 yılında; Kanada Nöroşirurji Akademisi Fahri Üyelik
  • 1986 yılında; Nörocerrahlar Kongresi fahri Üyelik
  • 1987 yılında; Japon Nöroşirurji Sosyetesi fahri üyelik
  • 1989 yılında; Amerikan Nörocerrahlar Derneği Fahri Üyelik, İsviçre Nörobiyoloji Akademisi fahri üyelik
  • 1990 yılında; Kraliyet Tıp Sosyetesi Fahri Üyelik, Türk Nöroşirürji Derneği Fahri Üyelik, International Skull Base Society Fahri Üyelik
  • 1991 yılında; İstanbul üniversitesi Fahri Doktora
  • 1993 yılında; İsviçre Nöroşirurji Akademisi fahri Üyelik
  • 1994 yılında; Arjantin Nöroşirurji Sosyetesi Fahri Üyelik
  • 1998 yılında; Amerikan Nörbiyoloji Sosyetesi Fahri Üyelik, Türkiye Bilimler Akademisi Fahri Üyelik
  • 1999 yılında; University of Lima Fahri Doktora, Peru Nöroşirurji Akademisi Fahri Üyelik
  • 2000 yılında; İtalya Nöroşirurji Akademisi Fahri Üyelik, Hacettepe Üniversitesi Fahri Doktora
  • 2001 yılında; University of Oxford Fahri Doktora
  • 2002 yılında; Friedrich-Schiller University of Jena Fahri Doktora
  • 2003 yılında; Meksika Nörocerrahlık Derneği Fahri Üyelik
  • 2019 yılında; Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fahri Doktora

Aldığı Ödüller

Beyin cerrahisi alanında yaptığı çalışmalarla, epilepsi ve tümör hastalıklarını kendi yöntemleriyle tedavi eden ve beyin ameliyatlarında kullanılması amacıyla mikroskop geliştiren Gazi Yaşargil tıp alanında hem ulusal hem de uluslararası pek çok ödüle layık görülmüştür. Gazi Yaşargil’in aldığı ödüller yıllara göre şu şekildedir:

  • 1957 yılında; Vogt Ödülü / İsviçre Oftalmolojik Topluluğu
  • 1968 yılında; Bing Ödülü / Tıp Bilimleri İsviçre Akademisi Robert
  • 1976 yılında; Marcel Benoit Ödülü / İsviçre Federasyonu
  • 1980 yılında; Yılın Sinir Cerrahı Ödülü
  • 1981 yılında; Pioneer Microsurgeon Ödülü / Uluslararası Mikrocerrahi Derneği
  • 1988 yılında; İtalya Şeref Madalyası / Universita di Napoli e della Compagna Napoli
  • 1992 yılında; Türkiye Cumhuriyeti Tıp Ödülü
  • 1997 yılında; Altın Madalya / Nöroşirürji Dernekleri Dünya Federasyonu
  • 1998 yılında; Yüzyılın Beyin Cerrahı / Brezilyalı Nöroşirürji Derneği
  • 1999 yılında; Onur Nörolojik Cerrahlar Madalyası / Avrupa Birliği
  • 2000 yılında; Fedor Krause Madalyası / Alman Nöroşirürji Derneği, Onur Bursu / Amerikan Cerrahlar Koleji, Türkiye Cumhuriyeti üstün Hizmet Madalyası, 2000 Ödülü / Türk Bilimler Akademisi
  • 2002 yılında; Uluslararası Francesco Durante Ödülü / İtalya, Milli Egemenlik Onur Ödülü / Türkiye
  • 2005 yılında; Milli Egemenlik Onur Ödülü / 2.kez-Türkiye

Dilhan Eryurt

Dilhan Eryurt

Dilhan Eryurt, astronomi bilgini ve yüksek matematik bilgini olarak bilinen Türk bilim insanlarından bir tanesidir. 29 Kasım 1926 yılında İzmir’de dünyaya gelen Eryurt, çocukluk yıllarından itibaren matematiğe karşı ilgi duymuştur. Lise eğitimini Ankara Kız Lisesi’nde alan Dilhan Eryurt buradaki eğitimini tamamladıktan sonra lisans eğitimi almak üzere İstanbul Üniversitesi’nde Yüksek Matematik ve Astronomi bölümünü okumaya başlamıştır. Çocukluk yıllarında matematiğe karşı ilgi duyan Eryurt, üniversite eğitiminin başlaması üzerine okuduğu bölüm olan astronomiye de merak salmıştır. Bu alandaki ilk bilgilerini üniversiteye başladığında almış, üniversitesinde bulunan Türk ve yabancı uyruklu hocalardan astronominin temelleri üzerine bilgiler almıştır.

Üniversite eğitimini başarı ile bitiren Dilhan Eryurt daha sonra yeni yeni merak saldığı astronomi alanında daha fazla bilgiye ulaşmak için Ankara Üniversitesi’nde çalışan ve burada astronomi bölümünü açmak ile görevli olan Profesör Dr. Tevfik Okyar Kabakçıoğlu’nun yanına asistan olarak girmiştir. Böylelikle Dilhan Eryurt, astronomi alanında daha fazla bilgi ve deneyime sahip olma şansını yakalamış; bilimsel araştırmalar yapmaya başlamıştır. Fakat kurulan astronomi bölümünde kadro açılmaması sebebiyle bu asistanlık sürecinde herhangi bir maddi karşılık; maaş almadan çalışmıştır. Ankara Üniversitesi’nde ücretsiz olarak asistanlık yapan Eryurt daha sonra yine Ankara Üniversitesi’nde 1953 yılında Astrofizik doktora eğitimini yapmıştır. Yıldızların yapısı ve gelişimleri, neutrino problemleri, astrofizik ve güneş modelleri üzerine bilimsel çalışmalarda bulunmuştur.

Çalışma Hayatı

Ankara Üniversitesi’nde doktora eğitimini aldıktan daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne giden ve National Academy of Sciences bursunu alan, böylelikle NASA’ya ait New York’ta bulunan Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü’ne giden Eryurt burada çalışmaya başlamış ve kariyerine uluslararası bir akademide devam etmiştir. Daha sonra yine kazandığı bir burs olan Uluslararası Atom Enerji Ajansı bursu ile 1959 yılında iki yıllık süreyle Kanada’ya giden Dilhan Eryurt, gerçek anlamda astrofizik ile burada tanışma şansını elde etmiştir ve bilimsel çalışmalarını yapmaya geliştirerek devam etmiştir.

Burs ile geldiği Kanada’da bilimsel çalışmalarına devam eden Eryurt’a Profesör dr. Cameron üç farklı konu üzerinde çalışma teklif etmiştir ve Eryurt, bu konular içerisinden Hidrojen Yıldızları’nı tercih etmiştir. Bu alanda çalışma yapabilmek için Dilhan Eryurt öncelikle hidrojenden meydana gelen bir gazın opozitesinin hesaplanması için bir bilgisayar programını yapmayı başarmıştır. Bu çalışmasından sonra da ‘’Fitting’’ yöntemini öğrenmiştir.

Kanada’da yaptığı çalışmalardan sonra ABD’den kazandığı bir burs ile Indiana Üniversitesi’ne araştırmacı olarak gitmeye hak kazanan Eryurt, burada akademik çalışmalarına devam etmiştir ve burada yıldız modellerinin üzerinde yaptığı çalışmalarla tanınan bilim insanı Prof. Dr. Wrubel ile çalışmıştır.

Dilhan Eryurt, NASA’ya geçtiğinde Dr. Cameron ile birlikte küçük kütleli yıldızlar ve büyük kütleli yıldızlara kadar tüm yıldızların oluşumunda geçirilen evreler ve evrimleri hakkında inceleme yapmıştır. Fitting yöntemi ile çalışmalarını yürüten, küçük yıldızlarda kütle limiti nedir? sorusuna cevap arayan, araştırma yapan Eryurt aha sonra yeni programları ortaya çıkarmıştır. Döneminin en kusursuz programına imzasını atan Dilhan Eryurt’un öğrencileri bu programı daha da geliştirmişlerdir.

Dilhan Eryurt Kimdir?

Güneşin evrimi alanında da Prof.Cameron ile birlikte araştırmalar yapan Eryurt, o döenmlerde geçerli olan güneş evrimi modelinin sürekli olarak eleştirilmesinden solayı yeni bir modelin oluşturulması düşüncesine sahipti. Ve yeni oluşturulacak olan model ile yoğunluğun, sıcaklığın, ışınımın ve de güneş ile gezegenler arasında bulunana etkileşimin incelenmesi gerektiğini düşünüyordu. Dilhan Eryurt tarafından bu konu hakkında yapılan araştırmaların ve çalışmaların sonucunda, güneşin oluşumu sırasında şimdikinden daha parlak olduğu ve de zaman içerisinde yavaş yavaş sıcaklığın düştüğü, sonra da günümüzdeki haline geldiği ortaya çıkmıştır. Dolayısı ile araştırma sonucuna bakıldığında; güneşin önceden daha parlak oluşu ve günümüzde ilk parlaklığının olmamasının nedeni; içinde bulunan hidrojenin yanmasıyla ilgilidir. Bu bağlamda hidrojen reaksiyonunun başlamasıyla yüzey sıcaklığında artış gözlemlenmektedir. Sonuç olarak Eryurt tarafından yapılan araştırmaya göre; güneş sahip olduğu hidrojenin yaklaşık olarak yarısını yakmıştır, tamamen güneşin tükenmesine ise 4.5 milyar yıl daha vardır. Hala geçerli olan bu modelin oluşmasında Dilhan Eryurt’un katkısı oldukça büyüktür ve çoğunlukla bu model Dilhan Eryurt’un buluşu olarak bilinmektedir. Dilhan Eryurt NASA’nın enstitüsünde güneş evrimi ve yıldızların oluşumu üzerine yaptığı çalışmalarla birlikte ‘Nötrinolar’ üzerine de çalışmalarda bulunmuştur.

Türkiye’deki Çalışmaları

Akademik yaşamını tamamen yurtdışında ve özellikle ABD’de sürdüren Dilhan Eryurt, yurtdışında olduğu ve akademik çalışmalarını gerçekleştirdiği süre boyunca sıklıkla Türkiye’ye gelmiş ve bilim alanında öğrenciler yetiştirmek adına deneyimlerini, bilgilerini aktarmıştır. İlk olarak 1968’de ODTÜ’de bir yıl Fizik Bölümü’nde misafir profesör olarak çalışan ve öğrencilere ders veren Eryurt, verdiği derslerin dışında astronomi ile ilgili bilimsel toplantılar da düzenlemiştir. Fakat Türkiye’de astronomi alanında gelişmişlik ile birlikte bilinç düzeyi çok fazla olmadığı için bu toplantılara katılım oldukça zayıf gerçekleşmiştir.

1973 yılında kadrolu bir şekilde Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ndeki Fizik Bölümü’nde ders vermeye başlayan Dilhan Eryurt daha sonra ODTÜ’de Astrofizik Anabilim Dalı’nı kurmuştur. 1988 senesinde ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi’nin Fizik Bölümü Başkanı olarak çalışmalarını sürdüren Dilhan Eryurt daha sonra beş yıllık süre ile Fen Edebiyat Fakültesi’nin dekanlığını yapmıştır. 1993 yılında ise emekliye ayrılmıştır.

Ödül ve Başarıları

Türk bilim insanı olarak yüksek matematik ve astronomi ile ilgilenen, başarılı çalışmalara imza atan ve bilimsel gelişmelere katkıda bulunan Dilhan Eryurt, NASA tarafından verilen Apollo Başarı Ödülü’nü 1969 yılında almıştır. Daha sonra da dünyanın çevresinde belirli bir yörüngeye yerleştirilmiş olan ve içinde insan bulunmayan hava araçlarının geliştirilmesinden sorumlu olan çalışma kurumlarında görev almıştır. Yaptığı çalışmalarla başarı sağlayan Eryurt’a TÜBİTAK tarafından Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü de 1977 yılında verilmiştir.

Başta ABD olmak üzere Kanada ve dünyanın pek çok yerinde çıkan bilimsel dergilerde kendi imzasıyla makale yayınlayan Dilhan Eryurt için Türkiye’de Bilim ve Teknik Dergisi’nin 1997 yılı Kasım sayısında özel bir bölüm hazırlanmıştır. Eryurt aynı zamanda Türkiye Bilimler Akademisi ile Türk Astronomi Derneği’nde şeref üyesi olarak seçilmiştir. Uluslararası özellik taşıyan ve astronomi bilim dalı ile ilgili araştırma ve çalışmalar yürüten International Astronomical Union ile American Astronomical Society’da Dilhan Eryurt üye olarak bilimsel çalışmalarını gerçekleştirmiştir.

Salih Zeki Bey

Salih Zeki Bey

Salih Zeki Bey, 1864 yılında İstanbul’da dünyaya gelen ve 14 Temmuz 1921 tarihinde İstanbul’da hayata veda eden fizik ve matematik bilgini Türk bilim insanıdır. Ayrıca Salih Zeki Bey, Halide Edip Adıvar’ın ilk eşi olarak da bilinmektedir. Kandilli Rasathanesi’nin kurucusu olan Fatih Gökmen’in öğrencisidir. Maddi durumu iyi olmayan bir ailede dünyaya gelen Salih Zeki Bey’in babası Kastamonu’nun Boyabat ilçesinde yaşayan Hasan Ağa, annesi ise Saniye Hanım’dır. Henüz küçük yaşlardayken anne ve babasını kaybetmiştir. Annesinin vefat etmesinden sonra aile evinden ayrılan babası da memleketinde yaşamını yitirmiştir. Böylelikle Salih Zeki Bey büyükannesi tarafından büyütülmüştür.

Eğitimi

Büyükannesi tarafından koruma altına alınan Salih Zeki Bey ilk eğitimini alması için mahallelerinde bulunan mektebe gönderilmiştir fakat yaramaz davranışlarından dolayı okuldan alınarak bir esnafın yanına çırak olarak verilmiştir. Daha sonra da yetim çocukların okutulduğu Darüşşafaka Lisesi’ne 1874 yılında verilmiştir. Lise eğitimini burada alan Salih Zeki Bey 1882 yılında birincilik derecesi ile mezun olmuştur. Matematik alanına olan ilgisi, yeteneği ve zekiliği ile dikkat çekmiş ve bu sebeple de kimya, matematik ve fizik öğretmeni olan Mehmet Nadir Bey tarafından yetiştirilmiştir.

Salih Zeki Bey, 1882 yılında Posta ve Telgraf Nezareti tarafından telgraf mühendisi ve fizikçi yetiştirmek istemesi üzerine arkadaşlarıyla birlikte Paris’e eğitim alması amacıyla gönderilmiştir. Burada hem derslerine devam etmiş hem de eğitim görmekte olduğu yüksek mühendislik okulundaki ileri dereceli İntegral hesabını çözmesi nedeniyle başarı kazanmıştır. Bu başarısının üzerine Salih Zeki Bey’e arkadaşları tarafından ‘intelligent’ lakabı uygun görülmüştür. Dolayısı ile adındaki Zeki ismi de bu lakaptan kaynaklanmaktadır. Burada eğitimine devam etmek ve okulda kalmak isteyen bilim insanımız ülkemizin Posta Telgraf Başkanlığı tarafından çağrılmıştır ve bu sebeple de ülkemize geri dönmüştür.

Çalışma Hayatı

Salih Zeki Bey, Fransa’daki Politeknik Yüksek Okulu’nda elektrik mühendisliği alanında eğitim gördükten sonra 1887 yılında İstanbul’a geri dönmüştür ve hem elektrik mühendisi hem de telgraf müfettişi olarak görev almaya başlamıştır. Bu sırada Credit Lyonnais müdürü olan Mösyö Lemoine ile tanışmıştır ve astronomi ile birlikte matematik ile ilgilenmeye başlamıştır. Bu sırada Ortaçağ’daki İslam çevresindeki bilimsel eserleri ve el yazmalarını aydınlatmak istemiştir ve bu sebeple de kendisini İslamiyet öncesi Hint ve Yunan çalışmaları ile ilgili olarak geliştirmeye başlamıştır. Daha sonra da aydınlatmak istediği el yazmaları üzerinde çalışmaya başlamıştır.

Bilim üzerine yaptığı çalışmalara devam eden Salih Zeki Bey aynı zamanda memuriyetine de devam etmiştir. 1889 yılında Hint Rakamları Üzerine Bir Rapor ismiyle ilk bilim tarihi makalesini yayınlamıştır. Daha sonra da Siyasal Bilgiler Okulu’nda lise bölümüne kimya ve fizik profesörü olarak atanmıştır. 1895 yılında Rasathane Müdürlüğü’ne, 1908 yılında Meşrutiyetin ilan edilmesiyle de Maarif Nezareti Meclis-i Maarif Üyeliği’ne atanmıştır. Salih Zeki Bey, 1910 yılında Tevfik Fikret’in istifa etmesi nedeniyle Galatasaray Lisesi’nin müdürlüğüne atanmıştır. Yıl 1913’ü gösterdiğinde de İstanbul Üniversitesi yani o zamanki ismi ile Darülfünun’da rektör olarak görev almaya başlamıştır.

Salih Zeki Bey Kimdir?

İstanbul Üniversitesi’ne atandıktan sonra Salih Zeki Bey yalnızca fen fakültesindeki matematik derslerine kendisini vermiştir. Ayrıca lise eğitimini almış olduğu Darüşşafaka’da da öğrencilere gönüllülükle fen ve Fransızca dersleri vermiştir. 1920 yılında bir rahatsızlığa yakalanan Salih Zeki Bey, yaşamının son yıllarına doğru akli dengesini kaybetmiştir ve bu sebeple İstanbul Şişli’de bulunan Fransız Hastanesi’nde tedavi altına alınmıştır. Fakat Salih Zeki Bey yapılan tedavilere olumlu cevap vermemiş, yaşamını yitirmiş ve İstanbul’un Fatih ilçesinde bulunan Fatih Cami’nin bahçesine defnedilmiştir.

Eserleri

İyi bir matematik bilgini olan Salih Zeki Bey aynı zamanda geçmişe ait olan ve pek fazla bilinmeyen eserler ile yazarları ile de ilgilenmiştir ve bu kapsamda 1892 yılında Resmi Gazete’de bir dizi yazı yayınlamıştır. Yayınlanan bu monografiler, kendisi tarafından daha ileriki yıllarda yazılan Asar-ı Bakiye isimli en önemli eserin kaynaklarını oluşturmaktadır.

Salih Zeki Bey, arkadaşı olan Ahmet Fahri ile birlikte Hikmet-i Tabiyye isimli ilk kitabını da kaleme almıştır. Lise öğrencileri için yazılan bu kitapta fizik bilgileri yer almaktadır ve 1892 yılında basılmıştır. 1895 yılında da Rasathane Müdürlüğü görevine getirilen Salih Zeki Bey, İstanbul Üsküdar Amerikan Lisesi’nde son sınıf öğrencisi olan Halide Edip Adıvar’a özel olarak matematik dersi vermiştir.

Salih Zeki Bey, 1912 yılında Maarif Nezareti müsteşarlığına getirildiğinde Darülfünun Konferansları ismiyle bir eserini iki cilt olarak yayınlamıştır. Salih Zeki Bey tarafından yazılmış olan bu eserde öklit dışı geometriler ve sanal nicelikler üzerine kurulmuş çeşitli alanlar konuları ayrıntılı olarak ele alınmış ve aktarılmıştır. Ayrıca aynı yıl içerisinde Salih Zeki Bey tarafından ünlü Fransız felsefeci ve matematikçi Jules Henri Poincare yapıtları Türkçe’ye kazandırılmıştır.

1913 yılında bugünkü adıyla İstanbul Üniversitesi’ne rektör olan Salih Zeki Bey, 1917 senesinde bu görevinden ayrılmış fakat üniversitenin fen fakültesinde profesör olarak öğrencilere dersler vermeye devam etmiştir. 1919 yılında da profesör olarak görev aldığı fen fakültesine dekan olarak atanmıştır. Salih Zeki Bey tarafından yazılan eserlerin bazıları şunlardır:

  • 1913 yılında; Âsâr-ı Bâkiye
  • 1915 yılında; Dârülfünun Konferansları
  • 1916 yılında; Mîzân-ı Tefekkür
  • 1924 yılında; Kamûs-ı Riyâziyât
  • Hendese
  • Hikmet-i Tabiiye
  • Mebhas-ı Savt
  • Mebhas-ı Elektrik-i Miknatisi
  • Mebhas-ı Hararet-i Harekiye
  • Mebhas-ı Cazibeyi Umumiye
  • Mebhas-ı Elektrikiyet ve Şariyet
  • Hesab-ı İhtimali
  • Mebhas-ı Hareket-i Seyalat
  • Hendese-i Tahliliye
  • Mebhas-ı Nazariye-i Temevvücat
  • Riyaziye

Salih Zeki Bey başka dilde yazılmış olan eserleri de çeviri yaparak Türkçe’ye kazandırmıştır. Bu eserler ise şunlardır:

  • İlim ve Faraziye – Felsefe-i İlmiye
  • İlmin Kıymeti
  • Kamus-u Riyaziyat
  • Asar-ı Bakiye

Muazzez İlmiye Çığ

Muazzez İlmiye Çığ

Muazzez İlmiye Çığ, 20 Haziran 1914 yılında Bursa’da doğan Sümerolog, tarihçi ve Türk bilim insandır. Kırım kökenli bir aileden gelen Çığ’ın babası Kırım’dan Merzifon’a göç etmiştir. Annesi ile yine Kırım’dan Bursa’ya göç etmiştir.  Ailesinin İzmir’de yaşadığı sırada 1919 yılında, Yunan ordusunun İzmir’i işgal etmesinden dolayı Çığ’ın ailesi daha güvenli olması sebebiyle Çorum’a göç etmiş ve buraya yerleşmiştir. Dolayısı ile Muazzez İlmiye Çığ ilk eğitimini Çorum’da almıştır. Ailesinin Bursa’ya taşınması nedeniyle de Bursa’da özel bir okul olan Bizim Mektep’e yazılmıştır. Burada keman dersleri ile birlikte Fransızca dersleri de alan Çığ, 1926 yılında girdiği sınavı kazanmış ve Bursa Kız Muallim Mektebi’ne girmeye hak kazanmıştır. Öğretmenlik okulundan 1931 yılında mezun olmuş ve öğretmenlik yapmak için Eskişehir’e atanmış, buraya taşınmıştır. Babası da öğretmen olan Çığ, Eskişehir’de toplamda dört yıl çalışmıştır.

Akademik Hayatı

Eskişehir’de dört yıl boyunca öğretmenlik yapan Muazzez İlmiye Çığ daha sonra Atatürk’ün emri ile kurulmuş olan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Hititloji Bölümü’ne girmeye hak kazanmıştır. 1936 yılında üniversite eğitimi almaya başlayan Çığ burada, Nazi yönetiminde bulunan Almanya’dan kaçarak Türkiye’ye gelen Profesör Dr. Hans Gustav Guterbock’tan Hitit kültürü ile dili derslerini almıştır. Çığ aynı zamanda Akad ve Sümer dilleri ile birlikte Mezopotamya kültürü hakkında Profesör Dr. Benno Landsberger’den ders almıştır. Muazzez ilmiye Çığ, 1940 yılında mezun üniversiteden olduktan sonra da İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi’ne atanmıştır. Burada Çiviyazılı Belgeler Arşivi için uzman adıyla çalışmalarda bulunmuştur.

İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi’nde uzman olarak çalışmaya başlayan Çığ bu sırada hem okuldan arkadaşı olan hem de kendisi gibi öğretmen olan Kemal Çığ ile bir evlilik gerçekleştirmiştir.

Çalışma Hayatı

Muazzez İlmiye Çığ tam olarak 31 yıl boyunca İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi’nde çalışmıştır ve meslektaşı olan Dr. Kraus ve Hatice Kızılay ile birlikte bu müzenin deposunda yer alan Hitit, Akad ve Sümer dillerindeki on binlerce tableti temizlemiştir. Bu tabletleri çalışma arkadaşlarıyla birlikte temizleyen Muazzez İlmiye Çığ daha sonra tabletleri sınıflandırarak numaralandırmıştır. Yaklaşık olarak 74 bin tabletin belgeliğini oluşturmuş ve 3 bin tabletin de kopyalamasını yaparak katalog şeklinde yayınlanmasını gerçekleştirmiştir.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin Paris’te bulunan Louvre Museum, Londra’da bulunan British Museum ve Berlin’de bulunan Vorderasiatisches Museum gibi gelişmiş ve Ön Asya Dilleri Araştırma Merkezi durumuna getiren Çığ aynı zamanda Almanya’dan, Finlandiya’dan ve ABD’den Türkiye’ye gelen uzmanlar eşliğinde Sümeroloji kapsamında yayınlar gerçekleştirmiştir.

Muazzez İlmiye Çığ Kimdir?

Münih’te gerçekleştirilen Oryantalistler Kongresi’ne 1957 yılında katılım sağlayan Çığ, 1960 yılında da Heidelberg Üniversitesi’nde toplamda altı ay süren bir çalışma gerçekleştirmiştir. Ayrıca 1965 senesinde Roma’da ziyaretçilere açılan Hitit sergisini Londra’ya götüren Muazzez İlmiye Çığ, bir dönem Londra’da kalmış ve Sümeroloji alanındaki çalışmalarına devam etmiştir. 1972 yılında da İstanbul’daki görevinden emekliye ayrılmıştır.

Sümeroloji alanında yaptığı çalışmalar ile hem Türkiye’de hem de uluslar arası bilim alanında adından söz ettiren Çığ, emekli olduktan sonra da çalışmalarına devam etmiştir. Emekli olduktan sonraki hayatının bir bölümünü yurtdışında gerçekleştiren Çığ, 1988 yılında Philadelphia’da bulunan Asuroloji Kongresi’ne katılım sağlamıştır. Muazzez İlmiye Çığ sayesinde Sümer edebiyatına yeni konular kazandırılmıştır ve eksik olan bilgiler tamamlanmıştır. Çünkü Çığ, emekli olduktan sonra Philadelphia Üniversitesi’nin müzesinde Tabletler Bölümü’nde başkan olan Profesör Kramer ile birlikte çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Kitapları

Philadelphia Üniversitesi’nde Sümer dili ve tarihi üzerine başarılı çalışmalar gerçekleştiren Muazzez İlmiye Çığ daha sonra birlikte çalışma yaptığı Prof. Kramer’in bir eseri olan Tarih Sümerler’le Başları’ın Türkçe çevirisini yapmıştır. Bu çeviri kitabın yoğun ilgi görmesinden sonra da Çığ 1993 yılında çocuklar için Zaman Tüneliyle Sümerlere Yolculuk isimli kitabı kaleme almıştır. Emekli olmasına ve yaşın ilerlemesine rağmen Çığ, kendi alanında sürekli olarak kitaplar yazmaya devam etmiştir.

Başarı ve Ödülleri

Sümeroloji alanında yaptığı çalışmalar ve başarılarından dolayı İstanbul Üniversitesi tarafından 2000 yılında Muazzez İlmiye Çığ’a Fahri Doktora unvanı verilmiştir. 2005 yılında da Osmaniye’de bulunan Çardakköyü Anadolu Kültür ve Araştırmaları Derneği’nden Muazzez İlmiye Çığ için Özgür İnsan Ödülü verilmiştir. Çığ tarafından yazılmış olan Vatandaşlık Tepkilerim isimli kitap, Galatasaray Rotary Kulübü tarafından İngilizceye çevrilmiştir. İngilizceye çevrilen bu eser ABD ve Avrupa’da bulunan üniversitelerdeki kütüphanelerde yerini almıştır.

Muazzez İlmiye Çığ bilim alanında yaptığı çalışmalar ve kitap çalışmalarıyla birlikte çeşitli konferanslara da davet edilmiştir ve konuşmacı olarak yer almıştır. Ayrıca çeşitli organizasyonlarla da televizyonlarda konuşmacı olarak bulunmuş, toplumu aydınlatmaya devam etmiştir.

Yunan Mitolojisinin Sümerler’den alındığını ifade eden Çığ’ın Sümerli Ludingirra adlı kitabı, 2004 yılında İran’da basılmıştır. Ayrıca Çığ’a Adana Tepebağ Rotary Kulübü tarafından da Meslek Hizmet Ödülü layık görülmüştür. Muazzez İlmiye Çığ’ın imzası bulunan eserlerden bazıları ise şunlardır:

  • 1995; Kur’an İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni
  • 1996; Sümerli Ludingirra – Zaman Tüneliyle Yolculuk
  • 1997; İbrahim Peygamber – Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre
  • 1998; İnanna’nın Aşkı / Sümer’de İnanç ve Kutsal Evlenme, Zaman Tüneliyle Sümer’e Yolculuk
  • 2000; Hititler ve Hattuşa / İştar’ın Kaleminden, Gılgameş / Tarihte İlk Kral Kahraman
  • 2002; Ortadoğu Uygarlık Mirası
  • 2003; Ortadoğu Uygarlık Mirası 2, Sümer Hayvan Masalları
  • 2004; Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği, Vatandaşlık Tepkilerim
  • 2005; Atatürk Düşünüyor
  • 2008; Sümerlilerde Tufan / Tufan’da Türkler

Muazzez İlmiye Çığ, yazmış olduğu Vatandaşlık Tepkilerim isimli eserinde yazdıklarından dolayı 2007 yılında halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek iddiasıyla yargılanmıştır ve mahkemenin ilk duruşmasıyla suçsuzluğu kanıtlanmıştır.

İlber Ortaylı

İlber Ortaylı

İlber Ortaylı, günümüzün tarih alanında önemi bulunan başarılı bir bilim insanıdır. 21 Mayıs 1947’de Avusturya Bregenz şehrinde doğan Ortaylı, Kırım Tatarı olan bir ailenin çocuğudur. İki yaşınsa ailesi ile birlikte Türkiye’ye göç eden Ortalı ilk ve orta öğrenimlerini İstanbul’da bulunan Avusturya Lisesi’nde tamamlamıştır. Lise eğitimini ise 1965 yılında Ankara Atatürk Lisesi’nde tamamlamış ve mezun olmuştur. Tarih ve dil alanında yetkinlik sahibi olan İlber Ortaylı ileri düzeyde İngilizce, Farsça, Almanca, İtalyanca, Latince ve Rusça bilmektedir.

Akademik Hayatı

Ankara Lisesi’nde lise eğitimini tamamlayan İlber Ortaylı 1970 yılında da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki eğitimini tamamlamıştır. Ortaylı burada üniversite eğitimi alırken Türkiye’nin önemli bilim insanlarından ders almıştır ve önemli isimlerin öğrencisi olmuştur. başta Halil İnalcık olmak üzere Şerif Mardin, Mümtaz Sosyal, İlhan Tekeli ve Mübeccel Kıray gibi isimlerin öğrencisi olan İlber Ortaylı, günümüzde önemli isimlerle de sınıf arkadaşlığı yapmıştır. Ortaylı’nın üniversite arkadaşları arasında Mehmet Ali Kılıçbay, Zafer Toprak ve Ümit Aslan gibi isimler bulunmaktadır.

İlber Ortaylı Kimdir?

Ankara Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamlayan Ortaylı daha sonra Viyana Üniversitesi’nde Doğu Avrupa ve Slav dilleri üzerine eğitim almak üzere gitmiştir. Chicago Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimi alan Ortaylı yüksek lisans çalışmasını Halil İnalcık ile birlikte yapmıştır. Daha sonra Ortaylı 1974 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde doktor, 1979 yılında da aynı üniversitede ve fakültede doçent unvanı alarak çalışmaya başlamıştır. 1982 yılında ise üniversitelere uygulanan siyasi yaptırımlar nedeniyle görevinden istifa etmiştir. Akademik hayatına istifası üzerine de devam eden İlber Ortaylı Oxford, Sofya, Cambridge, Viyane, Roma, Berlin gibi yerlerde dersler ve konferanslar vermiştir. Yıl 1989 olduğunda ise Türkiye’ye dönüş yapan Ortaylı profesör unvanı almış, 2002 yılına kadar Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İdare Tarihi bölümünde anabilim dalı başkanlığı yapmıştır.

Günümüz Faaliyetleri

Profesör olarak akademik hayatına günümüzde de devam eden ve çalışmalarına devam eden İlber Ortaylı 2002 senesinde Galatasaray Üniversitesi’nde ve daha sonra da Bilkent Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak dersler vermiştir. Günümüzde Galatasaray Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’nde ve de MEF Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde ders vermeye devam eden Ortaylı aynı zamanda Galatasaray Üniversitesi’nin senatosunda üye olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Topkapı Sarayı’na 2005 yılında müdür olarak atanan İlber Ortaylı 2012 senesinde yaş durumundan dolayı emekli olmuştur. Akademik çalışmalarına aralıksız olarak devam eden İlber Ortaylı Uluslar arası Osmanlı Etütleri Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi olarak faaliyetlerde bulunmaktadır. Aynı zamanda 2018 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda danışman olarak görev almıştır.

Eserleri

İlber Ortaylı tarih alanında aldığı eğitim ile hayatı boyunca çalışmaya devam etmiş ve hala da günümüzde çalışmaya, üretmeye devam etmektedir. Ortaylı’nın ilk eseri Tanzimat’tan Sonra Mahalli İdareler adlı 1974 yılında yazdığı eserdir. Bu eserden sonra Türkiye’de Belediyeciliğin Evrimi eserini 1978 yılında İlhan Tekeli ile birlikte ortaya koymuştur. 1979 yılında ise Türkiye İdare Tarihi isimli eserini yazmıştır. İlber Ortaylı tarafından Türk ve dünya tarihine kazandırılan, imza atılan diğer eserler ise şunlardır:

  • 1980’de Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu
  • 1982’de Gelenekten Geleceğe
  • 1983’te İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı
  • 1985’te Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Yerel Yönetim Geleneği
  • 1986’da İstanbul’dan Sayfalar
  • 1994’te İngilizce olarak; Studies on Ottoman Tarnsformation
  • 1996’da Türkiye İdare Tarihine Giriş
  • 2000’de Osmanlı Aile Yapısı
  • 2001’de Tarihin Sınırlarına Yolculuk / Osmanlı İmparatorluğu’nda İktisadi ve Sosyal Değişim
  • 2002’de Osmanlı Mirasından Cumhuriyet Türkiyesi’ne
  • 2004’te Osmanlı Barışı
  • 2005’te Barış Köprüleri: Dünya’ya Açılan Türk Okulları
  • 2006’da Kırk Ambar Sohbetleri / Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek 2
  • 2007’de Eski Dünya Seyahatnamesi / Avrupa ve Biz / Batılılaşma Yolunda / Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek 3 / Mekan ve Olaylarıyla Topkapı Sarayı
  • 2008’de Osmanlı Sarayında Hayat / Tarihimiz ve Biz / Tarihin İzinde
  • 2009’da Tarihin Işığında
  • 2010’da Türkiye’nin Yakın Tarihi
  • 2011’de Defterimden Portreler / Tarihin Gölgesinde
  • 2012’de Yakın Tarihin Gerçekleri / Cumhuriyetin İlk Yüzyılı 1923-2023
  • 2013’te İlber Ortaylı Seyahatnamesi
  • 2014’te İmparatorluğun Son Nefesi / Eski Dünya Seyahatnamesi
  • 2015’te Türklerin Tarihi Orta Asya’nın Bozkırlarından Avrupa’nın Kapılarına
  • 2016’da Türklerin Tarihi Anadolu’nun Bozkırlarından Avrupa’nın İçlerine / İttihat ve Terakki / Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devleti’nde Kadı / Osmanlı’ya Bakmak Osmanlı Çağdaşlaşması / İstanbul’dan Sayfalar
  • 2017’de Türklerin Altın Çağı
  • 2018’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk
  • 2019’da Bir Ömür Nasıl Yaşanır?

Başarıları ve Aldığı Ödüller

İlber Ortaylı, Tarih alanında çalışmaları bulunan, pek çok başarıya imza atan ve pek çok eseri bulunan bir Türk bilim insanıdır. İlber Ortaylı yalnızca kendisini Tarih alanında geliştirmemiş aynı zamanda tarih bilincinin oluşması ve tarihin her yaştan kişilerce öğrenilmesi için faaliyetlerde bulunmuş, makaleler, araştırmalar yayınlamıştır. Yurt içinde yaptığı çalışmaların yanı sıra yurtdışında da bilimsel faaliyetlerde bulunmuştur. Yaptığı çalışmalarla birlikte uluslar arası platformlarda Türk Tarihi ve tarihçiliğinin gelişmesi için büyük çalışmalara imza atmıştır. Bu nedenle 2001 senesinde Aydın Doğan Ödülü’nü almıştır.

Akdeniz Festivali kapsamında 2006 yılında İlber Ortaylı’ya Avrupa ile Akdeniz arasında Lazio ödülü verilmiştir. Bu festival, İtalya’nın Lazio yönetimi tarafından başlatılmıştır ve her yıl devam etmesi planlanmıştır. İlber Ortaylı 2007 yılında da Puşkin Madalyası’na layık görülmüştür. Puşkin Madalyası, Rusya’nın devlet başkanı olan Vladimir Putin’in onayıyla Rus dili ve kültürünün yayılmasını sağlayan, ülkeler ve halk arasında yakınlık kurulmasını sağlayan kişilere verilmektedir.

Celal Şengör

Celal Şengör

Celal Şengör, 24 Mart 1955 İstanbul doğumlu olan bir bilim insanıdır. Tam olarak ismi ise Ali Mehmet Celal Şengör’dür. Günümüzde akademisyenlik yapan Şengör aynı zamanda Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nde profesyonel olarak çalışmalar yürütmektedir. Jeolog olan Şengör 1955 senesinde Rumeli göçmeni olan anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelmiştir.

İlk öğrenimini doğduğu İstanbul’da Şişli Terakki İlkokulun’da alan Şengör, beşinci sınıfa geldiğinde Beyazıt İlkokulu’na geçmiştir. Lise eğitimini ise Işık Lisesi’nde almıştır. Işık Lisesi’nden Robert Kolejine geçmiş ve lise eğitimini burada bitirmiştir. İleri seviyede İngilizce, Almanca ve Fransızca bilen Şengör iyi seviyede de Portekizce, Osmanlı Türkçesi, İtalyanca, Felemenkçe ve İspanyolca da bilmektedir.

Akademik Kariyeri

1973 senesinde Robert Koleji’nden mezun olan Celal Şengör, 1978 yılında State of New York at Albany’e üniversite eğitimi almak üzere gitmiştir ve buradan Jeolog olarak mezun olmuştur. Lisans eğitimini State of New York at Albany’de tamamlayan Şengör yine aynı üniversitede, 1979 yılında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Yüksek lisans eğitimini tamamlamasının ardından 1981 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi’ne asistan olarak akademik kariyerine başlamıştır.

Celal Şengör Kimdir?

Akademik çalışma hayatına üniversitede asistan olarak başlayan Celal Şengör, 1982 yılında, lisans ve yüksek lisans eğitimini almış olduğu State University of New York at Albany’den doktor unvanını almaya hak kazanmıştır. Celal Şengör, 1984 yılında ise Londra Jeoloji Cemiyeti’nden Başkanlık Ödülü’nü almıştır. 1986 yılında da TÜBİTAK’tan Bilim Ödülü’nü almaya layık görülmüştür. Sürekli olarak başaeılara imza atan Şengör, İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi’nden 1986’da doçentliğini almıştır.

Neuchatel Üniversitesi Fen Fakültesi’nden 1988 yılında Şeref Bilim Doktoru payesi alan Şengör, 1990 yılında Academia Europa’ya kabul almıştır ve böylelikle bu platformda bulunan ilk Türk üye olma özelliğine sahip olmuştur. Ayrıca Celal Şengör 1990’da Avusturya Jeoloji Servisi’nde muhabir üyesi de olmuştur. 1991 yılında bilim insanımız Şengör, Avusturya Jeoloji Derneği’nde şeref üyeliğine seçilmiştir. Bilim alanında yaptığı çalışmalarla başarı sağlayan Celal Şengör, 1991 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen Bilgi Çağı Ödülü’nü de almıştır.

Celal Şengöre İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi’nde Genel Jeoloji anabilim dalında 1992 yılında profesörlük unvanını almıştır. Türkiye Bilimler Akademisi’ne 1993 yılında en genç kurucu üye olan Şengör aynı zamanda akademinin konseyine seçilmiştir. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi konseyine seçilen Şengör aynı zamanda bu yıl içinde TÜBİTAK’ta bilim kurulu üyesi olmuştur. 1994 yılında ise Fransız ve Amerikan Jeoloji Derneklerine şeref üyesi olarak seçilmiş, Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine de getirilmiştir.

Yaptığı bilimsel araştırma ve çalışmalarla hem ulusal hem de uluslar arası başarılara imzasını atan Şengör, Fransız Fizik Cemiyeti’nden ve de Ecole Normale Superieure Vakfı’ndan Rammal Madalyası’na layık görülmüştür. Fransız Bilimler Akademisi, yerbilimleri alanında büyük ödül olan Lutaud Ödülü’nü 1997’de Şengör’e vermiştir. 1998 yılında da Coolege de France’da Celal Şengör misafir profesör unvanıyla kürsüde yer etmiştir ve madalya sahibi olmuştur. 1999 senesinde de Londra Jeoloji Cemiyeti tarafından Şengör’e Bigsby Madalyası verilmiştir. 2000 yılında ABD Ulusal Bilimler Akademisi tarafından seçilen ilk Türk olan Şengör, Fuad Köprülü’den sonra Rusya Bilimler Akademisi’ne seçilen ikinci Türk bilim insanı olma özelliğine sahip olmuştur. üstün başarılara imza atan Celal Şengör 2013’de Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi’nin üyeliğine seçilmiştir.

Çalışmaları

Celal Şengör, jeoloji bilimi kapsamında tektonik ve yerbilimi ağırlıklı olarak çalışmalarda bulunmuştur ve bu alanlardaki çalışmalarıyla tanırlılığa ulaşmıştır. Jeoloji alanındaki başarılarından bir tanesi; Kimmer Kıtası ismini vermiş olduğu bir kıtayı keşfetmesidir. Şengör, Orta Asya’nın jeolojik yapısını ortaya koymuş ve kıta-kıta çarpışması sonucunda etkilenen ön ülkeler hakkındaki olayı çözüme ulaştırmıştır.

Celal Şengör jeoloji alanında yaklaşık 300 deneme yazısı, 175’ten fazla bilimsel makale, alanına ait onlarca kitap ve bunlar ile birlikte felsefe ve tarih alanıyla ilgili kitaplar da yazmıştır. Uluslar arası akademik başarılara imza atan Şengör, Avusturya, Fransa, Birleşik Krallık ve ABD’de bulunan üniversitelerde misafir öğretim üyesi olarak dersler vermiş ve aynı zamanda Collage de Fransa, Oxford, California Institute of Technology, Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi’nde de misafir olarak profesörlük çalışmalarında bulunmuştur. Akademik çalışmalarıyla birlikte ayrıca uluslararası nitelik taşıyan pek çok dergide yayın kurulu üyeliği ile birlikte editörlük çalışmaları da yapmıştır.

Kitapları

Celal Şengör jeoloji alanında pek çok kitaba imzasını atmıştır. Kitapları ile birlikte uluslar arası nitelik taşıyan pek çok makalesi, deneme yazısı bulunmaktadır. Celel Şengör tarafından yazılan ve en çok bilinen kitaplarının bazıları şunlardır:

  • Zümrütname
  • Zümrüt Ayna: Bilimsel Düşünce Üzerine Denemeler
  • Dahi Diktatör
  • Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması
  • Aptalı Tanımak
  • Yaşamın Evrimi Fikrinin Darwin Döneminin Sonuna Kadarki Kısa Tarihi
  • Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?
  • Bilimin Büyüsü
  • 99 Sayfada İstanbul Depremi
  • Newton Neden Türk Değildi?
  • Cehennemdeki Üniversiteliler
  • Bilgiyle Sohbet/Popüler Bilim Yazıları

Aldığı Ödüller

Jeoloji alanında yaptığı akademik çalışmalarla uluslar arası camiada da bilinirlilik kazanan Celal Şengör pek çok ödüle layık görülmüştür. Şengör’ün hem ulusal hem de uluslar arası aldığı ödüllerin bazıları şunlardır:

  • TÜBİTAK Bilim Ödülü
  • Kültür Bakanlığı / Bilgi Çağı Ödülü
  • Londra Jeoloji Cemiyeti Başkanlık Ödülü
  • Fransız Fizik Cemiyeti ve Ecole Normale Superieure Vakfı / Rammal Madalyası
  • Neuchatel Üniversitesi Fen Fakültesi / Şefer Bilim Doktoru
  • Londra Jeoloji Cemiyeti / Bigsby Madalyası
  • Arthur Holmes Madalyonu
  • Collage de France Madalyası
  • MARY c. Rabbitt / Jeoloji TARİHİ VE Felsefesi Ödülü
  • Guztay Steinman Madalyası

Celal Şengör TÜBİTAK’tan aldığı Bilim Ödülü ile bu ödülü almaya hak kazanan en genç bilim insanı olarak adını bilim tarihine yazdırmıştır.