Ataç İmamoğlu Kimdir?

Ataç İmamoğlu

Kuantum optiği ve kuantum hesaplama alanında yürüttüğü çalışmaları ile adını duyuran Amerikalı-Türk bilim insanı ve fizikçi.

Hayatı

Ataç İmamoğlu 12 Ağustos 1964 senesinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Minneapolis eyaletinde dünyaya gözlerini açmıştır. Üniversite sınavlarına Türkiye’de girmiş ve döneminin ÖSS Türkiye birincisi olarak Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun olmuş daha sonra Stanford Üniversitesi’nde Elektro manyetik indüklemeli şeffaflık ve lazerler konusunda doktora eğitimi almıştır. Doktora eğitimini tamamlamasının ardından moleküler fizik ve atom fiziği konularında Harvard Üniversitesi bünyesinde çalışmalar yürütmüştür. Kendisi 2002’den bu yana İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nde fizik profesörlüğü görevine devam etmektedir.

Ödülleri

  • National Science Foundation Career Award in 1955
  • TÜBİTAK prize for physics ,2001
  • Quantum Electronics Award of IEEE, 2009
  • David and Lucile Packard Fellowship,1996
  • Wolfgang Paul Award of the Humboldt Foundation, 2002
  • Charles Townes Award of the Optical Society of America, 2010
  • Muhammed Dahlel Award of UCSB,2006

Ayriyeten Ataç İmamoğlu TRT Türk kanalında yayınlanan “Benim Hikayem” adlı programa konuk olmuş belgesel serisinin 13.bölümünde hayatını ve çalışmalarını kendi sesinden izleyiciyle buluşturmuştur. Kendisi ülke çapında büyük bir değerimiz olup yüzlerce çalışmaya imzasını atmış, onu tanıyan herkes tarafından saygı ve sevgi gören müthiş bir bilim insanıdır. İnsanlık için yaptığı çalışmalar gerek ödüllerle gerek insanların takdiri ile karşılık bulmuş ve o çalışmalarına devam ettikçe aynı şekilde karşılıklar bulacağından hiç şüphemiz yok.

Asuman Baytop

Asuman Baytop

Asuman Baytop Kimdir?

Asuman Baytop 1920 senesinde İstanbul’da dünyaya merhaba demiştir. Babası Mehmet Kâmil Berk, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doktorlarından biriydi. Mehmet Kâmil Berk 1878 ve 1958 yılları arasında yaşamıştır. İlkokul ve ortaokul öğrenimini Sainte- Pulcherie Fransız Kız Ortaokulunda tamamlamıştır. Aynı zamanda lise öğrenimini ise Şişli Terakki Lisesi’ nde görmüştür. Üniversite eğitimini ise İstanbul Üniversitesi’ nde, Fen Fakültesi Eczacılık bölümünde görmüştür.

Asuman Baytop üniversite eğitimini başarı ile tamamlamıştır. Çok çalışmış ve kendini geliştirmiş bir hanımdır. Aynı dönem Fen Fakültesine asistan olarak girmiştir. Asistan olarak görev yapacağı bölüm ise Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü’ dür. Asistan olarak yerleştiği bu bölümde Alfred Heilbronn’ un asistanlık görevini üstlenmiştir. Alfred Heilbronn Türkiye’de genel botanik, farmakobotanik ve de farmakognozi laboratuvarında modern anlamda botanik anlayışının kurucularındandır. Üstelik Alfred Heilbronn ordinaryüs profesör doktor unvanına sahip bir insandır.

Asuman Baytop Zürih’ e giderek doktora eğitimini tamamlamıştır. Doktora eğitimini ETH’ nın Eczacılık okulunda yapmıştır. Eğitimi sırasında yanındaki danışmanı ise Prof. Dr. Hans Flück ismindeki bir eğitmendir. Tarihler 1949 yılını gösterdiğinde ise haziran ayına gelindiğinde eski okulu olan İstanbul Üniversitesi Eczacılık Okulu’na tekrar geri dönmüştür. Geri döndüğü okulunda da asistanlığa devam etti. Bu kez asistanlık yaptığı bölüm ise farmakognozi kürsüsü olmuştur.

Asuman Baytop İsviçre’ de 601 adet bitki örneği toplamış ve getirmiştir. Bu örnekleri İstanbul Üniversitesi’ ne bağışlamıştır. 1952 yılında ise doçent olmuştur. Doçent unvanına kavuşmasından sadece bir sene sonra Turhan Baytop ile hayatını birleştirmiştir. 1963 yılında profesörlük unvanına erişmiştir. Bundan bir sene sonra ise okulun Farmasötik Botanik Kürsüsü’ nde direktör olmuştur. Bundan sonraki dönemlerinde ise birçok çalışmalar yapmıştır. Türkiye florası üzerine çalışmalar yapmıştır.

Farmakognozi alanında çok çalışan Asuman Baytop ilk araştırmalarını da bu dalda yapmıştır. Sonraki çalışmalarına ise botanik alanında devam etmiştir. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyebilen ve tespit edilmesini kolaylaştıran bir atlas oluşturmuştur. Ülkemizin başka başka yerlerindeki bitki türlerinin incelemesini yaparak bu bitkilerin sağladığı faydaları ve tıbbi açıdan kullanılma şekillerini tespit etmeye çalışarak onların yerel isimlerini belirlemiştir.

Asuman Baytop 1968 yılı ve 1986 yılları arasında TÜBİTAK’a altı adet proje sunmuştur. 1959 yılı ve 1982 yılları arasında ise 8 tane doktora danışmanlığında bulunmuştur. Aynı zamanda Eczacılık fakültesi dergisinde yayın kurulu biriminde 1965 yılı ve 1989 yılları arasında üyelik ve başkan olarak görev yapmıştır.

Asuman Baytop’ un 260 tane kadar bilimsel yayını vardır. Ayrıca ders kitapları da yazmıştır. Bunun yanı sıra çeşitli sözlük çalışmaları da vardır. Peter Hadland Davis, Türkiye florası adlı bir çalışma hazırlamıştır. Asuman Baytop, hazırlanan bu çalışmada da büyük katkılar sağlamıştır. Oldukça fazla katkı sağlamasından dolayı nu eserin 8. Cildi Asuman Baytop’ a ve eşi Turhan Baytop’ a ithaf edilmiştir.

Asuman Baytop’ un Almaya Hak Kazandığı Ödüller

  • Uluslararası Balkan Flora ve Vejetasyonu Sorunları Sempozyumu Gümüş Onur Madalyası almaya hak kazanmıştır. (İstanbul, 1978)
  • Eskişehir Anadolu Üniversitesi Onursal Eczacılık Bilimleri Doktoru ödülünü almaya hak kazanmıştır. (Eskişehir, 1991)
  • TÜBİTAK Hizmet Ödülü almaya hak kazanmıştır. (Ankara, 1999)
  • Eczacılık Ödülleri 2005 Onur Ödülü almaya hak kazanmıştır. (İstanbul, 2005)
  • Türk Eczacıları Birliği Eczacılık Akademisi Hizmet Ödülü almaya hak kazanmıştır. (İstanbul, 2006)
  • İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası “Şükran Havanı” ödülü almaya hak kazanmıştır. (İstanbul, 2006)
  • Türkiye Florası Madalyası almaya hak kazanmıştır. (Eskişehir, 2007)

Asuman Baytop’ un Uzmanlık Alanı (Dalı)

  • Eczacılık onun mesleğidir ve alanında uzmandır.
  • Botanik alanında uzmandır.

Asuman Baytop neredeyse bütün bir hayatını botanik çalışmaları yaparak geçirmiştir. Ülkemizde bitkilerin iyi tanınması ve gerekli alanlarda yararlanılmasını istemiştir. Emekli olduktan sonra bile çalışmaları asla ve asla hız kesmemiştir. Emekliliğinden sonraki dönemde bile botanik tarihi ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Asuman Baytop tam anlamda bir doğa aşığıdır. Mükemmel bir öğreticidir. Bulunmaz ve eşsiz bir bilim insanıdır. Öğrenmeyi ve öğretmeyi kendisine büyük bir amaç edinmiştir. Yeni şeyler keşfetmeye ve bunu insanlığa kazandırmaktan zevk alırdı. Yaşı kaç olursa olsun bu alana dair heyecanını ve umutlarını asla kaybetmemiştir. Meraklı bir insandı. Merak ettiği konuları araştırıp, inceleyen bir bilim insanı olmuştur.

Asuman Baytop, botanik alanına sonsuz katkılar sağlamıştır. Son derece nazik ve kibar bir insan olmuştur. Son zamanlarında bile bilimsel çalışmalarına hiç ara vermemiştir. Botanik dünyasının bir numaralı bilim insanı olarak bilinen bir insandır.

Asuman Baytop 18 Şubat 2015 yılında hayata gözlerini yummuştur. Vefat ettiğinde 94 yaşında idi. Hayatını bilime ve insanlığa adamıştır. Bilim adına yapmış olduğu çalışmalar ve bize bırakmış olduğu kazanımlar asla unutulmayacaktır. Bilim dünyası ona minnettardır.

Asım Orhan Barut Kimdir?

Asım Orhan Barut

Fizik alanında ilerlemiş bu alanda tanınmış, ülkemizde ve dünya çapında tanınmış bir bilim insanıdır. Kendisi ilk Türk fizikçileri arasında önemli bir yere sahiptir. Fiziğin neredeyse tüm dallarında çalışmalar yürütmüştür. Ayriyeten fiziğin yanısıra matematik konusunda da oldukça bilgilidir. Dünya çapında bilime bir çok katkı sağlamış, ülkemizin önemli bir değeridir. Asım Orhan Barut alanında yaptığı çalışmalarla gelecek neslin yoluna ışık tutmuştur.

Hayatı

Fizik bilimine katkılarıyla bilinen Asım Orhan Barut 24 Haziran 1926 tarihinde Malatya’da dünyaya gözlerini açmıştır. 1943 senesinde öğrenim gördüğü Malatya Lisesi’nden mezun olmuş aynı sene İstanbul Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’ne kayıt olmuştur. 1950 ve 1953 yıllarında daha önce devlet bursu kazanarak gittiği İsviçre’nin Zürih şehrinde EidgenössicheTechnischeHochshule’dearaştırma görevlisi olarak çalışmıştır. 1954 ve 1955 yılları arasında ise Reed College’da Asistan Profesör görevini yerine getirmiştir. Birçok üniversitede araştırma görevlisi ve öğretim üyeliği yapmasının ardından Colorado Üniversitesi’nde profesörlük yapmıştır.

Parçacık fiziği ve matematiksel fizik alanlarında yürüttüğü uluslararası düzeyde araştırma ve yayınları sebebiyle 1982 TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. Yüzü aşkın bilimsel yayını mevcuttur ve birçoğu Physical Review dergisinde yayımlanmıştır.

Yayımlanan Kitapları

  • Saçılma Matrisi Kuramı (1967)
  • Elektrodinamik: Alan ve Parçacıkların Klasik Kuramı(1964)
  • Fizik ve Geometri(1989)
  • Grup Gösterimleri Kuramı ve Uygulamaları (1977)
  • Dinamik Gruplar ve Genelleştirilmiş Simetriler (1972)

Bilime Katkıları

  • Temel Parçacıklar Fiziği

Çalışmalarının büyük bir kısmını oluşturan bu alanda Barut işe temel parçacıkların kategorize edilmesiyle başlamışNeeman ve Gell-Mann’dan tam üç sene önce mezon ve baryonların sekizli simetri diyagramlarını NuovoCimento dergisinde yayımlatmıştır. Son dönemlerde “Magnetik Model”’i temel parçacıkların yapıtaşları ve aralarındaki temel kuvvetler hususunda “Kuark Modeli”ne karşı bir seçenek olarak geliştirmiştir.

  • Kuramsal Fiziğin Temel Problemleri

Asım Barut grup gösterimlerini dinamik sistemlere ilk defa uygulayan bilim insanı oldu ve bu sayede dinamiğin altında oldukça geniş bir yapının var olduğu fikri kuvvet kazandı.

  • Matematiksel Fizik

Alt başlıkları Lagrange değişim ilkesinin yüksek basamaklı sistemleri genişletmesi, göreli saçılma matrisinin simetri özellikleri ve göreli denklemleri, konform gruplar ve uygulamaları, kompakt gruplar ve uygulamaları gibi konulardır.

Asım Orhan Barut Fizik ve Matematiksel Fizik alanlarında yürüttüğü çalışmalarla ülkemiz için bir gurur tablosu oluşturan çok kıymetli bir bilim insanıdır. Bu yazımızda onun öğrenim hayatı, yürüttüğü araştırmalar, bilime katkıları, kitapları ve makalelerine değindik.

Ali Kuşçu Kimdir

Ali Kuşçu

Asıl adıyla Ali Bin Muhammed matematik, dilbilim ve astronom alanlarındaki çalışmalarıyla bilinen bilim insanı. Timur ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde yaşamış, astronomi , matematik, cebir gibi alanlara katkısı ile tanınmıştır. Kendisi Fatih Sultan Mehmed Han tarafından da oldukça sevilen ve takdir gören bir bilim insanıdır. İstanbul’a gelişiyle dönemin matematikte ve astronomide ilerleme kaydetmesine oldukça büyük katkıları olmuştur. Ali Kuşçu dili de en düzgün ve hitabeti kuvvetli kullanabilen ilim insanlarındandı. Kendisinin vefatı sevenlerini yasa boğmuş, katkıları hiçbir zaman göz ardı edilmemiştir.

Hayatı

1403 senesinde Semerkand’da hayata gözlerini açtı. Kendisi Timur i̇mparatorluğu ve Osmanlı imparatorluğu dönemi matematikçisi, dil bilimcisi ve astronomudur. Kendisinin Fars veya Türk olduğuna dair çok sayıda iddia vardır. Timur i̇mparatorluğu sultanı ve astronomu olan Uluğ Bey’in kuşçusu olan babası Muhammed’den dolayı “Kuşçu” lakabı ile tanınmıştır.

Bursalı Kadızade Rumi, MuinuddinKaşi ve Gıyaseddin Cemşid’den matematik ve astronomi dersleri gören Ali Kuşçu çok küçük yaşlardan itibaren bu alanlara ilgilidir. Bu ilgisi ve aldığı dersler sayesinde alanda bilgi sahibi olmuş daha sonra bilgisini arttırmak amacı ile İran’ın Kirman eyaletine gitmiştir. Burada bulunduğu süreçte Ay Safhalarının Açıklanması isimli risalesini ve Şerh-i Tecrid adlı kitabını kaleme almıştır. Kuşçu Semerkand ve Kirman’daki eğitim hayatının bitmesinden sonra Uluğ Bey’in yardımcılığını yapmak amacıyla yanına gitmiş ve rasathanesine de müdür olmuştur. Kendisi Uluğ Bey’e yıldızların yerlerini ve hareketlerini gösteren bir cetvel olan Zîc’in yapımında da yardımcı olmuştur. İran’ın Azerbaycan sınırında bulunan Tebriz şehrinin Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından da  büyük saygı görmüş ve hatta Uzun Hasan Osmanlı Devleti ile barış görüşmelerinde Ali Kuşçu’nun desteğini de almıştır. Bu görüşmeler üzerine dönemin padişahı Fatih Sultan Mehmed’in bizzat daveti ile İstanbul’a gelmiştir. Gelişinin ardından Ayasofya medresesine müderris olarak atanmıştır. Bu atama sonrası İstanbul’da astronomi ve matematik alanlarında büyük  ilerlemeler görülmüştür. Kuşçu’nun derslerini önemli ilim insanları da takip etmiştir. Ali Kuşçu 14 Aralık 1474 senesinde İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur. Ancak günümüzde bile birçok caddeye, parka, kuruluş ve okullara onun adının verildiğini ve tarihte iz bırakan bir kişilik olduğunu da biliyoruz.

Eserleri

Risale-i fi’l Fethiye(astronomi)

Risale-i fi’l Hey’e (astronomi)

Risale-i fi’lMuhamediye (matematik, hesap ve cebir)

Şerh-i  Tici Uluğ Bey (astronomi)

Unkud-üz  Zevahir fi man-ül Cevahir

El- Unkuduz Zevahir fi Nazmi’l Cevahir

Et-Tezkire fiAlati’r-Ruhâniyye Takiyuddin

Ali Erdemir Kimdir?

Ali Erdemir

Türk bilim insanı, mucit Ali Erdemir malzeme bilimi alanında uzmanlaşmış ve hem ülkemizde hem de uluslararası çapta ismini duyurmuştur. Bu yazımızda Ali Erdemir’in hayatı ve yaptığı çalışmaları derledik.

Hayatı

Erdemir 2 Temmuz ayında 1954 senesinde Osmaniye ilimizin Kadirli ilçesinde bulunan Göztaşı köyünde hayata gözlerini açmıştır. Yükseköğrenimini İstanbul Teknik Üniversitesi’nde 1977 senesinde tamamlamış sonrasında neredeyse 2 sene boyunca Hatay ilimizde bulunan İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nda çalışmıştır. İki senelik tecrübenin ardından lisansüstü eğitim almak amacı ile Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiştir. Amerika’da olduğu süre zarfında metalurji ve malzeme mühendisliği alanında doktorasını da yapmıştır. Erdemir 1987 senesinde Türkiye’ye geri dönüş yapmış ancak işsizlik sebebi ile çok zaman geçmeden Amerike Birleşik Devletleri’ne geri dönmüştür. Chicago Üniversitesi bünyesinde yer alan Argonne Laboratuvarı’nda çalışmıştır.

Çalışmaları

Malzeme bilimi, triboloji ve yüzey mühendisliği alanlarında yaptığı çalışmaları ile adını duyuran Dr. Ali Erdemir nano teknolojden faydalanarak geliştirdiği yapay elmas niteliği bulunan buluşu sayesinde tam dört defa R&D ödülünü kazanmıştır.  Ürettiği yapay elmas ısı dayanıklılığı çok yüksek ve nano özellikli karbon elmas tabakada sürtünme katsayısı düşük bir materyaldir. Bu materyal her ne kadar yapay bir elmas gibi düşünülse de gerçek elmas ile aynı niteliklere sahiptir. Buluşun nano yapısının sayesinde katalik amaçlı da kullanılabilmesi  çok önemli bir noktadır. Buluşun bir başla önemli özelliği ise hidrojen ve diğer başka gazların depolanmasını mümkün kılmasıdır.

Başka bir bilimsel araştırmasının sonucunda borik asit parçacıklarını motor yağı ile karıştırıp, yağın daha kaygan bir hale gelmesini sağlayarak motor parçaları arasında gerçekleşen sürtünme kuvvetini aza indirgemiş ve enerji tüketimi hususunda bir tasarruf sağlanmasına katkı sağlamıştır.

Eskiden kullanılan araçların motorlarında sürtünme sebebi ile açığa çıkan enerji boşa giderken Erdemir ve çalışma arkadaşlarının ürettiği katkı maddesi ile motorlar 10 hatta 15 kat daha az aşıman bir niteliğe sahip olmuşken motor gücü de yükselmiştir.

Bu sayede motorun çalışma performasına bağlı olarak gücü %5 ila 10 oranında yükselme göstermiştir.

Yaptığı buluşlar sayesinde dünyaca tanınan Ali Erdemir Amerika Birleşik Devletleri’nde birçok ödül kazanmış ve dünyanın en önemli 100 bilim insanı listesine adını altın harflerle yazdırmıştır.

Dr.Erdemir’in bu olağanüstü buluşları Amerika Birleşik Devletleri’nde oldukça ses getirmiştir. Aynı zamanda kendisi ünlü bilim kanalı ve dergisi olan Discover’ın görüşü ile Amerika’da Bilim Oscarı’na aday gösterilmiştir.

Erdemir 1988 senesinde Eskişehir Anadolu Üniversitesi tarafından fahri doktora ünvanına layık görülmüş ve üniversite tarafından Erdemir’e fahri doktora ünvanı verilmiştir. Kendisi bilim  dünyasına müthiş katkıları olan bir bilim insanıdır.

Ali Naci Akansu Kimdir?

Ali Naci Akansu

1Türk bilim insanı ve akademisyen tam adıyla Ali Naci Akansu. Yaptığı çalışmalar, bilim dünyasına katkıları ve azmi ile ülkemizi gururlandıran, alanının öncülerinden olan ve birçok öğrencinin bu alanda önünü açmış  bir bilim insanıdır. Bu yazımızda sizlere  onun eğitim hayatı, kariyeri ve bilim dünyasına katkıları gibi konularda içerikler derledik.

Hayatı

1958 yılında Bursa’nın İnegöl ilçesinde dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini Gazipaşa İlkokulu’nda, ortaöğrenimini ise İnegöl Ortaokulu’nda tamamlamış daha sonrasında İstanbul’da bulunan ve dönemin en iyi liselerinin başında gelen Kabataş Lisesi’ne girmeyi başarmıştır. Lise eğitimini bitirmesinin ardından İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitesi) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği bölümünü kazanmıştır. Akansu yüksek lisans eğitimini gerçekleştirmek için Amerika’ya gitmiş ve yüksek lisans eğitimini tamamlamasının ardından Brooklyn Poly’de bulunan Polytechnic University’de ekektrik mühendisliği üzerine master, 1987 senesinde de doktorasını tamamlamıştır.

Kariyeri

Prof.Dr. Akansu New Jersey Instute of Technology’de elektrik ve bilgisayar mühendisliği bölümünde 1987’den beri öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayriyeten kendisi teknoloji şirket kurucusu olmuş ve bu şirketlerin yönetim kurulu üyeliğinde de yer almıştır.

İşaret işleme teorisi, ortagonal transformlar ve komünikasyon, internet, finans mühendisliği, multimedya gibi alanlar üzerine yaptığı bilimsel çalışmalarla kendisinden söz ettirmesinin yanı sıra 50 civarında master ve doktora öğrencisinin de tez hocalığını yaparak yeni bilim insanlarının yolunu açmıştır.

Konusu itibariyle dünyada yayınlanan ilk kitap olan Multiresolution Signal Decomposition; Transforms, Subbands anda Wavelets başarıları arasında önemli yere sahiptir. Kendisi IEEE(Institute of Electrical and Electronics Engineers) ve SPIE ve diğer birçok uluslararası meslek kuruluşlarında konferansın ve bilimsel toplantıların düzenlenme komitesinde görev yapmıştır. Prof. Dr. Akansu alana katkıları sebebiyle IEEE tarafından IEEE Fellow seçilmiş sevenlerini ve ülkesini gururlandırmıştır.

Yayımlanmış Eserleri

Prof.Dr. Akansu’nun uluslararası bilimsel dergi ve konferanslarda yer verilen 200’ü aşkın makalesi ve yayımlanan 6 kitabı bulunmaktadır.

Multiresolution Signal Decomposition(1992)

H.T Sencar, M. Ramkumar and A.N Akansu, Data Hiding Fundamentals and Applications: Content Security in Digital Multimedia, Elsevier Academic Press (2004)

A Primer for Financial Engineering (2015)

Financial Signal Processing and Machine Learning (2016)

Akşemsettin

Akşemsettin

Akşemsettin çok yönlü bir Türk alimi ve tıp insanı olarak tarihte yerini almıştır. Babasının vefatıyla Osmancık medreselerinde eğitimni tamamlamıştır. Müderrislik unvanı aldı.  Akşemsettin  bunun yanında tıbba ve eczacılıkla ilgilenmeye başladı ve tıp ilmini öğrendi. İlim tahsilinden tatmin olmayan Akşemseddin  irfan tahsili yapabilmek için medreseyi terk etti. Tasavvufa da ilgisi vardır. Kısa sürede tasavvuf incelik ve yollarını öğrenip Hacı bayram Veli’den de icazat alıp Beypazarı’na yerleşti.

Gerek bilimde gerek tasavvufta  tıp ve eczacılıkta üne sahipti. Tıp alanında bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalışmalar yaptı. Beden ve ruhsal hastalıklar konusunda deneyimlidir. Ruh hastalıklarını da tedavi ederdi. Fetihte büyük rol oynamayan Akşemsettin genç sultanı desteklemiş kendi öğrencileri ve oğulları müritleri ile savaşa katılmışlardır. Dünya malına değer vermeyişi onu sultan gözünde değerli kılmıştır. Fatih’in İstanbul’da kalmasını istemesine rağmen o kalmak istemedi ve Göynük’e çekilip 1459 yılında 70 yaşında iken vefat etmiştir. Akşemsettin’in tıp ve eczacılık alanında kimden nasıl eğitim aldığına dair bilgi mevcut değildir. Bazı araştırmacılar bunu Hacı Bayram Veli ile beraber olduğu yıllarda olduğunu tahmin etmektedir. Akşemsettin iki asırlık süreçte araştırıp bulduğu mikrobu yıllar öncesinde değinmiştir.

Eserleri

Risaletü’n –Nuriye

Arapça eser olup devrinde şöhreti artan bu sebeple de hakkında çıkmış dedikodular için Hacı Bayram ve dervişlerini savunma maksadıyla yazılmıştır.

Hall-i müşkilat

Maddetü’l Hayat

Türkçe olarak tıp ilmine dair kalem aldığı eseridir. Bitkileri ve hastalıklarda kullanımının öneminin anlatıldığı mikrobun anlatıldığı ve bulaşma hallerinin belirtildiği eseridir. Eczacılık esaslı bir eserdir. Bu eserin ruhsal ve bedensel hastalıkların tedavisi için kullanılan ilaçların bir araya getirilişini anlatır.

Kitabü’t Tıb

Makamat-ı Evliya

Akşemsetdin evliya makamları anlamına gelen Türkçe kalem aldığı tasavvufi konuları ele alan eseridir. Eser 18 bölüme ayrılmıştır. Her bölümse ayrı makama tahsistir. Bu eser en çok nüshası olan eseridir.

Kitabü’t Tıb

Maddetü’l – hayat

Def’ü Metain

Nasihatnamei Akşemseddin

Akşemsettin’in içinde çileye girdiği hücre bugün Ankara Hacı Bayram Cami bodrumunda mevcuttur ve şeyh adıyla da anılmaktadır. Daha sonra şeyhin yanında ayrılan Akşemsettin Beypazarı’na gitti. Değirmen ve mescit yapan Akşemsettin halkın görüp rağbet etmesi ile Çorum Evlek köyüne çekildi. Fetih zamanlarında Fatih Sultan’a verdiği destekle daha iyi bilinen Akşemsettin kuşatmanın en sıkıntılı anlarında bile ordunun maneviyatını güçlendirmesinde yardımcı oldu. Fetihten sonra Ayasofya’da ilk hutbeyi Akşemsettin okumuştur. Fatih’in onca hediyesini ve İstanbul’da kalma isteğini kabul etmemiş ve Göynük’e dönmüştür. Bazı kaynaklarda devrinin en iyi hekimi sıfatıyla şöhret kazanması ve tıbba dair eserlerinin olduğu belirtilmiştir. Tıp tarihine ilk defa mikrop konusunu ortaya atmış ve hastalıkların bulaşmasının da sebebi olduğunu zamanında söylemiştir.

Döneminin gerek manevi gerekse tıp alanında yaptıklarıyla o dönemin ve sonraki döneme imzasını atmıştır. Gerek mikrobun ve buluşma şeklinden bahsetse de fetih döneminde gerek manevi anlamda askerleri destekleyişi gerekse kendi ve mürit ve çocuklarıyla birlikte savaşa dahil oluşu onun şöhretinin artmasına ve sevilmesine yol açmıştır. Manevi değerler onun için üst seviyedir. Dönemin tıbbının bile ne kadar geliştiğini Akşemsettin’in eserlerinden anlaşılmaktadır. Fatihin verdiği tüm değerli hediyeleri bile geri çevirmiş manevi yanı güçlü bir alim olarak geçmişte yaşamış fikirleri ise onu yaşatmıştır.

Ahmet Ziyaeddin Akçasu

Ahmet Ziyaeddin Akcasu

Ahmet Ziyaeddin Akcasu  26 Ağustos 1924 yılında Aydın’da doğmuştur.  Türk nükleer mühendisi ve eğitimcidir. 1957 yılında ise Argonne Ulusal Laboratuar’ında  diploma en iyi derecesi sahip oldu.

Ahmet Ziyaeddin 1986 yılında Physical  Society Fellow üyesi seçilmiştir. Görevine ABD devam etmektedir. Başka bir ülkede yaşamını devam ettiren bir bilim adamımızda Ahmet Ziyaeddin Akcasu’dur. Bunca güzel beyinli insanlar ülkemizden gereken yatırımı görmediği için gelecekleri için ülkelerinden vazgeçiyor. Bir okulun başlangıcından ordinaryüslüğe giden yolda ülkesine hizmet edecek en verimlilik zamanlarında bu bilim adamımızda başka ülkelere hizmet veriyor. Bilime değer veren ülkelerin yatırımı bilime ve ilime ne kadar çok olduğunu anlıyoruz.

Düşünün ki plazma fiziği maddenin katı sıvı gaz halinden başka dördüncü halini izleyen fizik alanıdır. Günümüzde plazmalar floresan lambalar sodyum lambalar daha birçok alanda kullanılıyor. Nükleer atık tıbbi atık diş tedavilerinde ilaç sektörlerinde uzay ve roket teknolojilerinde materyal işlemede ve birçok sektörde uygulanmaktadır. Gerek fizik gerek teknolojideki yeri küçümsenemez. Uzay çağına giden teknolojide bilimin yeri ve önemi de kaçınılmazdır. Bu yolda eğitimi getirdiği en son noktaya değerli bilim adamımız yazık ki ülke dışında hizmet vermektedir. Bir ülkenin ekonomik anlamda büyümesinde mühendisliklerin önemi daha iyi anlaşılıyor.

Bu kadar değerli bilim adamlarının zemin sağlanamadığı için ülke dışında eğitim ve kariyerlerine devam etmeleri düşündürücü.  Bir ülkenin en çok maddi manevi kayıpları bu yüzden olsa gerek. Ülkemizin değerli beyinleri göç dalgasıyla karşı karşıya kalmış durumda. Bir ülkenin gelişiminde ülkemizin diğer devletlerle yarışacak haldeyken bu kayıplarla dışa bağımlılığını artırmaktadır. Ne kadar değerli bilim adamlarımız var ki hepsi alması gereken unvanlara sahip  ama ülkeme hizmet vermiyor. Bu bir filizi toprağa ekip daha sonra meyvesini almadan başka birine vermek gibi değil de nedir? Oysaki gelişmiş ülkelere baktığımızda ne kadar büyük bütçeler ayrıldığını bölümler kurulduğunu ve bilim adamları yetiştirilmesi için tüm olanakların verildiğini görüyoruz. Bizim bilim adamlarımız gururumuz ama başka ülkelerin amaçlarına hizmet etmektedir. Bölümler arttıkça göçlerde hızlanmış. Bu seviyeye gelmek bir ömür demek olsa yeridir. Eğitim bir ülkenin vazgeçilmesi olmalı. Yetişecek tüm nesile ilerde seçeceği yolları açmalı kariyer fırsatları sunulmalı. Kırsalda yetişmiş başarılı gençlerimiz heba olmaktadır. Yazık ki eğitim en masraflı kurumlarımızdan. Devlet üniversite sayıları mezuniyetle doğru orantılı değil aksine azalmaktadır. Öğrenciler paralı eğitime ya da yurt dışında eğitime maruz kalıyorlar. Eğitimini dışarıda tamamlayan bir genç koşulları iyi gördüğünde ise tamamen dönme fikrinden vazgeçiyor. Öncelikli olarak kalifiye öğrenci yetiştirilmeli ve devlet tüm bu değerli zihinleri maddi anlamda desteklemelidir. Gerek uygulamada gerek pratikte alt yapısı beslenmiş birçok bilim insanı belli ki  yetişebiliyor. Oysa gençlik devletten aldığı desteği bile mezuniyetten sonra iş konusunda sıkıntı yaşadığında ödemekte zorlanıyor. Gerekli eğitim gerekli istihdam ile bu göçlerin önüne geçilebilir. Gönül ister ki bunca parlak genç bir profesör olup nice eğitimcinin yetişmesine yardımcı olsun. Akademik kariyerleri kendi ülkelerinde yapabilsin. Bu gençlerin gerek akademik gerek teknolojik çalışmalarında gereken çalışma koşullarının sağlanması da önemlidir. Bölümlerinde uzmanlık konusu önemlidir. Anlık çözümler yerine geniş kapsamlı ileriye dönük çözümler üretebilmeli. Devlet bunca zekanın ülke dışına gitmesine engel olmalıdır.

Akıl teknoloji ile hızla hareket etmeli. Öyle bir devirdeyiz ki sabah kalktığımızda bile teknolojiye yetişemez oluyoruz. Bilim gelişmemiz için gerekli.

Ahmet Vesim Efendi

Ahmet Vesim Efendi

Ahmet Vesim Efendi 1689 yılında Bursa’da doğmuş hekim hattat ve astronomi bilginidir. 18. Yüzyıl Osmanlı döneminde yetişmiş hekim hattat ve astronomi alimidir. Knbur adlarıyla da tanınır. O döneme göre verem hastalığı hakkındaki görüşleri ve mikrobu tanımlamasıyla bilinen halk arasında kambur lakabıyla ünlenen doktordur. Bursalı doktor Ömer Şifai’nin oğlu olduğu ve tıp bilimi ve farsça bilmesini babasından öğrendiği düşünülür. İstanbul Galata’da bulunan batılı doktorlarla bağlantıya geçmiş Latince ve Fransızca öğrendi. İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye çevirmiş batıdaki gelişmelerden de haberdar olmuştur. Bunun için Hicaz Şam ve Mısır’a  gitti.  İstanbul dönüşünde eczane ve muayene açtı. Yaklaşıp 40 yıllık doktorluk yapmıştır. Aynı zamanda tasavvufa yönelerek bazı tarikatlara mensup oldu.

Ahmet Vesim Efendi Arapça farsça eski yunanca ve Latince dillerini yazacak kadar dil bilgisine sahipti. Doktorluğu ileri götürecek kişisel deneyimleri ile verem hastalığına dair  en son araştırmaları bulunmaktadır. Ona göre tıbbı anlamak için  fizik kimya ve deneysel kimyanın da bilinmesi gerekli olduğunu dile getirmiştir. Bu konuda tıbbı eser bile yazmıştır. Bu eser doğu ve batı tıbbının karşılaştırmasını yaptığı bu eserde tıp tarihi anlamında önemlidir. İki ciltlik eserdir ve ilk ciltte organ hastalıkları anlatılmaktadır. İkinci bölümünde ise kadın çocuk hastalıkları ülserler basit bileşik ilaçlardan bahsetmektedir. Amip ve basil etkenlerini nitelendiren Ahmet Efendi akciğerlere yerleşen bir mikrop vasıtası ile veremin meydana geldiğini açıklamıştır.

Bazı doktorlar eserlerinde Kambur Vesim’in verem hakkındaki bilgilerine  20. Yüzyıl tıbbının bile fazla bir şey ekleme yapmadığını düşünür. Hatta bazı doktorlar hastalık mikroplarını daha önce bulduğunu frengi hastalıklarına dair yerinde görüşlere sahip olduğu dile getirilir. Bunun yanı sıra açık Türkçe ile yazılmış enlem ve boylamından bahseder. Eski Türk takvimini incelemiştir. Ayrıca astronomi üzerine yazılmış eserleri de vardır.

Eserleri

Düstur el-Vesim

Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi

Abbas Vesim Efendi tıp ilmini anlamanın fizik kimya ve mekanik bilim dallarının önemini vurgulardı.

Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim (eski ve yeni tıp konularında  vesim kuralları)

Risale-i rüyet-i Hilal

Astronomi alanında çalışmalarını topladığı eserdir.

Ayrıca hayatı boyunca yazdığı şiirleri de kitap haline getirmiştir.

Hastalıkların yalnızca tedavisin değil nedenlerinin de araştırılmasına büyük önem veren Ahmet Efendi’yi asıl ünlendiren Verem mikrobunu bulması ve bu konuda iki cilt eser yazmasından anlaşılmaktadır. Bu eserin birinci bölümünde el yazması bu eser de eserin başından sona kadar organik hastalıkları işlemiştir. İkinci bölümde kadın hastalıkları çocuk hastalıkları üçüncü bölümde şişler ülser dördüncü bölümünde ise basit ve bileşik hastalıklara yer vermiştir. Bu eser doğu batıyı karşılaştırırken tıp tarihimizde büyük yer ve önem teşkil etmektedir.

İlmi araştırma ve çalışmalarını Fatih’teki Sultan Selim Çarşısındaki muayene ve eczanesinde devam etmiştir. Tüm bunların dışında edebiyat ile de meşguldür. Osmanlı tıbbının gelişmesine teorik ve uygulamada büyük katkılar sağlamıştır.

Bu kitabında ayrıca Türk İbrani ve Rum takvimleri de yer almaktadır. Bu kitabın üç kopyasından biri Beyazıt Kütüphanesi’nde ve rasathane kütüphanesinde yer almaktadır.

1760 senesinde İstanbul’da hayatını kaybetmiştir.

Ahmet Vesim Efendi çok yönlü biriydi. Tıp alanında buldukları paylaştıkları günümüze ışık tutmaktadır. Tek düzen bildikleriyle kalmamıştır. Sürekli batı doğu her türlü bilgiyi bünyesine katıp geliştirmiştir. O dönemde yetişen tıp tarihimize çok şey katan gerek uygulamada gerek teoride çok şey katan biridir. Dönemine göre fikren çok daha ileride olduğunu görüyoruz. Çalışmalarında verem önemli görünüyor. Gerek kadın hastalıkları gerek çocuk hastalıkları tüm iç hastalıklarına dair yazılımları ve paylaşımları bu güne kadar gelmiştir. Tek yönlü bir tıb adamı değildi. Astronomi ile ilgisini de geliştirdi. Bir bilim adamı gibi zamana paralel kendini geliştirdi. O dönem tıbbın ne kadar geliştiğini ve dönemdeki araştırmaların günümüze kadar olumlu anlamında ne kadar gelişmiş olduğunu görmekteyiz. Oysaki şu anki koşullara sahip bile değillerdi. Gerek koşulların eksikliği gerekse dönemin getirdiği zorluklar düşünürsek şu anki koşullara o dönemde sahip olunsaydı şu an birçok ülkeden daha ilerde olabilirdik.

Çağımızda yaşanan hastalıklar salgınlar tıbbın değerini bize daha çok hissettirmiştir. Bilime yapılan yatırımlar kadar tıbba da gereken yatırımlar yapılıp desteklenmelidir.

Ahmet S. Çakmak

Ahmet S çakmak

Mareşal Fevzi Çakmak’ın  kızı Nigar’dan olma torunudur. 1957 yılında Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliğinden mezun olmuş sonrasında Amerikan Birleşik Devleti  Princeton Üniversitesine kabul edildi. 1962 yılında ise o dönem adı İnşaat ve Jeoteknik Mühendisliği olan bölümden doktora derecesi almıştır. Mezuniyetinden hemen sonra üniversite de ders vermeye başlamıştır. 1953 yılında yardımcı doçent ve profesör olmuştur. Toplamda 37 yılı aşkın süre öğretmenlik yapmıştır. Ahmet Cemal’den sonra  Mühendislik ve uygulamalı bilimler fakültesi dekanlığına getirildi. İnşaat ve çevre mühendisliği görevi ile birlikte 1999 yılına kadar devam etti.

Ayasofya’nın sağlamlaştırılması temellerinin güçlendirilmesi UNESCO tarafından yürütülen projelerde görev aldı. En son olarak ta Bizans mimarisi üzerine ders vermiştir.

1994 yılında Mühendislik konseyi tarafından ve 2000 yılında Princeton Üniversitesi Mühendislik Ve uygulamalı bilimler fakültesi yöneylem araştırmaları ve finans mühendisliği bölümü tarafından ders veren en iyi öğretmen seçilmiştir. Bu bölümde bu konu üzerinde kendi adını taşıyan ödül her yıl başarılı öğrencilere verilmektedir.120 adet makalesi bulunan Çakmak 18  cildin de editörlüğünü yapmıştır. Ayrıca dergi yayın yönetmenliğinde bulunmuştur. Bizans mimarisine dair birçok yayını vardır. Bilimsel dalı inşaat mühendisliğidir. 2000 yılında ordinaryüs profesörlük unvanı almıştır. Ahmet Cemal Eringen’den etkilendiği söylenir. Yazdığı makaleler ve konferans bildirimleri mevcuttur.

1934 doğumlu Türk bilim adamı Ahmet Çakmak ABD’de Princeton Üniversitesi inşaat mühendisliği ve operasyonlar araştırması bölümünde deprem mühendisliği öğretim üyeliği yapmaktadır. Profesör Ahmet S çakmak son yıllarda depreme dayanıklı tarihi yapılar üzerinde araştırmalar yapmaktadır. Kandilli rasathanesi deprem araştırma enstitüsü ile birlikte son olarak Ayasofya incelenmiştir. Yaklaşık 1500 yılı aşkın bu yapının deprem kuşağında olması defalarca sallanmasına rağmen hiç zarar görmemesi inceleme konusudur. 1894 yılında yaşanan depremde İstanbul’un yarısı yıkıldı. Profesör Çakmak Mimar Sinan’ın yapılarında hasar olsa da yıkım olmadığı üzerinde durmaktadır. Çakmak,  Romalı ve Bizanslı mimarların Osmanlı mimarları ile karşılaştırma yaptığında bilim adamı gibi çalıştıklarını söylemektedir. Mimar Sinan bazı eserlerinin temellerinde beklemiş dolgunun iyice çökmesini gerektirdiğini ifade etmiştir.

Ayasofya’nın 7,5 şiddeti olan bir depremde bile yıkılmayacağını düşünen Çakmak Türkiye’de ki depremlerin yatay sallanma şeklinde olduğunu ifade eder. Farklı yükseklikteki binaların yan yana  bir balyoz misali birbirlerini yıkabileceğini iletmiştir. Duvarı nemin öldürdüğünü anlatan profesör Ahmet Çakmak inşaat için demir ve betonun malzeme ne kadar iyi olursa olsun 100 yılda zayıfladığını bunun sebebinin de demirin suyla oksit olmasını bağlamaktadır. Ayasofya’da ise demir çimento yok harcında sadece cam kireç ve tuğla tozunun olduğu konusuna dikkat çekiyor. Belediyelerin yönetimde iyi olduğunu ancak inşaat esnasında yapının denetimde eksiklikler olduğunu dile getirmiştir.  Demir beton oranını kontrol etmenin imkansız olduğunu vurgulamıştır.

Profesör Ahmet S çakmak dünyaca ünlü bir deprem mühendisi olarak karşımıza çıkıyor. 38 yıldır da öğretim görevlisi olarak çalışıyor. BU değerli bilim adamı ABD’de yaşayıp akademik görevini yerine getirdiği için deprem gerçeğini ülkemize geldiğinde sadece ifade etmiştir. Böyle bir bilim adamı da yazık ki ülkemiz dışında görev yapmaktadır. Bizim ülkede yetişip gereken eğitimi almayınca diğer değerli üniversitelerce kabul görüp başarılara imzalarını atıyorlar. Ülkemize değil kariyerlerini yaptıkları ülkeye hizmet veriyorlar. Bu ülkemiz için ciddi kayıp olsa gerek. Ülkemiz gereken koşulları yaratabilir. Bilim kayıpları yaşayan ülkeler arasındayız. Böyle bir akademik değerin görevi ve görev yerini düşünürsek bir deprem kuşağı ülkesi insanın gözlemlerine ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu anlarız. Bu konuda yönetime ve devletimize bu kayıpların ülkemize dönmesi konusunda çalışmalara hız vermesini ve bilimin ülkede değerinin kazanmasını umuyoruz.