Nihat Berker (1967)

Nihat Berker

Çeşitli pek çok üniversitede çalışmış olan Nihat Berker, hayatı boyunca daima başarılı işler altına imzasını atmış ve ülkemiz için oldukça önemli bir yere sahip olmuştur. Türk bilim insanı, fizikçi bir profesör ve kimyacı olarak karşımıza çıkan bu değerli insanı gelin daha yakından tanıyalım.

Nihat Berker’in Hayatı

20 Eylül 1949 senesinde İstanbul’da dünyaya gelen Nihat Berker, oldukça kültürlü bir aile yapısına sahipti ve ailesi onun daima okumasını iyi yerlere gelmesini istiyordu. Ailesinin bu isteğini boşa çıkarmayan Nihat Berker, henüz çocukluk yaşlarından itibaren okumaya, öğrenmeye ve araştırmaya meraklıydı. Hayatı boyunca daima araştıran ve çalışan bu insan, pek çok başarı altına imza atarak da ailesini her daim onurlandırdı.

Nihat Berker’in Eğitim Yılları

Profesör Ratip Berker’in oğlu olarak dünyaya gelen Nihat Berker, ilk ve ortaöğretimini başarı ile tamamladıktan sonra liseye başlar. Lise eğitimini de layığı ile bitirdikten sonra Amerika Birleşik Devletlerinde Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne girmiş ve 1971 senesine gelindiğinde bu okulda kimya ve fizik bölümlerini başarı ile bitirerek büyük bir saygınlık kazandı. Takvim yaprakları 1977 senesini gösterdiği vakit İllinois Üniversitesi Urbana Yerleşkesi’nde doktoraya başlayan Nihat Berker burada da büyük bir başarı yakalayarak, ailesini bir kez daha gururlandırmayı başardı.

Nihat Berker’in Akademik Hayatı

1988 senesine gelindiğinde Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde kuramsal fizik profesörü olarak göreve başlayan bu değerli isim, 1999 senesinde İstanbul Teknik Üniversitesi’nde dekanlık yapmaya başlar. 2004 senesine gelindiğinde Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde Ordinaryüs Profesörlüğüne layık görülen Nihat Berker, bir kez daha gurur kaynağı oldu. Takvim yaprakları 2005’i gösterdiğinde, 2009 senesine değin Nihat Berker Koç Üniversitesi’nde fizik profesörlüğü görevi ile akademik hayatını sürdürdü. 1999 senesinde ülkesine kesin bir dönüş yapmış olan Nihat Berker, 2007 senesine gelindiğinde Almanya’nın önde gelen ödüllerinden Humboldt Ödülüne layık görüldü. 2014 senesinin 11 Ekim günü Sabancı Üniversitesi’nin rektörlüğünden ayrılan Nihat Berker, yazımızdan da anlamış olduğunuz gibi ömrünü başarı üstüne başarıya kurmuş. İstatistiksel mekanik ile de yakından ilgilenen Nihat Berker, pek çok çalışması ile de ün kazanmış. Yurt dışında bulunan üniversitelerde de pek çok kez görev alan Nihat Berker, oldukça saygın biridir.

Yazmış olduğumuz bu yazımızda ülkemiz için oldukça önemli bir yere sahip olan Nihat Berker hakkında detaylı pek çok bilgiye yer vermeye çalıştık. Kısacık hayatına yüzlerce başarı sığdıran bu değerli insan, hep var olsun…

Muzafer Sherif (1906 – 1988)

Muzafer Sherif

İzmirli bilim insanı Muzafer Sherif, gerek kişiliği gerekse yaptığı işler ile ülkemizde oldukça önemli bir yere sahiptir. Hayatı boyunca durmadan daima çalışmış olan bu değerli isim, başarıdan başarıya koşarak ismini Türk tarihine ve bilimine altın harfler ile kazımayı başarmıştır. Ülkemize kattığı önemli işler ile büyük ses getirmeyi başaran Muzafer Sherif’i gelin daha yakından tanıyalım.

Muzafer Sherif’in Hayatı

29 Temmuz 1906 senesinde İzmir’in Ödemiş ilçesinde dünyaya gelen Muzafer Sherif, Türk asıllı bir Amerikalı sosyal psikolog olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal psikolojinin önde gelen isimlerinden ve kurucularından biri olan Muzafer Sherif, deneysel psikoloji metodları uygulamalarıyla da ismini duyurabilmeyi başarmıştır. Eğitim hayatını İzmir Amerikan Koleji’nde sürdüren Muzafer Sherif, buradaki eğitimini başarı ile tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nde Felsefe bölümüne başlar. Buradaki tahsilini de yine başarı ile bitiren Muzafer Sherif, takvim yaprakları 1926 senesini gösterdiğinde mezun oldu. 1928 senesine gelindiğinde yüksek lisansını da başarı ile tamamlayan bu değerli isim, Türk Ocakları’nın Ödemiş delegesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçen bir süre boyunca öğretmenlik mesleğini yerine getiren Muzafer Sherif, psikoloji eğitimleri vermek üzere Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde göreve başlar.

Muzafer Sherif’in Eğitim Hayatı

Muzafer Sherif, katılmış olduğu ulusal bir yarışmada 1. Gelerek Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim bursuna layık görüldü. Harvard Üniversitesi’nde eğitim almaya başlayan Muzafer Sherif, Gordon Allport’un danışmanlığı dâhilinde yüksek lisansını bitirdi.  1933 senesine gelindiğinde Harvard Üniversitesi’nde doktorası için çeşitli çalışmalara katkı sağlayan Muzafer Sherif, başarılarına ara vermeden devam ediyordu. Allport ile çalışmalarını sonlandıran Muzafer Sherif, Gardner Murphu danışmanlığı ile Columbia Üniversitesi’nde doktorasını bitirdi. Fransa ve Almanya’da bir süre ders veren Muzafer Sherif, ülkesine geri döndü ve Gazi Eğitim Enstitü’ne geri dönerek alanında doçentlik yapmaya devam etti. İlerleyen senelerde Türkiye Komünist Partisi ile içli dışlı olmaya başlayan Muzafer Sherif, 1941 senesinde Ankara’da Niyazi Berkes ve daha pek çok insanla Yurt ve Dünya isimli derginin çıkarılmasında büyük rol oynadı.

Muzafer Sherif Yazım Hayatı

1943 senesinin Mayıs ayında, fikir ve kültür dergisi biçiminde yayınlanan dergi ekibinde yer alan Muzafer Sherif, ırk ve ırkçılık üzerine pek çok yazı yazarak bunları dergi ve gazetelerde yayınladı. 1943 senesinde yazmış olduğu Irk Psikolojisi isimli eserle de büyük bir ses getirdi ve bu eserde üstün ırk ütopyalarını, Turancılık düşüncesi eleştirmesi ile de büyük ses getirdi. İlişkisi olduğu parti ve yazdığı eleştirili Turancılık yazıları da çeşitli tepkilere yol açtı. Takvim yaprakları 16 Mart 1944’ü gösterdiğinde, gözaltına alınan Muzafer Sherif 27 sene boyunca hapis cezası aldı. 40 gün boyunca tutuklu kalan Muzafer Sherif, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde hapisten kurtuldu ve ilk uçakla Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Pensilvanya Üniversitesinde emekli olan Muzafer Sherif, 16 Ekim 1988 senesine geldiğinde, 82 yaşındayken Amerika Birleşik Devletlerine bağlı Alaska’da hayata gözlerini yumdu.

Yazmış olduğumuz bu yazımızda, ülkemizce oldukça değerli görülen Muzafer Sherif hakkında detaylı bilgilere yer verme çalıştık. Hayatı boyunca pek çok başarıya imza atan bu değerli isim ile ilgili yazmış olduğumuz bu yazı, umuyoruz ki sizler için faydalı olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)

Mustafa Kemal Atatürk

1881 senesinde Selanik’te dünyaya gelen Mustafa Kemal Paşa’yı ülkemizde ve hatta dünyada tanımayan yoktur. Henüz çocukluk yaşlarından, öleceği son güne kadar daima ülkesi için mücadele vermiş olan bu koca yürekli insan ülkemizin kurtarıcısıdır. Yaptığı yenilikler, yazdığı eserler, sergilediği tutum&davranışlar ve mücadele verdiği savaşlar ile ismini Türk tarihine altın harfler ile kazımış olan Mustafa Kemal Atatürk, dünya genelinde de oldukça saygın bir insan olarak karşımıza çıkmaktadır. Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanımın hayatta kalan iki çocuğundan biri olarak bilinen Mustafa Kemal Atatürk, gerek akademik hayatında gerekse devlet insanı konumundayken pek çok başarı altına imza atmıştır. Yaşamı boyunca hiç durmadan daima çalışan bu insan, ileri görüşlülüğü ile de dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. Böyle başarılı ve onur verici bir insanın bizim ülkemizden çıkmış olması her ne kadar diğer ülkeleri kıskandıran bir durum olsa da, bizim için daima bir kurur kaynağı olarak kalan Mustafa Kemal Atatürk’ü yediden yetmişe herkes sever ve onu daima kalbinde yaşatır. Henüz ilkokul senelerinden, eğitim hayatımızın bitmesine değin, her sene ismini pek çok kez pek çok alanda olduğu gibi, akademik alanda da duyduğumuz Mustafa Kemal Atatürk’ü gelin daha yakından tanıyalım.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı ve Eğitim Yılları

Takvim yaprakları 1881 senesini gösterdiği vakit, Selanik’te gözlerini dünyaya açan Mustafa Kemal Atatürk gelişi ile pek çok güzelliği de beraberinde getirmiştir. 4 kardeşini kaybeden Mustafa Kemal, Makbule ismindeki kız kardeşi ile hayata tutunabilmeyi başarmıştır. Annesi ile babası Mustafa Kemal’in eğitim hayatı konusunda fikir ayrılığı yaşamaktaydı, çünkü babası oğlunun yüce bir asker olmasını isterken Zübeyde hanımda Mustafa Kemal Atatürk’ün hafız olmasını istiyordu. Şanlı bir Türk askeri olmak isteyen Mustafa Kemal bu hayallerinden hiç vazgeçmedi ve ne var ki dilekleri ilerleyen senelerde kabul oldu. Mahalle mektebinde eğitim hayatına başlayan Mustafa Kemal Atatürk, Şemsi Efendi Mektebine geçerek eğitimini burada sürdürmeye devam etti. Henüz ilkokul birdeyken babasını kaybeden Mustafa Kemal Atatürk, bu durumu oldukça zor atlattı ve bu durum ne yazık ki annesini de oldukça yoksul durumlara düşürdü. Babasının ölümü üzerine bir süre dayısının çiftliğine yerleşen Mustafa Kemal ve ailesi, burada ömür boyu yaşayamayacaklarını biliyordu ve hayatlarını bir şekilde yoluna sokmak durumundaydılar. Buradan ayrılıp Selanik’e dönen Mustafa Kemal Atatürk, halasının yanında bir süre kalarak okulunu başarı ile bitirdi. Bu esnada evlenen annesine karşı da ufak bir kırgınlık yaşayan Mustafa Kemal, büyük bir insan olmayı ve kız kardeşi ile annesine sahip çıkma fikrini aklından hiç çıkarmıyordu. Selanik Mülkiye Rüştiye’sine kayıt yaptıran Mustafa Kemal Atatürk, 1893 senesinde gelindiğinde bu okuldan ayrılarak Selanik Askeri Rüştiyesi’nde eğitimine devam etmiştir. Mustafa ismini bu okulda matematik öğretmeni tarafından alan Mustafa Kemal, bu okulu da başarı ile tamamlamıştır. Kuleli Askeri İdadisine kaydolmayı düşünen Mustafa Kemal, abisi olarak gördüğü bir insanın tavsiyesi üzerine Manastık Askeri İdadisi’ne 1896 senesinde başladı ve bu okulu da başarı ile tamamladı. O yıllarda tarihle yakından ilgilenen Mustafa Kemal Atatürk, Fransızcaya karşı olan ilgisini de göz ardı etmeyip bu dili kusursuz bir biçimde öğrenmeyi kafaya koymuş ve çeşitli kurslara gitmiştir. Mekteb-i Harbiye-i Şahane’ye 13 Mart 1899 senesinde giren Mustafa Kemal Atatürk, yaklaşık 2 ay sonra çavuş olarak çıkmıştır. 10 Şubat 1902 senesinde piyade mülazım rütbesi ile Harp Akademisine girmeyi başaran Mustafa Kemal, henüz ilkokul çağlarından itibaren okulunda daima başarılı bir öğrenci olabilmeyi başarmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Askerlik Yılları

Kurmay Yüzbaşı rütbesi ile karşımıza çıkan Mustafa Kemal Atatürk, staj amaçlı gittiği Şam’da, süvari, piyade ve topçu sıfatları ile pek çok alanda görev almıştır. 1905 ile 1907 seneleri arasında Lütfi Müfit Bey emrinde 5.orduda resmi anlamda görev almaya başlamıştır. Suriye’de çıkan pek çok isyanı bastırmak için mücadele veren Mustafa Kemal, pek çok tecrübe kazanarak ileriki seneler için deneyim sahibi oldu. Buradaki görevini yerine getirdikten sonra Şam’a geri dönen Mustafa Kemal, 1906 Ekim senesinde ordudan habersiz bir biçimde Selanik’e gitti. Burada Cemil Bey’den aldığı yardım ve destekler ile beraber karaya çıkan Mustafa Kemal, cemiyetin şubesini açarak yavaştan çalışmalarına başladı. Topçu stajyerliği için tekrar Şam’a gönderilen Mustafa Kemal Atatürk, 20 Haziran 1907 tarihinde layık görüldüğü Kolağası rütbesi ile beraber 13 Ekim 1907 senesinde kurmay olarak 3.Ordu’ya atandı ve tam da bu noktada başarılarının ardı arkası kesilmedi. 22 Haziran 1908 tarihinde Rumeli Doğu Bölgesi Demiryolları Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal Atatürk, meşrutiyetin ilanı ile beraber pek çok problemi çözümlemek adına Trablusgarp’a gitti. Libyalılara sunmuş olduğu fikirler ile Jön Türk politikasını yaygınlaştırmaya çalışan Kemal Atatürk, bölge halkının güvenliğini sağlamak için de çeşitli çalışmalar yürüttü. Askerlere modern taktikler öğretmeye çalışan Kemal Atatürk, çıkan çeşitli isyanları da bastırmak ile uğraştı. 13 Ocak 1909 senesinde Selanik Redif Fırkasının Kurmay Başkanı olmaya layık görülen Mustafa Kemal Atatürk, 13 Nisan 1909 senesinde Marttan beri başlayan isyanlar ile beraber 31 Mart Ayaklanmalarını bastırmak için görevlendirildi. 38. Piyade Alayı Komutanlığına değin pek çok alanda görev alan Mustafa Kemal Atatürk, nefes almayı bile unutarak daima çalıştı ve vatanın hayırlı bir insan olma gayesi ile yaşadı. 1910 senesinde katıldığı Fransa Picadie Manevralarında çeşitli uçuşlara tanık oldu. Buradan döndükten sonra 1911 senesinin 27 Eylül günü Genelkurmay Karargâhında göreve layık görülen Mustafa Kemal Atatürk, görevine henüz başlayamadan Trablusgarp’a gitti. 29 Ekim 1911 senesinde yaralanan Mustafa Kemal Atatürk, bir süre hastanede kaldıktan sonra 29 Kasım 1911 tarihinde İskenderiye’den ayrılarak Libya’ya gitti. Trablusgarp’ta gösterdiği başarıların ardından Balkan, I. Dünya, Çanakkale, Kurtuluş savaşları gibi pek çok cephede mücadele veren Mustafa Kemal hayatı boyunca daima başarılar sergilemiştir. Şu an Anıtkabir’de bulunan mezarına sene boyunca milyonlarca insan yağar ve onu ilk gün ki gibi aynı sevgi ve saygı ile anmaya devam ederler. Ne büyük şanstır ki ülkemiz böyle bir insanı tanıyabilmiş!

Mustafa Kemal Atatürk’ün Ülkesi İçin Yapmış Olduğu Devrimler

Ülkesini çağdaş bir konuma ulaştırmak için pek çok yenilik yapan Mustafa Kemal Atatürk, bu yenilikler ile beraber çeşitli pek çok gelişiminde kapısını aralamıştır. İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı başlıca devrimler şu şekilde sıralanabilir:

Siyasi Alanda Yapılan Devrimler:

  • 3 Mart 1924 tarihinde Halifeliğin Kaldırılması,
  • 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin İlan edilmesi,
  • 1 Kasım 1922 tarihinde Saltanatın Kaldırılması.

Toplumsal Alanda Yapılan Devrimler:

  • 1925 ile 1931 tarihleri arasında gerçekleştirilen uluslararası saat, uzunluk ölçüleri ve takvimin kabulü,
  • 1926 ile 1934 tarihleri arasında kadınların erkekler ile eşit haklara sahip olması yeniliği
  • 26 Kasım 1934 tarihinde unvan ve lakapların kaldırılması,
  • 25 Kasım 1925 tarihinde şapka ve kıyafet devriminin hayata geçirilmesi,
  • 21 Haziran 1934 tarihinde soyadı kanununun kabul edilmesi,
  • 30 Kasım 1925 tarihinde tekke zaviye ve türbelerin kapatılması.

Hukuk Alanında Yapılan Devrimler:

  • 1924 ile 1937 seneleri arasında Türk Medeni Kanunu ve diğer bazı kanunların çıkarılarak laik bir hukuk düzenine geçilmesi,
  • 1924 ile 1937 seneleri arasında Mecellenin kaldırılması.

Kültür ve Eğitim Alanında Yapılan Devrimler:

  • Güzel sanatlar alanında hayata geçirilen yenilikler,
  • 3 Mart 1924 tarihinde eğitim ve öğretimin bir araya getirilme yeniliği,
  • 31 Mayıs 1933 senesinde üniversite öğreniminde gerçekleştirilen düzenlemeler
  • 1 Kasım 1928 tarihinde yeni Türk harflerinin kabul edilmesi,
  • 1931 ile 1932 tarihleri arasında Türk Dil ve Türk Tarih Kurumlarının kurulması.

Ekonomi Alanında Yapılan Devrimler:

  • 1933 ile 1937 tarihleri arasında 1 ve 2. Kalkınma Planlarının uygulamaya konulması ile beraber ülkenin yeni yollar ile donatılmaya başlanması,
  • Aşar vergisinin kaldırılması,
  • Sanayiyi Teşvik Kanununun çıkarılması ile beraber sanayi kuruluşlarının oluşturulması,
  • Çiftçiliğin özendirilmesi ile ilgili yapılan çalışmalar,
  • Örnek çiftliklerin kurulması yeniliği.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Eserleri

  • Balıkesir Hutbesi
  • Tabiye Meselesinin Hali ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih
  • Bursa Nutku
  • Takımın Muharebe Talimi (1908 senesi- Almancadan çeviri)
  • Onuncu Yıl Nutku
  • Cumalı Ordugâhı – Süvari: Liva Talim, Alay, Bölük ve Manevraları (1910)
  • Türk Gençliğine Hitabe
  • Tabiye ve Tatbikat Seyahati (1911)
  • Geometri (İsimsiz bir biçimde yayımlandı 1937)
  • Bölüğün Muharebe Talimi (1912 senesi, Almancadan çeviri)
  • Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (Afet İnan isimli manevi kızı ile beraber hazırladıklar 1930)
  • Zabit ve Kumandan İle Hashibal (1918)
  • Nutuk (1927)

Yazmış olduğumuz bu yazımızda, kısacık ömrüne türlü başarılar kaydeden kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili bilinmesi ve mutlaka öğrenilmesi gereken oldukça önemli bilgilere yer verme çalıştık. Onun eseri olan bu ülkede bu gün bu denli rahat yaşayabiliyorsak, ona karşı her daim minnet duyguları ile dolup taşmalıyız. Ölümünün üzerinden geçen onca seneye rağmen, yediden yetmişe ülkenin her bir yanında büyük bir sevgi ve saygı ile her daim anılan Mustafa Kemal Atatürk, şanlı Türk devletinin gelmiş geçmiş en önemli liderlerinden birisi olarak karşımıza çıkar. Hiç durmadan daima devleti için hayırlı işler yapan bu insan, iyi ki bizim liderimiz olmuş, iyi ki bizlere yol göstermiş, ne diyorduk? Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğimize and içiyoruz!

Mustafa İnan

Mustafa İnan

Ülkemiz için oldukça önemli bir yere sahip olan Mustafa İnan, gösterdiği üstün başarılar ile dönemine büyük ses getirmeyi başarmıştır. Hayatı boyunca daima çalışan, ülkesine faydalı bir insan olmayı amaçlayan Mustafa İnan, bugün ölümünün üzerinden uzun seneler geçmesine rağmen hala büyük bir sevgi ve saygı ile anılmaktadır. Akademik alanda da pek çok başarıya imza atan Mustafa İnan, ülkemiz bilimine de oldukça büyük faydalar sağlamıştır. TÜBİTAK’ta bir süre görev alan ve büyük bir saygı ile anılan Mustafa İnan’ı gelin daha yakından tanıyalım.

Mustafa İnan’ın Hayatı

1911 senesinde Adana’da dünyaya gelen Mustafa İnan, hayatını daima başarı üzerine kurmuştu. Adana’dan Konya’ya göç eden Mustafa İnan’ın ailesi, geçimlerini burada sürdürmeye devam ettiler. İlkokul ve ortaokul yıllarını başarılı bir biçimde tamamlayan Mustafa İnan, matematiğe karşı göstermiş olduğu ilgi, alaka ve başarıdan dolayı arkadaşları tarafından Riyaziyeci lakabı ile anılıyordu. Önemli filozofları yakından incelemesi ile beraber Ney’de çalabilen Mustafa İnan, edebiyat ve tiyatro ile de yakından ilgilendi. İstanbul Teknik Üniversitesi’ni derece ile bitiren İnan, İsviçre’de doktora yaptı ve hayatı boyunca daima başarıdan başarıya koştu. Yazdığı çeşitli pek çok makale ile ismini Türk tarihi, bilimi ve edebiyatına altın harfler ile kazıyan Mustafa İnan, 5 Ağustos 1967 senesinde hayata gözlerini yumdu.

Mustafa İnan’ın Akademik Kariyeri ve Başarıları

Başarılı bir biçimde bitirdiği Mühendislik okulunun artından Mustafa İnan, İsviçre’de doktorasını yapar ve üstün başarılarından dolayı bu okulda kalması için teklif edilse de teklifi reddedip ana vatanına geri döner. 1954 senesinde yapmış olduğu çalışmalar üzerine çıkardığı kitabı ile büyük ses getirmeyi başaran Mustafa İnan, hayatı boyunca daima başarılı işler altına imzasını atmıştır. Fotoelastisite konusunda ülkemizde ilk kez araştırmalar yapan ilk bilim insanı Mustafa İnan, ismini Türk tarihine ve bilimine de altın harfler ile kazımıştır. 1943 senesinde yayınladığı “Kayma Merkezi” adlı makalesi ile de büyük bir beğeni yakalayan Mustafa İnan hayatı boyunca oldukça fazla sayıda makale yazmıştır. 1944 senesinde İstanbul Teknik Üniversitesinde doçentlik yapan Mustafa İnan, yaklaşık bir sene sonra Profesörlüğe yükselmiştir. Mühendislik alanında çeşitli dersler veren Mustafa İnan, öğrencileri tarafından da büyük bir sevgi ve ilgi görmekteydi. 1954 senesinden 1957 senesine değin İnşaat Fakültesinin Dekanlık görevini üstlenmiş olan Mustafa İnan, 1959 senesine değin de Rektörlük yaparak başarılarını sürdürmüştür. Mustafa İnan 1961 seçimlerinin ardından TÜBİTAK’ın bilim kurulunda öldüğü güne kadar çalışmıştır. 1959 ile 1964 seneleri arasında ondan fazla makale yayınlayan Mustafa İnan, yayınladığı makalelerin gündem ile oldukça yakından alakalı olmasına da son derece dikkat ediyordu. Taşıma Matrisi kavramı üzerine makale yazan Mustafa İnan, bu alanda yürüttüğü çalışmalar ile de yine ülkemizde bir ilk yapmıştır. Çalıştığı üniversitede bu konu ile ilgili dersler veren Mustafa İnan, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde de çeşitli pek çok konferanslar düzenledi. 1965 senesinde çıkarmış olduğu Cisimlerin Mukavemeti isimli kitabı ile en çok satanlar arasına girebilmeyi başaran Mustafa İnan, çıkarmış olduğu bu kitap ile öğrencilerin gönlünü kazandı. Mustafa İnan, ölümünün üzerinden yaklaşık dört yıl geçtikten sonra TÜBİTAK tarafından 9 Ağustos 1971 senesinde Hizmet Ödülüne layık görülmüştür.

Mustafa İnan’ın Eserleri

Makaleleri:

  • 1964 – Sıfır Kuvvet Sistemleri ve Saint-Venant Prensibi
  • 1943 – Kayma Merkezi
  • 1964 – İp Çokgeni Denklemi ve Nümerik İntegrasyon
  • 1961 – On the Hypoteses used in the Non-Uniform Torsion
  • 1951 – Shear Center of Semi Ellipitical Cross-Section
  • 1963 – The Stability of Circular Archers and Carry-over Matrix
  • 1952 – Çok Şekil Değiştiren Cisimlerin Elatisite Teorisine dair
  • 1961 – İç Basınç Maruz Çok Kalın Küre Kabuklarının Plastik Durumu
  • 1963 – İki Ucu Mafsallı Dağılı Yüklere Maruz Kolonun Burkulmasına Dair
  • 1953 – Durchslagsstabilitat eines Zylindrischen Flachenstreifens under der Wirkung der Biegemomentes
  • 1962 – An Appoximate Methos in Calcultating the Finite Displacements of Beams
  • 1959 – Suni Peyklerin Yörünge Hesaplarına Dair Bazı Sonuçlar
  • 1962 – Dağlı Yüklere Maruz Kolonların Burkulmasına Dair
  • 1959 – Termik Asılı İlkel Gerilmelerin Doğuşu
  • 1961 – The Carry-over Matrix in Elastomechanics

Çevirileri:

  • 1952 – Elemanter Mukavement – Theodor Pöschi
  • 1950 – Kabuk ve Plak Teorisi – S. Timoshenko
  • 1948 – Cisimlerin Mukavemeti I.
  • 1948 – Cisimlerin Mukavemeti II.

Telif Kitapları:

  • 1969 – Düzlemde Elastisite Teorisi
  • 1948 – Elasto-Mekanikte Başlangıç Değerleri Metodu ve Taşıma Matrisi
  • 1967 – Cisimlerin Mukavemeti
  • 1966 – Elastik Çubukların Genel Teorisi

Musa Muslihiddin (1483 – 1551)

Musa Muslihiddin

Osmanlı zamanında oldukça önemli bir insan olara görülen Musa Muslihiddin, bu gün ülkemizde ölümünün üzerinden seneler geçmesine rağmen hala büyük bir sevgi ve saygı ile anılmaktadır. Dini tasavvufi konuda oldukça çok bilgiye sahip olan bu Osmanlı velisini gelin daha yakından tanıyalım.

Musa Muslihiddin Hayatı

1483 Denizli doğumlu Musa Muslihiddin, Osmanlı devleti için oldukça önemli bir yere sahip velilerdendi. Asıl isminin Musa olması ile bilinen bu önemli insan, Merkez Muslihiddin lâkabı ile ün kazandı. Sarıhanlı köyünde dünyaya gelen bu değerli isim, 1551 senesinde İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur. Oldukça küçük yaşlardan itibaren ilim okuluna başlayan Musa Muslihiddin, ilk tahsilini de memleketinde yapmaya özen gösterdi. Ardından Bursa ve İstanbul’da bulunan Musa Muslihiddin, burada da ders vermeye devam etti. Tekkelerde de bulunan Musa Muslihiddin, çeşitli sohbetlerde tasavvuf mesnevisi konusunda kendisini oldukça geliştirdi. 30’lu yaşlara gelen bu önemli insan medreselerden onay alarak müderris olmaya layık görülmüştür.

Musa Muslihiddin’in Başından Geçen Bir Olay

ilmi seviyesi oldukça ilerlerde olan Musa Muslihiddin, dürüstlük ve çalışkanlık konusunda da oldukça kusursuz olduğundan, dönemin önemli isimlerinden Şeyhülislam Ebüssuud Efendi’nin dikkatini çekerek saygınlığını kazandı. Tam da bu esnada Kocamustafapaşa’da bulunan bir tekke de şeyhlik yapmakta olan Sümbül Sinan Hazretleri’nin namını duyduysa da bazı kişilerin hakkında yaptığı kötü sözler neticesi ile, bir türlü oraya gidip sohbetlerine dâhil olamamıştı ne yazık ki. günlerden bir gün rüyasında Sümbül Efendi’nin kendi yaşadığı evine geldiğini gören Musa Muslihiddin, onu içeri almamak adına karısı ile beraber ev kapısının ardında evde bulunan büyük eşyaları yasladılar. Üzerine oturan karı koca Sümbül Efendi’nin gitmesini beklerken, Sümbül Efendi zorlayarak kapıyı açar ve kapının arkasında bulunan eşyalar da yerlere serilir. Tam da bu esnada gördüğü rüyadan uyanan Musa Muslihiddin, bir hata yaptığını fark eder ve sabahın erken saatlerinde Sümbül Sinan Hazretleri’ni ziyarete gitmeyi kafasına koyar. Sabah olunca bu dileğini yerine getirmek için yola koyulan Musa Muslihiddin, Sümbül Sinan Hazretlerinin vaaz verdiği camiye gider ve kendisini görmeden bir yere oturuverir. Vaaz bittikten sonra Musa Muslihiddin ve Sümbül Sinan Hazretleri bir araya geldi ve barıştılar ardından Sümbül Sinan Hazretleri, dergahta hizmete başlaması üzerine Musa Muslihiddin teklifte bulunur. Teklifi kabul eden Musa Muslihiddin, bundan sonra Sümbül Sinan Hazretleri dergahında çalışmaya başlar. İlerleyen günlerde bir gün Sümbül Sinan Hazretleri, Musa Muslihiddin’e eğer evrenin yaratıcısının kendisi olsaydı evren nasıl olurdu diye sorar ve Musa Muslihiddin’da cevap olarak; her şeyi merkezde bırakabileceğini söyler, evrenin zaten güzel bir nizam içinde yaratıldığını ileri sürer ve bir şey ilave etmez ve ya da bir şey eksiltmezdim diye devam eder. Adlığı cevap üzerine Sümbül Sinan Hazretleri, Musa Muslihiddin’e isminin artık Merkez Muslihiddin olmasına karar verir ve o günden sonra bu önemli insanın ismi öyle de kalır. İlerleyen senelerde birbirine olan sevgi bağlarının daha da sıklaştığı Sümbül Süleyman ve Musa Muslihiddin kayın peder damat oldular çünkü Sümbül Süleyman canı gibi sevdiği kızını Musa Muslihiddin’e vermişti.

Yazmış olduğumuz bu yazımızda Osmanlı devletinin gözde insanlarından birisi olan Musa Muslihiddin hakkında detaylı bilgi vermeye çalıştık. Bilgeliği ve dini yanları ile ön plana çıkan Musa Muslihiddin, döneminin saygın adamlarındandı. Ölümünün üzerinden uzun seneler geçmesine rağmen hala büyük bir saygı ile anılan Musa Muslihiddin hakkında derlemiş olduğumuz bilgiler umuyoruz ki sizler için faydalı olmuştur.

Müneccimbaşı Ahmed Dede

Müneccimbaşı Ahmed Dede

Osmanlı devletinin önde gelen isimlerinden birisi olan Müneccimbaşı Ahmed Dede, hayatı boyunca daima okumuş, araştırmış ve öğrenmiştir. Kısacık hayatına pek çok bilgi ve birikimi sığdıran bu değerli insan, yazdığı eserler ile de dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştır. Din ile de oldukça yakından ilgilenen bu insanı gelin daha yakından tanıyalım.

Müneccimbaşı Ahmed Dede’nin Hayatı

1631 senesinde Selanik’te dünyaya gelen Müneccimbaşı Ahmed Dede, 17.yüzyılın en iyi tarihçilerinden birisiydi. Osmanlı devleti bakımından da oldukça önemli bir yere sahip olan bu değerli isim, çeşitli pek çok konuda eserler vermiş ve dönemin en önemli eserlerinden birisi olan Sahaifü’l-Ahbar (Camiü’d-Düvel) ile de ismini duyurabilmeyi başarmıştır. Lütfullah Efendi’nin oğlu olarak dünyaya gelen Müneccimbaşı Ahmed Dede, bir süre babasının mesleğini yaptıktan sonra İtalyanca ve İspanyolcayı da öğrendi. Mevlevi eğitimi alan Müneccimbaşı Ahmed Dede, eğitimini tamamladıktan sonra 1665 senesinde İstanbul’a gelerek Galata mevlevihanesinde hizmete başlar. Minkarizade İbrahim Gederi ve Ahmed Nahi gibi önemli isimlerden hadis, tefsir ve fıkıh okuyarak kendisini daha da fazla geliştirdi. Eğitimine 15 sene ara vermeden devam eden Müneccimbaşı Ahmed Dede, bu esnada felsefe, tıp, heyet ve mantık ile de yakından ilgilendi. 1668 senesine gelindiğinde Saraya müneccimbaşı olarak giren Müneccimbaşı Ahmed Dede, oldukça kısa bir süre içersinde padişahın gözüne girebilmeyi başardı. 4.Mehmed’in tahttan indirilmesi üzerine, eski namını kaybeden Müneccimbaşı Ahmed Dede 1687 senesinde Mısır’a sürgün edildi ve oradan da Mekke’ye ve oradan da Medine’ye gitti. 1702 senesinde hayata gözlerini yuman Müneccimbaşı Ahmed Dede, hayatı boyunca daima ülkesine layık olmaya çalışan bir insandı.

Müneccimbaşı Ahmed Dede / Müneccimbaşı Tarihi

Pek çok alanda, oldukça fazla eseri bulunan bu değerli isim, Camiü’d-Düvel eseri ile büyük ses getirmeyi başarmış ve bu eser Müneccimbaşı Ahmed Dede’nin en önemli eseri olarak sayılmaktadır. Müneccimbaşı Ahmed Dede tarafından Arapça yazılmış olan bu eser, dünyanın kuruluşundan 4. Mehmed’in saltanat dönemine kadar ki tüm tarihi içermekteydi.  18.yüzyılın ilk zamanlarında Lale Devri padişahı olan 3. Ahmed öncülüğünde kurulmuş ve şair Nedim başkanlığında olan bir heyet tarafından ilk kez Türk diline çevrilmiş olan bu eser, 3 cilt halinde İstanbul’da 1867 tarihinde yayınlanmıştır. Günümüze kadar beli bir kısımlarının ulaştırılması ile beraber dönemin en değerli eserlerinden birisi olan Camiü’d-Düvel, Osmanlı içinde oldukça önemli bir yere sahipti.

Yazmış olduğumuz bu yazımızda Müneccimbaşı Ahmed Dede ile ilgili gerekli bilgilere yer vermeye çalıştık, umuyoruz ki sizler için faydalı bir yazı olmuştur.

Muazzez İlmiye Çığ Kimdir?

Muazzez ilmiye çığ

ilmiye çığ sümerelog bilim insanı, tarihçi olarak anılmaktadır,  kurtuluş savaşı yıllarında ailesiyle birlikte çorum’ a yerleşmiştir, dördüncü sınıf’a kadar eğitimine çorumda devam etmiştir, beşinci sınıfa geçtiğinde ise ailesi tekrar bursa’ya dönme kararı almıştır. 1926 yılında kız muallim mektebinde eğitim görmeye başlamıştır.1931 yılında eğitimini tamamlayarak mezun olmuştur, ve baba mesleği olan öğretmenlik yapmaya başlamıştır. tayin’i ise eskişehir’e çıkmıştır.Daha sonra Atatürkün de isteği ile 1935 yılında, Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesi Sümeroloji bölümünde eğitim almıştır,1940 yılında sümeroloji bölümünden mezun olarak, İstanbul arkeoloji müzesine tayin edilmiştir. İstanbul arkeoloji müzesinde büyük başarılar elde etmiş, dünya için büyük önem taşıyan bir işe imza atmıştır. yine aynı tarih’te aynı okulda okuduğu Kemal Çığ ile bir evlilik yapmış , ilk çocuğu olan Yülmen kızını kucağına almıştır.1947 de ise ikinci kızları olan esin dünyaya gelmiştir.

1960 yılında heidelberg Üniversite’ sinde  katıldığı davet sonucunda 6 ay burada araştırma yapmıştır. 1965 yılında ise Roma’ da sergilenen hitit sergisine başkanlık etmiş, ve sergiyi londra’ ya götürmüştür. londra’ da da kısa bir süre kalmış ve çalışmalarına burada devam etmiştir.

on üç kitap ve birçok bilimsel makale yazmıştır, halen daha çalışmalarına devam etmektedir.

Eserleri:

2000 yılında Hititler ve hattuşa/ iştar’ın kaleminden, gılgameş tarih’te ilk kahraman/ 2002 uygarlık mirası – 2003 ortadoğu uygarlık mirası/ sümer hayvan masalları- 2004 bereket kültü ve mabet fahişeliği/ vatandaşlık tepkilerim.

2005 yılında ise Atatürk düşünüyor- 2008 yılında sümerlilerde tufan / tufanda Türkler. gibi bir çok eseriyle bize öncülük etmiştir

Muazzez ilmiye çığ bügün 107 yaşında’dır , ve bizlere bu cümleleriyle çalışmanın ne kadar değerli olduğunu göstermiştir.

Atatürkün dediğini, halen daha yapıyorum. Çalıştım ve çalışmaktan hiç bıkmadım. bu cümleleriyle çalışmanın önemine değinmiş, eserlerinde olduğu gibi cümlelerinde de bizleri aydınlatmıştır.

Mirim Çelebi

Mirim Çelebi

Astronomi bilgini, astronom ve matematik bilgini olarak karşımıza çıkan Mirim Çelebi, ülkemiz için oldukça önemli bir yere sahiptir. Yazmış olduğu eserler ile de dönemine ses getirmeyi başaran Mirim Çelebi, ölümünün üzerine oldukça uzun seneler geçmesine rağmen günümüzde hala büyük bir saygı ve sevgi ile anılmaktadır. Yaşamı boyunca toplumuna her daim faydalı bir insan olmayı amaçlamış bu değerli ismi gelin daha yakında tanıyalım.

Mirim Çelebi’nin Hayatı (1450 – 1525)

Takvim yaprakları 1450 senesini gösterdiği vakit İstanbul’da dünyaya gelen Mirim Çelebi, Osmanlının önemli matematik ve gökbilimcisi olarak bilinmekteydi. Matematik ve astronomi ile olan yakın ilişkisi ona inanılmaz büyük başarılar kazandırmıştır. Asıl ismi Mahmud bin Mehmed olan bu değerli isim, pek çok astronom ve matematikçinin bulunduğu oldukça bilgili bir aileden gelmekteydi. Hocazade Muslihuddin Efendi’nin kızı olan annesi Osmanlı için oldukça önemli bir alimdi ve Mirim Çelebi’nin babası da Ali Kuşçu’nun torunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğretmenlik yapan babasını erken yaşlarda kaybeden Mirim Çelebi, hayata tutunmak için daima okumuş ve çalışmış. Babasının ölümü üzerine, dedesi tarafından yetiştirilen Mirim Çelebi, oldukça zeki bir çocuktu ve öğrenmeye, araştırmaya oldukça küçük yaşlarda başlamıştı. Çeşitli pek çok bilim insanından eğitim alan Mirim Çelebi, matematik ve astronomi ile yakından ilgilendiğini hemen belli etti ve ona eğitim veren öğretmenleri onun oldukça zeki olduğunu hemen anlayıverdi. Eğitimini başarı ile tamamlayan Mirim Çelebi, Edirne ve Gelibolu’da öğretmenlik yaptı. Ardından Bursa’ya geçen ve burada da öğretmenlik yapan Mirim Çelebi, astronomi ve matematik alanlarında o dönemlerin en önde gelen kişisi oldu. 1.Beyazıd’ın daveti üzerine saraya giden Mirim Çelebi, gözlem yöntemi ve astronominin gelişmesi üzerine haddinden fazla çalışmalar kaydetti. 1. Beyazıd’ın emri üzerine şerhi yazan Mirim Çelebi, pek çok konuya eserinde yer vermiştir. 1508 senesine gelindiğinde Anadolu kazaskerliğine yükselen Mirim Çelebi, padişahın değişmesi ile beraber görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Dönemin yeni padişahı Yavuz Sultan Selim’in isteği üzerine dedesinin yazmış olduğu kitabı yorumlayan Mirim Çelebi, padişahın gözüne girmeyi başardı. Hayatı boyunca pek çok başarıya imza atan Mirim Çelebi, kısacık hayatı boyunca çalışarak insanların dikkatini çekebilmeyi başardı. Kanuni Sultan Süleyman’ın dileği üzerine yeniden eski mesleği olan kazaskerliğine dönen Mirim Çelebi, takvim yaprakları 1525’i gösterdiğinde hayata gözlerini yumdu.

Mirim Çelebi’nin Eserleri

  • Düstürü’ll-Amel ve Tashihu’l-cedvel
  • Risale fi’l-Hale ve Kavs-i Kuzah
  • Şerhu’l-Fethiyye

Yazmış olduğumuz bu yazımızda döneminin en değerli bilim insanlarından biri olarak karşımıza gelen Mirim Çelebi, yaptığı pek çok çalışma, ortaya attığı pek çok görüş ve yazmış olduğu değerli eserler ile  büyük bir ses getirmeyi başarmıştır. Kendini kanıtlamayı başarmış olan bu değerli isim, yaşadığı dönemde de günümüzde de saygınlığını kaybetmemiştir.

Metin Gürses

Metin Gürses

Hayatı boyunca ülkesine faydalı biri olmayı amaçlamış olan Metin Gürses, çeşitli başarılar ülkenin değer görülen bilim insanlar arasına girmiştir. Çeşitli pek çok çalışması ile bilinen bu değerli bilim insanı, çocukluk yıllarından beri bilmeye, öğrenmeye, araştırmaya meraklıydı. Bu başarılı insanı gelin daha yakından tanıyalım.

Metin Gürses’in Hayatı

1954 senesinde Nevşehir’e bağlı Hacıbektaş’ta dünyaya gelen Metin Gürses, ilkokul ve orta öğretim senelerinden sonra lise eğitimini de başarı ile tamamlar. Üniversite eğitimine Orta Doğu Teknik Üniversitesinde başlayan Metin Gürses, buradan da başarı ile ayrılır ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Yale Üniversitesi’nde doktora eğitimine başlar. Doktora eğitimini de güzelce tamamlayan Metin Gürses, Princeton Üniversitesi ve Federal Almanya’da Max Planck enstitüsünde çeşitli pek çok araştırmalara destekte bulundu. Ülkesine dönen başarılı insan Metin Gürses, 1981 senesinde üniversite okuduğu Orta Doğu Teknik’te doçent olarak göreve başlar. TÜBİTAK araştırma başuzmanlığına başlayan Metin Gürses, yürüttüğü çalışmalar ile de hayatına başarı üstüne başarı kattı. Çeşitli pek çok alanda layık görülen bu öneli bilim insanı, ülkemiz için oldukça önemli bir yere sahiptir.

Metin Gürses’in Çalışma Hayatı

Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ndeki eğitimini başarı ile tamamlayan Metin Gürses, Amerika Birleşik Devletleri Yale Üniversitesi’nde başlamış olduğu doktorasını da yine başarı ile bitirir. 1979 senesinde Princeton Üniversitesi’nde, 1981 senesine kadar ise Federal Almanya’da Planck Enstitüsü ve Münih Max’da araştırmacı olarak çalışmaya devam etti. Ülkesine dönme kararı alan Metin Gürses, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde doçentliğe başladı ve bir süre geçtikten sonra 1982 senesinde TÜBİTAK’ta araştırma başuzmanlığına başlar. 1984 senesinde TÜBİTAK Teşvik Ödülü’ne layık görülen Metin Gürses, yapılan bazı denklem çalışmaları aydınlatması ve bu denklem ile ilgili gösterdiği özgün çalışmaları sebebi ile 1986 senesinde Sedat Simavi Vakfı Fen Bilimleri ödülüne de layık görülen bu bilim insanı hayatı boyunca daima ülkesine layık bir insan olması amaçladı.

Metin Gürses’e Layık Görülen Ödüller

  • TÜBİTAK Bilim Ödülü (2008)
  • Sedat Simavi Vakfı Fen Bilimler Ödülü

Yazmış olduğumuz bu yazımızda ülkemiz için oldukça değerli bir yere sahip olan Metin Gürses’in hayatı ve başarıları ile ilgili bilgileri bir araya getirmeye çalıştık. Daima ülkesine fayda sağlamak için çalışmalar yürütmüş olan bu değerli insan, matematik ve fizik ile yakından ilgilenmesiyle de dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştır. Umuyoruz ki, sizler için faydalı bir yazı hazırlamışızdır!

Meral Beksaç

Meral Beksaç

Hematoloji alanında ünlenmiş bir insandır ve Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarından bir tanesidir. Kendisi profesör doktor unvanını almış bir şahsiyet olup iç hastalıklarla alakalı pek çok çalışma yapmıştır. Kendisi bu anlamda hematoloji alanında senelerdir kadro içerisinde bulunmaktadır. Hacettepe üniversitesinde öğrenimini tamamlayan Meral Beksaç bu okulda tıp fakültesinden mezun olmuştur. Bunun üzerine bölümle alakalı eğitimini yine Ankara’da devam ettirmiştir. Bu şehirde bulunduğu esnada bir hastanede görev almıştır. Burada bazı laboratuvarların takibini gerçekleştiren ünlü kişi aynı zamanda bunların kurulmasına öncülük etmiştir. Doçent olarak iç hastalıklar bölümünde adından sıkça söz ettiren ünlü doktor pek çok hastanın hayata tutunmasını sağlamıştır. Kendisi işinde oldukça önemli bir kişi olup hastalarıyla yakından ilgilenmeyi ihmal etmemiştir. Mesleğini çok seven ve mesleğinin getirilerine saygı gösteren biri olduğu için işini hakkıyla yerine getirmeye çalışmaktadır.  Birçok farkı kurumda ve kuruluşta görev alan Meral Beksaç dünyanın tanıdığı önemli bir insan olarak tıp alanındaki şöhretini daima korumaya devam etmiştir. Kendisi pek çok kuruluşla beraber önemli hastanelerde bulunarak dünyanın önde gelen hastanelerinde çalışma fırsatı elde etmiştir.

Birçok  laboratuvar kuran ünlü doktor aynı zamanda Hematoloji alanıyla alakalı laboratuvarlara da öncülük etmiştir. Akım sitometrinin yanında moleküler hematoloji ile lisans tiplendirme ile alakalı laboratuvarlar inşa ettiren ünlü tıpçı yan dal açısından bu bölümü seçmiştir. Ülkemizde doku bankasının kurulmasına öncülük eden ünlü doktor insanların derdine derman olmaya çalışmıştır. Bunun yanında pek  çok nakli gerçekleştirerek hastaların tekrar hayat bulmasında önemli bir adım atan Meral Beksaç diğer ülkelerdeki gelişmişlik düzeylerini örnek alarak onlardan esinlendiği pek çok işbirliğine imza atmıştır. Kordon kanının bulunması ve nakliyle alakalı çok fazla araştırma yapan ünlü insan bununla alakalı ilklere imza atmaktan geri kalmamıştır. İnsanoğluna fayda sağlaması açısından pek çok kordon kanıyla bağlantılı kök hücrelerin ortaya çıkarılması sağlanmıştır. Kendisi aynı zamanda pek çok haberde başarılarından söz edilmiş biridir. Bununla beraber onun pek çok hastanın derdine çare bulması birçok haber sitesinde yer almış ve ülkemiz açısından önemli bir değere sahip olduğumuz tekrar ortaya konmuştur.

Kemik iliği ile alakalı konularda öncülük eden ünlü kişi aynı zamanda büyük hastalıkların tedavisinde bazı yöntemler geliştirmiştir. Bazı kanser türlerinde derdine bir çare bulamayan hastalara yeni yöntemler geliştirmiş olan ünlü doktor bu anlamda var olan çalışmalara temsilcilik etmiştir. Birçok ülkede yer alma fırsatı bulan tıp alanında yükselmiş olan bu kişi aynı zamanda yer aldığı çalışmaların uluslararası düzeyde duyulmasına fırsat tanımıştır. Kök hücre naklinin daha ötesinde yöntemler geliştirmeye çalışan ünlü doktor bunun yanında hastaların bir türlü iyileşemeyen kısmına bu anlamda yardım etmek istiyor. Kanser hastaları için yeni çözüm önerileri sunan ünlü doktor bu anlamdaki çalışmalarını uluslararası bir düzeyde ilerletmektedir.