Mehmet Fuad Köprülü (1890 – 1966)

Mehmet Fuad Köprülü

4 Aralık 1890 senesinde İstanbul’da dünyaya gelen Mehmet Fuad Köprülü, edebiyatımızda oldukça önemli bir yere sahiptir. Edebiyatla ilgilenmesinin yanı sıra Tarihçi, Dışişleri bakanı, siyasetçi ve ordinaryüs profesör olarak da bilinen Mehmet Fuad Köprülü hayatı boyunca daima devleti için faydalı bir insan olmuştur. Sergilediği başarılar ile sevilen bir insan konumuna gelen Mehmet Fuad Köprülü’yü gelin daha yakından tanıyalım.

Mehmet Fuad Köprülü’nün Hayatı – Eğitim Yılları

4 Aralık 1890 senesinde hayata gözlerini açan Mehmet Fuad Köprülü, çok küçük yaşlardan itibaren araştırmaya ve öğrenme meraklısı bir çocuktu. Ayasofya Rüştiyesini başarı ile bitirmiş olan Köprülü, Mercan İdadisinde başladığı lise öğrenimini de yine üstün bir başarı ile tamamlayarak ailesi tarafından saygınlık kazanmıştır. 1907 ile 1909 seneleri arasında Hukuk Fakültesine başlayan Köprülü, ne yazık ki eğitimini kendi isteği ile yarıda bırakmış. Ardından 1908 senesinde ülkenin siyaseti ile yakından ilgilenmeye başlar ve bu yolda dünyayı da daha yakından tanımaya başlar. 1910 ile 1913 seneler arasında daima araştıran, öğrenen Mehmet Fuad Köprülü, kendisini geliştirmiş olduğu alanlar sebebi ile Mercan, Galatasaray, Kabataş ve İstanbul liselerinde edebiyat öğretmenliği görevine başlar. 1921 senesine gelindiğinde dekanlığa yükselen Mehmet Fuad Köprülü, 1924 senesinde Atatürk’ün dileği üzerine Maarif Vekaleti Müsteşar görevine layık görülmüştür.

Mehmet Fuad Köprülü’nün İş Hayatı

Almanya’da 1926 senesinde fahri felsefe doktorluk unvanına layık görülen Mehmet Fuad Köprülü, 1933 senesinde ordinaryüslük makamına yükselmesi ile iyice saygınlık kazanmıştır. Senelerden beridir aklındaki fikri hayata geçirmek isteyen Mehmet Fuad Köprülü,1935 senesinde meclise girer. 1945 senesinde ülkemizin Almanya ile savaşa girmesinin yararlı olmayacağına yönelik red kararı veren Mehmet Fuad Köprülü, bu kararı ile dikkatleri üzerine çeker. 1950 senesinde üyesi olduğu parti iktidara gelince dışişleri bakanlığına yükselen Mehmet Fuad Köprülü, ülkemizin NATO’ya girmesine de öncü oldu. 1956 senesine gelindiğinde bakanlığı bırakan Mehmet Fuad Köprülü, 1957 senesinde de siyasetten tamamen bağımsız bir birey haline geldi. İlerleyen 2 sene boyunca Harvard Üniversitesinde görev yapan Mehmet Fuad Köprülü, ülkeye tekrar dönme kararı aldı. 1960’de meydana gelen ihtilal ile beraber hapse girdi. 3 ay boyunca Yassı Ada’da hapsedilen Mehmet Fuad Köprülü, 28 Haziran 1966 senesinde ne yazık ki vefat etti.

Mehmet Fuad Köprülü’nün Siyasi Hayatı

Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde siyaset ile yakından ilgilenmeye başlayan Mehmet Fuad Köprülü, Cumhuriyet Halk Partisinde yer almıştır. 1935 ile 1945 seneleri arasında partide devam eden Köprülü, yaşadığı fikir ayrılıkları sebebi ile Demokrat Parti’nin kurulmasına öncülük etmiştir. Bununla beraber Demokratik Partinin kurulmasına Celal Bayar, Adnan Menderes ve Refik Rolaktan’da destek verir. 1946 ile 1955 seneleri arasında Demokrat Partide siyasi hayatına devam eden Mehmet Fuad Köprülü, 1955 senesinden 58’e kadar Hürriyet Partisinde siyasi hayatını sürdürmüş.

Mehmet Fuad Köprülü’nün Ölümü

Takvim yaprakları 15 Ekim 1965 tarihini gösterdiği vakit, Türk Tarih Kurumu’ndan evine doğru yol alan Mehmet Fuad Köprülü, geçirdiği bir trafik kazası sonucunda ağır yaralanmıştır. Kaldırıldığı hastanede yaklaşık 8 ay boyunca tedavi altına alınan Mehmet Fuad Köprülü, tedavisinin pozitif yanıt vermemesi ile beraber 28 Haziran 1966 tarihinde ne yazık ki hayata gözlerini yumar. Çemberlitaş Köprülü Mescidinde mezarını ziyaret edebileceğiniz Mehmet Fuad Köprülü, hayatı boyunca daima ülkesi için faydalı bir insan olmayı gayesi haline getirmiş ve daima çalışarak ismini Türk tarihine altın harfler ile kazıyabilmeyi başarmıştır.

Mehmet Fuad Köprülü’nün Eseleri

  • 1915 – Mili Kıraat
  • 1909 – Hayat-ı Fikriye
  • 1918 – Tevfik Fikret ve Ahlakı
  • 1926 – Azeri Edebiyatına Ait Tetkikler
  • Türk Edebiyatı Tarihi I ve II
  • 1928 – Milli Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Divan-ı Türk-i Basit
  • Türk Saz Şairleri Antolojisi
  • 1930 ile 1940 arası üç cilt şeklinde – Türk Saz Şairleri Antolojisi
  • Divan Edebiyatı Antolojisi
  • 1934 – Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar
  • 1983 ölümünden sonra – İslam ve Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları ve Vakıf Müessesesi
  • 1934 – Anadolu’da Türk Dili ve Edebiyatının Tekâmülüne Bir Bakış
  • 1966 – Edebiyat Araştırmaları Külliyatı
  • 1959 – Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu
  • 1931 – Türk Tarihinin Ana Hatları
  • 1924 – Bugünkü Edebiyat
  • 1929 – Erzurumlu Emrah
  • 1923 – Türkiye Tarihi
  • 1966 – Edebiyat Araştırmaları
  • 1920 – Türk Edebiyatı Tarihi
  • 1981 ölümünden sonra – Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri
  • 1918 ile 1981 – Nasreddin Hoca
  • 1964 – Demokrasi Yolunda
  • 1919 ile 1966 Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar
  • 1935 – Les Origines de L’Empire Ottoman
  • 1916 – Yeni Osmanlı Tarih-i Edebiyatı
  • 1924 – Fuzuli Hayatı ve Eserleri
  • Mektep Şiirleri (üç cilt)
  • 1925 – Türk Tarih-i Dinisi
  • 1917 – Türk Dilinin Sarf ve Nahvi
  • 1915 – Malumat-ı Edebiyye
  • 1930 – Kayıkçı Kul Mustafa

Mahmut Gazi Yaşargil

Mahmut Gazi Yaşargil

6 Temmuz 1925 doğumlu bilim insanı Diyarbakır’ın Lice ilçesinde dünyaya gelmiştir. Mahmut Gazi Yaşargil lise eğitiminde Ankara’da bulundu ve kendisiyle beraber 5 kardeşi daha aynı okulda okul okumaya başladılar. Lice’de iken abisini tifo sebebiyle kaybederler. Babası kaymakam olan Yaşargil’in babasının tayininin Ankara’ya çıkması sebebiyle de buraya yerleşirler. Lise eğitimini burada Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde tamamladı. Daha sonradan yine aynı şehir olarak Ankara’da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandı. Buradaki eğitim hayatını tamamladıktan sonra ise yurtdışında çalışmalara başladı. Basel Üniversitesi’nde doktorasını tamamladıktan sonra bu sefer Bern Üniversitesi’nde yardımcı profesör olarak çalışmaya başladı. Psikoloji bölümünde çalışmaya başlayan Yaşargil; yine aynı üniversitede Nöroşiruji bölümü’nde çalışmalar yürüttü.1950’li ve de 60’lı yıllarda Almanya da bu şekilde sıkı çalışma faaliyetlerinde bulundu. 1960’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nin Burlington kentindeki Vermont Üniversitesi’nin Nöroşirüji Bölümü’nde de çalışmalarına devam etti. Özellikle de mikrovasküler cerrahi alanındaki çalışmaları daha sonradan katkıda bulunacağı birçok araştırma ve çalışmanın ilk adımlarıydı. Diğer kardeşleri de tıpkı onun gibi tıp alanında yurtdışında çalışmalarda bulundu ve şimdilerde hepsi yurtdışında cerrah aynı zamanda da profesördür.  İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri sebebiyle Almanya’dan ayrılma kararı alması onun için önemli bir önüm noktası olarak nitelendirilebilir. Özellikle beyin ve sinir cerrahı olarak da bilinen Mahmut Gazi Yaşargil 1953’ten emekli olduğu 1999 yılına kadar Almanya’da Zürih Üniversitesi’nde hem profesörlük hem de doktorluk yapmıştır. Askerliğini yapmadığı için de Türk vatandaşlığını kaybetmiş, daha sonradan senelerce Zürih’te yaşamıştır. Dönemin başkanı Turgut Özal tarafından Türkiye’ye davet edilmiş ve hatta kendisinin gelmesi için de yabancılar kanununda bir değişiklik yapılması öngörülmüştür. Bunun üzerine de ameliyat yapma yaşını tamamlamıştır İsviçre kanununa göre doldurmuş çok çeşitli birçok kurumda ve de hastanede çalışmalarda bulunan Yaşargil; 2013 tarihinden itibaren derslerde hocalık yapmıştır. Aynı zamanda da konferans vererek, çalışmalarda ve araştırmalarda bulunarak da kariyerine devam etmiştir. Özellikle bilimsel araştırma ve çalışma yapma noktasında hiçbir zaman çalışmalarına ara vermemiştir. Şimdilerde memleketi olan Diyarbakır’da adına bir araştırma ve eğitim hastanesi kurulmuştur. Adına neredeyse yüze yakın kitap yazılmış ve de yüzlerce ödüle layık bulunmuştur. Onursal profesörlük, fahri tıp doktorluğu, ve meslek eğiti hayatı boyunca sayısız unvana sahip olmuştur. Bilimsel anlamda birçok Almanca, İngilizce yayını bulunmaktadır. Birçok hastanede sayısız ameliyat yapmış olan Yaşargil adına da birçok laboratuar kurulmuştur. Sayısız da dernek kulüp üyelikleri de bulunmaktadır.

Başarıları ve girişimleri ile tüm dünyada bir merak ve de ilgi uyandırdığı dolayısıyla Yaşargil; beyin ameliyatı konusunda bir çığır açmış ve de özellikle de anverizmaların giderilmesinde çığır açmıştır. Onu en çok meşhur eden şeylerden biri de kendi bulmuş olduğu yöntemlerle ameliyatlara girmesi ve bu uygulamalar sonucu da başarılı ameliyatlar ortaya çıkartmıştır. Kendi adıyla da anılan klipslerin mucidi olmuştur aynı zamanda da. Nöroloji alanında epilepsi ve beyin tümörünü ameliyatlarında kendi bulduğu yöntemlerle tedavi etmiştir. 1999’da Geleneksel Sinir Cerrahları Kongresinde “Yüzyılın Sinir Cerrahı” seçilmiş olan Yaşargil İstanbul Üniversitesi tarafından 1991 senesinde, Lima Üniversitesi tarafından 1999 yılında, Hacettepe Üniversitesi tarafından 2000 yılında, Oxford Üniversitesi tarafından 2001 senelerinde fahri doktora seçilmiştir.

Uluslararası Mikrocerrahi Derneği, Sidney, Astralia Pioneer ödüllerini toplamıştır. Ve de ayrıca 2000 yılı TÜBİTAK bilim ödülü sahibidir kendisi.

Özellikle mikro cerrahiyi uygulama konusunda da çok hassas ve zor bölgelerdeki tümörlerin alınması üzerine çalışmalar yapmış ve de yapmış olduğu ameliyatlarla bu tümörlerin bu bölgelerden alınabileceğini kanıtlamıştır. En büyük ödülü olarak adlandırabileceğimiz ödül olan “yüzyılın cerrahı” ödülünü almış cerrah olarak gösterilen profesör bu ödüle aynı zamanda Harvey Cushing ile birlikte yüzyılın beyin cerrahi olarak aday gösterilmiş. Dünyaca ünlü bilim insanı olarak Gazi Yaşargil 1973 yılında ise ordinaryüs profesör oldu. Özellikle de mikroteknikle beyin ve omurilik cerrahisinde kendi bulmuş olduğu yöntemleri de tüm dünyaca kullanıldı. Gazi Yaşargil’in çalışmalarının ve araştırmalarının bu kadar meşhur ve alanında öncü olmasının sebebi ise beyindeki su koridorlarını keşfetmiş. Bu sebeple de beyin içerisindeki tümörlerin ve de lezyonların hiçbirinin ulaşılamaz olduğunu düşünür bu sayede de girmiş olduğu çoğu tümör ve ur ameliyatlarından başarılı bir şekilde çıkmıştır. Yaşargil emekli olduktan kısa bir süre sonra Türkiye’ye dönerek Yeditepe Üniversitesi’nde çalışmalarına devam etti. Türkiye’ye dönen Yaşargil’e, Türkiye’de Cumhuriyeti Üstün Hizmet Madalyası verilmiş ve de geçtiğimiz senelerde 2015 senesinde Nobel Kimya Barış Ödülü alan Aziz Sancar ile bir araya gelen Yaşargil Yeditepe Üniversitesi’nde kampüste öğrencilerle ve de akademisyenlerle birlikte akademik hayatları hakkında konuştular. Hem Türkiye’de hem de dünyada birçok eğitim kurumuna adını veren Yaşargil, aynı zamanda birçok devlet hastanesine, araştırma ve eğitim hastanesine de adını vermiştir. Özellikle de Amerika’da ilk defa oldukça saygın bir üniversitesinde bilim kürsüsünde adı geçer ve adını bu kürsüye adını vermiştir. Oradaki saygın profesörler onun hakkında inanılmaz yorumlar yapmıştır. Onun özellikle de beyin boşluklarından en ulaşılmaz noktalara kadar ulaşması durumuna hayretler içerisinde bakmıştır. Bu yüzden de ona devrim niteliğinde doktor lakabını takmışlardır.

Türk şairlerinden Ece Ayhan Çağlar’ın beynindeki urun alınması ameliyatını da Gazi Yaşargil gerçekleştirmiştir. Aralıklarla İsviçre’ye gitmiş olan şairin ameliyatı başarılı bir şekilde gerçekleşmiştir.

Lagari Hasan Çelebi

Lagari Hasan Çelebi
  1. Murat zamanında devletin ene önemli mühendislerinden birisi olarak karşımıza çıkan Lagari Hasan Çelebi, rivayetlere göre uçması ile de büyük ses getirmiştir. Devleti için daima çalışan oldukça zeki bu insan, ölümünün üzerinden seneler geçse de hala büyük bir sevgi ve saygı ile anılmaktadır. Havacılık dalı ile ilgilenen Lagari Hasan Çelebi’yi gelin daha yakından tanıyalım.

Lagari Hasan Çelebi Hayatı

17.yüzyılda doğmuş olan Lagari Hasan Çelebi’nin, barut macunundan elde edilmiş fişekler ile 4. Murat döneminde uçtuğu iddia edilen meseleler arasındadır.  Dönemin şartlarından dolayı hayatına dair birkaç bilginin yalnızca Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde yer aldığı bilinmektedir. Ülkemizce oldukça önemli bir yere sahip olan Evliya Çelebi’ye göre 1632 ile 1633 seneleri arasında, 4. Murat’ın kızı Kaya Sultan’ın dünyaya gelmesi ile beraber yapılan şenlikler esnasında Lagari Hasan Çelebi, elli okka barut macunundan altıdan fazla kollu bir fişek icadı yapmış.

Lagari Hasan Çelebi Uçuşu İle İlgili Rivayet

Lagari Hasan Çelebi yaptığı icat sonucunda 4.Murat’a yaptığı konuşmanın ardından Sarayburnu’nda padişahın huzurunda fişeğe biner ve ardından yardımcılarının fişeğe ateş vermesi ile beraber havaya doğru yükselir. Lagari Hasan Çelebi havadayken yanında bulunan fişekler ateşlenince deniz boylu boyunca aydınlar, büyük fişeğinin barutu tükenince yere doğru düşer ve Lagari Hasan Çelebi’nin elinde bulunan kartal kanatlarını açıp Sinan Paşa Köşkü’nün önünden doğru denize iner. Denizden yüzerek 4.Murat’ın yanına gelen Lagari Hasan Çelebi, İsa peygamberin kendisine selamı olduğunu şakalı bir üslup ile dile getirir. Sergilediği bu başarı 4.Murat’ı oldukça etkiler ve Lagari Hasan Çelebi’yi sipahi olarak yazdırmaya karar verir. Yine Evliya Çelebi’nin söylemleri üzerine ilerleyen senelerde Hasan Çelebi’nin Kırım’a giderek orada hayata gözlerini yumduğu biliniyordu.

Yazmış olduğumuz bu yazımızda, hakkında kaynaklarda pek de bilgi olmayan Lagari Hasan Çelebi ile alakalı bilgilere değinmeye çalıştık. Osmanlı Devleti zamanında oldukça önemli bir mühendis olarak bilinen Lagari Hasan Çelebi yaptığı uçuş ile de, ismini tarihe altın harfler ile kazımayı başarmıştır. Umuyoruz ki sizler için faydalı bir yazı olmuştur, sağlıcakla kalın!

Kimyager Oktay Sinanoğlu (1934-2015)

Oktay Sinanoğlu

Oktay Sinanoğlu Kimdir?

Oktay Sinanoğlu, 1934 senesinde İtalya’da hayata gözlerini açmıştır. Babasının adı Nüzhet Haşim Sinanoğlu, annesinin adı ise Rüveyde Sinanoğlu’dur. Kardeşi ise ünlü isim Esin Avşar’dır.  Babası, Oktay Sinanoğlu doğduğunda Bari’de başkonsolos olarak görev yapmaktadır. İkinci dünya savaşının boy göstermeye başlamasıyla Oktay Sinanoğlu, ailesi ile beraber Türkiye’ye gelmiştir. Ankara’da TED Lisesi’nde lise eğitimini tamamlamıştır. Buradaki eğitimini üstün başarıyla tamamlamıştır. Bu başarısı sayesinde, liseden mezun olduğu yıl kazandığı burs sayesinde Amerika Birleşik Devleti’ne gitmiştir. Amerika Berkeley’de Kaliforniya Üniversitesi’nde kimya mühendisliği bölümünde lisans eğitimi almaya başlamıştır. 1956 yılında ise lisans eğitimini başarıyla tamamlayıp mezun olmaya hak kazanmıştır. Bir yıl sonra ise yine Amerika’da bir teknoloji enstitüsünde yüksek lisans eğitimini başarıyla tamamlamıştır. Yine 1957 yılında, “Sloan Ödülü” kazanmaya hak kazanmıştır. Bu ödülü aldıktan yaklaşık iki yıl sonra ise doçentlik eğitimini tamamlamıştır. 1960 yılına geldiğinde ise doktora eğitimini ise, teorik kimya alanında yapmıştır. Bu eğitimini de lisans eğitimi aldığı Berkeley’de yapmıştır. Doktora eğitimi aldığı yerde danışman hocası ise ünlü isim Kenneth Pitzer olmuştur. Yaklaşık üç yıl sonra ise Yale Üniversitesi’nde öğrenci olan birisiyle dünya evine girmiştir. Bir süre sonra bu evliliğini sonlandırmak zorunda kalan Oktay Sinanoğlu, bu sefer Dilek Sinanoğlu ile dünya evine girmiştir. Bu sayede Oktay Sinanoğlu,  ikiz çocuk babası olmuşturYine aynı yıl Yale Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaya başlamıştır. Bu görevden üç yıl sonra yani 1963 yılında ise profesörlük unvanını almaya hak kazanmıştır. 20. Yüzyılda bu unvanı almaya hak kazanan en genç bilim insanı olarak tarihe adını yazdırmayı başarmıştır. Biraz zaman geçince ise sadece 20. Yüzyılda değil, son yüzyılda bu unvanı alan en genç bilim insanı olduğuna karar verilmiştir. Aynı zamanda ise, Yale Üniversitesi’nde yaklaşık son 300 yıl içinde bu unvanı almaya hak kazanan en genç bilim insanı olmuştur. 1962 yılına gelindiğinde Oktay Sinanoğlu’na  ODTÜ tarafından danışman profesör unvanı verilmiştir. Profesörlük unvanını kazandıktan bir yıl sonra yanş 1964 yılında yine Yale Üniversitesi’nde bir bölümün kuruculuğunu üstlenmiştir. Bu bölüm ise, teorik kimya bölümüdür. Burada ise mikrotermodinamilk ve elektron teorisi gibi birbirinden farklı çalışmalar gerçekleştirmeyi başarmıştır. Yale Üniversitesi’nde yaklaşık 37 yıl çalışmalarını devam ettirmiştir. Laboraturda üzerinde  çalışılacak olan kimyasalların tepkimesini öngörebilmek amacıyla kendi geliştirdiği ve yine kend ismiyle kurduğu “Sinanoğlu İndirgemesini” kullanmış ve yayınlamıştır. 1997 yılında ise bu üniversiteden emekli olmuştur. Buradaki üniversitede çalıştığı zaman boyunca birçok üniversite ve TÜİK’e danışmanlık görevini üstlenmiştir. Emekliliğini verdikten sonra YTÜ(Yıldız Teknik Üniversitesi)’de yaklaşık beş yıl boyunca çalışmaya devam etmiştir. Oktay Sinanoğlu iki kez dünya çapındaki Nobel Ödülüne aday olmuştur. Birbirinden farklı bilimsel yazılar ve kitaplar yazmıştır. En ünlü ve başyapıt niteliğinde olan kitapları Hedef Türkiye ve Bye Bye Türkçe’dir. 81 yıllık hayatına oldukça önemli çalışmalar ve eserler sığdırmayı başarmış olan Oktay Sinanoğlu, 2015 yılında Florida’da hayata veda etmiş ve İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Oktay Sinanoğlu’nun Çalıştığı Dallar:

Moleküler biyoloji ve kimya.

Oktay Sinanoğlu’nun İnsanlığa Faydaları:

Sinanoğlu’nun kuantum alanında bilime çok büyük katkısı olmuştur. DNA sarmalı ve kimya alanında da birbirinden değerli çalışmalar yapan Oktay Sinanoğlu, Türk dilinin yozlaşmasını da çok sert eleştirmiş ve bu konu hakkında önemli eserler bırakmıştır.

Oktay Sinanoğlu’nun Yazdığı Kitaplar ve Kazandığı Ödüller:

  1. New Directions İn Atomic Physics
  2. Modern Quantum Chemistry: Istanbul Lectures
  3. Sigma Molecular Ortibal Theory
  4. Three Approaches To Electron Correlation İn Atoms And Molecules
  5. Hedef Türkiye
  6. Bye Bye Türkçe
  7. 1975 Yılında Cumhuriyet Profesörü Unvanı
  8. 1966 Yılında TUBİTAK Bilim Ödülü
  9. 1973 Yılında Alexander Von Humboldt Research Award
  10. 1975 Yılında International Outstanding Scientist Award Of Japan
  11. Alfred Sloan Ödülü
  12. Sedar Simavi Ödülü
  13. Uğur Mumcu Bilim Ödülü
  14. Yeni Bilim Ufukları I
  15. Yeni Bilim Ufukları 2 Yeni bir matematik kuramı ve onunla bazı fizik kimya ilkelerinin bulunması
  16. Yeni Bilim Ufukları 3 Hayatın Örgüsü Elli Yıllık Biyolojinin Temellerini Sarsan Sor
  17. Bilgi Çağı Ödülü
  18. Göçmen Hamamı
  19. 2050’ye 5 Kala Dünyanın 105 Yıllık Tarihi
  20. İlerisi için Türkçe Giderse Türkiye Gider
  21. Büyük Uyanış
  22. Ne Yapmalı / Yeniden Diriliş ve Kurtuluş İçin

Kemal Reis

Kemal Reis

Kemal Reis,  Türk asıllı efsane bir denizcidir. Piri Reis’in erkek kardeşi Mehmet Bey’in ikinci oğludur. Denizcilikteki başarıları tüm Osmanlı tarafından konuşulur. Daha sonra maharetleri Bayezid Han’ın ilgisini çeker. Bayezid Han, Kemal Reis’i acil olarak İstanbul’a donanmanın başına çağırır.  Donanmanın başına geldikten sonra Osmanlı’yı çok fazla meşgul eden Rodos meselesiyle ilgilenmeye başlar. Padişahın emri üzerine tüm donanması ile birlikte Rodos seferi düzenler. Rodos seferinden sonra İspanya’da Ahmer Devleti’nin yıkıldığı haberini alır.

Hiç hız kaybetmeden İstanbul’a tekrar döner ve gelişmeleri öğrenir. İspanyollar tüm kontrolü ele aldığı gibi bölgedeki Türk ve Müslümanlara tecavüz ve işkence ettiğini öğrenir. Daha sonra İspanyolları karşısına almadan bölgeden kaçırabildiği kadar Müslüman ve Türk vatandaşı İstanbul’a getirir.

Kemal Reis’in Hayatı

Kemal Reis’in bilinen gerçek ismi Ahmed Kemaleddin’dir. Kemal Reis’i doğum yeri olarak kesin bir bilgi yoktur. Fakat bilinene göre Gelibolu, Karaman ve Ağrıboz bölgelerinden birisinde dünyaya geldiği düşünülüyor.  Kemal Reis, denizcilik konusunda çok yetenekli usta bir kumandandı, tüm Avrupa ve Osmanlı topraklarında ismini bilmeyen yoktu. Gençlik döneminde Eğriboz sancak beyliğinin denizcisi olarak savaşlara giriyordu. Bir gün Kemal Reis ve kuvvetleri Endülüs’e kadar gitmişler ve seferi bitirme kararı almışlardı.

Kemal Reis, Endülüs devletinin yıkılmasından sonra soydaşlarının kurtarılmasında büyük rol oynamıştır. Hiçbir imdat elini geri çevirmemiş halk tarafından büyük saygı duyulan bir adam haline gelmişti.  Akdeniz’de ki kabiliyeti, Müslümanları gözetmesi ve Türk kumandan olması II. Beyazid’in dikkatini çekmiş ve İstanbul’a gelmesi emredilmişti.  İstanbul’a ayak bastığı an Osmanlı Devleti’nin donanma kumandanı olarak atandı.

Geldiği günden beri donanmayı geliştirmeye ve geliştirmeye çalışan Kemal Reis, Mekke ve Medine’ye götürülen malların kumandanlığını yapmıştı. Mekke ve Medine’ye ilerlerken Venediklerle ağır muharebelere girmiş ve galip olmuştur. Dönüş yolunda tekrar taciz ateşine maruz kalan Kemal Reis, soğuk kanlı bir şekilde Venedikleri yine mağlup etmiştir. Gemilere getirdiği uzun menzilli toplar sayesinde Osmanlı Donanması’na farklı bir hava katmayı başarabilmişti.  Rodos şövalyelerinin Güney Akdeniz’de yapmış olduğu tacizlerden dolayı sefer başlatmıştı. Fakat Rodos civarında çıkan fırtınalar nedeniyle gemisi ağır yara aldı ve sular altına gömüldü. Kemal Reis’te o geminin içerisinde boğularak can verdi.  Zaferleri, sevgisi ve insanlığı ile saygı kazanmış Kemal Reis, Türk deniz kuvvetlerine çok büyük ilham olmuştur. 1600’lü Osmanlı Donanması’nda etkin görev oynamıştır.

Kemal Reis’in Devlet Hizmeti

Kemal ve Piri Reis Osmanlı Hanedanlığı adına çalışan vatanperverlerdir. Kemal Reis, Osmanlı Devleti adına çalışmaya başladığında tersanelerde 2 yıl boyunca çalışmış ve adam yetiştirmişti. Bu görevlerinden yanı sıra önemli malların ulaştırılmasında etkin rol oynuyordu. Haç yolunun güvenli şekilde aşılmasının en büyük nedeni Kemal Reis’in varlığıydı.  Daha sonra Akdeniz’de sürekli devriye atarak düşman devletlerin ticaret ağını sekteye uğratıyordu.  Rodos şövalyelerinin yaptığı taciz ateşine  öncelikle aldırış etmemiş ve savaş bayrağını çekmemiştir. Fakat Rodos şövalyeleri  hız kaybetmeden üstlerine gelmeye başlayınca Rodos şövalyelerini ağır bir şekilde parçalamıştı.

Daha sonra Rodos şövalyelerinin en büyük gemilerini yok etmiş binlerce Rodos gemiciyi esir almıştır. Esir aldığı kişileri padişahın önüne atmıştır.  Daha sonra Nil nehrine gitmiş, sultanının selamını ve buyruğunu Mısır halkına duyurmaya çalışmıştır.  Kemal Reis, hiç güvenli olmayan batı Akdeniz ve haç yolunun güvenliği zorda olsa başarmıştı. II. Beyazid bu durum karşısında ona birçok ödül vermiştir.

Daha sonra Akdeniz’de var olan korsanları yenmiş ya da yanına çekmesiyle Akdeniz’in kontrolünü ele geçirmeye çalışmıştır.  Korsanlarla mutlak barış sağladıktan sonra Akdeniz’de Türk gemileri rahatça hareket etmeyi başarmıştır.

Katip Çelebi

Katip Çelebi

Hacı Halife olarak da bilinen Katip Çelebi 1610 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Türk ve Osmanlı aydını ve bilim insanıdır. Genellikle biyografya, tarih ve coğrafya konusunda detaylı araştırma yapmaya çalışmıştır. Dünya edebiyatına ve Osmanlı Türk edebiyatına çok büyük eserler bırakmayı başarabilmiş biridir.  Birçok eserinden ziyade Cihannüma eseri ile ün kazanmayı başarmıştır. Katip Çelebi, 1600’lü Osmanlısında ender yazarlar sıralamasındadır.

Katip Çelebi’nin babasının ismi Abdullah olarak biliniyor. Babası Osmanlı’nın en iyi okulu Enderun da eğitim görmüş bilgili, güçlü ve yetenekli bir adamdı. Katip Çelebi Mustafa bin Abdullah olarak da anılıyor. Ordu ulema sınıfı içerisinde bulunduğu için halk arasında Katip Çelebi ismiyle çağırıldı. Hac görevini yaptığı için ve haçta uzman memur olarak bulunmasından dolayı Hacı Halife ismini almıştır.

Katip Çelebi’nin Eğitimi

6 yaşından sonra babası tarafından Halife El Kırım’dan eğitim ve öğretim aldı. Katip Çelebi kuranı tecvitli okumayı kısa sürede öğrendi. Katip Çelebi, öğrendiklerini alimlerin huzurunda ezbere okudu. Daha sonra kendini geliştirerek kuranın yarısı ezberlemeyi başardı. Sonra kendisi Darülkurrası da ispatlamayı başardı. Daha sonra kuranı tasrif ve avamil olarak ezbere öğrendi. Ahmet Çelebi gelişimini hattat dersleri alarak devam ettirdi. Daha sonra babasının yanında devlet memurluğu yapmak için stajyer olarak göreve başladı.

Katip Çelebi’nin Memurluk Yılları

Memurluk yıllarının henüz başındayken Abaza Mehmet Paşa’nın başlattığı isyanda not tutmak amacıyla babasıyla birlikte Tercan seferine çıktı. Kayseri’de çıkan muharebeye canlı tanık etmesi ufkunu geliştirdi. Eserlerinde bu anı birçok kez anlattı.  Ordu ile Musul civarında konaklarken babasını at üstünde kaybetti, mezarını oraya yaptılar. Babasının vefatından sonra görev için oraya gelen amcası da fazla zaman geçmeden o bölgede vefat etti.  Orduyla birlikte Diyarbakır’a geldi, oradan da İstanbul’a ataması yapıldı. İstanbul’da sık sık Kadızade’nin derslerine ve söyleyişilerine katılmaya özen gösteriyordu. Aynı dönem Erzurum kuşatmasında görev almak zorunda kaldı. Ağır kış şartları altında mücadele vermek zorunda kaldı.

Daha sonra Hüsrev Paşa’nın kuvvetlerinin arasında Bağdat seferine katıldı. Bu şehir hakkında eserlerinde oldukça bahsetti. Şehrin askerlerini, kalelerini ve tarihi yapısını iyice gözlemleyebildi. Bağdat kuşatmasında ordunun defterini ve önemli mektuplarını elinde bulundurdu. Seferin son bulmasıyla Kadızade’nin derslerini dinlemeye devam etti.  Kadızade’nin eğitim altındayken birçok eseri okuma fırsatı yakaladı. Daha sonra Halep seferiyle birlikte Haça gitme şansı yakaladı. Çatışma, muharebe ve isyanların olmadığı dönemlerde Halep’i gözlemleme, araştırma ve inceleme fırsatı yakaladı.  Daha sonra biyografi alanında eserler vermek için notlarını düzenlemeye başladı. Halep seferinde etrafa saçılan eserleri tek tek topladı ve kütüphanesine koyup okudu. Dönüşte daha gelişmiş ve olgun birisi olarak karşımıza çıktı. Katip Çelebi, seferin dönüşünde İstanbul’a geçmeden Diyarbakır’da ki alimlerin yanlarına uğradı.  Daha sonra 4. Murat ile Revan savaşına katılmak için yola çıktı.  Uzun yıllar savaş meydanlarında görevini yerine getirdikten sonra İstanbul’a temelli dönüş yaptı. Bu arada kendini daha fazla bilime ve edebiyata vermeye başladı.

Dönemin en bilgili ve en efendi hocalarından ders alarak bilgisine eşsiz eklentilerde bulundu.  Daha sonra Mustafa Efendi’yi kendisine rehber ve usta olarak seçti.  Kendisi yeni şeyler öğrenirken, yeni öğrencilere bir şey öğretmek için çaba gösterdi.  Girit seferini başlayınca, direk Girit’e gitme fırsatı yakaladı. Yol boyu yapılar ve haritalar hakkında bilgi öğrendi.  Bu bölgede 3 yıl görev yaptı ve daha sonra serbest çalışma kararı aldı.  Bu süre zarfında öğrencileriyle vakit geçirdi ve bazı hastalıklara tedavi bulmak için büyük çalışmalara imza attı. Yaşadığı tecrübelerini mutlaka eserlerine eklemeyi ihmal etmedi.  Daha sonra İstanbul’a döndüğü biliniyor.

Katip Çelebi’nin Ölünü

Katip Çelebi, 1656 yılında öldü. Katip Çelebi’nin mezarı ise Unkapanı civarında bulunuyor. İyi, efendi, çok az konuşan, zengin ve çok iyi kalemi olan biriydi. Latince, Farsça ve Arapçayı ileri seviye biliyordu. Osmanlı Devleti’nde batı ve doğu ilimleri hakkında çalışma yürüten ve bu ilimleri birbiriyle karşılaştırarak sentezleyen ilk Türk bilim insanıdır.  UNESCO’nun öncülüğünde 2009 yılı Katip Çelebi yılı olarak anılmıştır.

Katip Çelebi’nin Eserleri

Coğrafya

  1. Levamiu’n-Nur Fi Zulmeti Atlas Minur
  2. Cihannüma
  3. Müntehab-ı Bahriye

Tarih

  1. Fezleket Akval- Ahyat fi İlmi’t-tarih ve Ahbar
  2. Türkçe Fezleke
  3. Yunan, Rum ve Hıristiyan Tarihi Hakkında Doğrulukları Gösterme
  4. Tuhfetü’l-Kibar fi Esfar2L-Bilhar
  5. Düstürü’l-Amel li islah’l-Halel
  6. Takvimü’t- Tevarih
  7. Revnaku’s-Saltana
  8. Tarih-i Frengi tercümesi

Din

  1. Mizanü-l Hak fi İhtiyar-l Ehakk
  2. İlham el-Mukaddes Min el-Feyz el- Akdes

Bibliyografya

  1. Keşf el- Zunun Asami el-Kutup ve el- Fünun
  2. Cami el- Mütün Min Cüll el-Fünün
  3. Süllemü’l- Vüsül ila Tabakati’l- Fuhül

Sosyal, Kültürel ve Halk Bilimi

  1. Tuhtefül Ahyat fil Hikem ve Emsal ve Elşar
  2. Tütün Risaisesi
  3. Dürer-i Müntesire ve’l Gurer-i Münteşire
  4. Kanunname
  5. Recmü’r Racim Bi’s-Sin ve’l – Cim
  6. Muhammediyye Şerhi
  7. Beyzavi Tesfiri Şerhi

Kaşgarlı Mahmud

Kaşgarlı Mahmud

Kaşgarlı Mahmud ya da Mehmud Qeshqeri 1008 yılında doğdu. Yazılı kaynak yetersizliğinden dolayı nerede doğduğu tam olarak bilinmiyor. Bazı tarihçilere göre Kaşgarlı Mahmud Leksikografı ve Kaşgarın arasında bulunan Opal bölgesinde doğu.  Bazı tarihçiler ise Bars Kul civarında dünyaya gelmiş olduğunu söylüyor. Kaşgarlı Mahmud, Türk dillerinin üzerinde uzun çalışmalar yapmış birisi olarak karşımıza çıkıyor.

Kaşgarlı Mahmud Hakkında

Doğumu

Kaşgarlı Mahmud, 1010 yıllında Kaşgar ya da Opal bölgesinde doğdu. Soyunun lakabı Hamirler olarak biliniyor. Hamiler ismi oğuzlarda emir, Farsçada ise hemir anlamlarına geliyor.  Kendisinin de bu soya ait olmasından dolayı Karahanlı Devleti’nin hanedanlığının varisi olarak doğdu.  Bazı tarihçilere göre Bogra Yagan Tegin’in tek torunu, Hüseyin Emir Tegin’in ise oğlu olarak biliniyor. Dedesi Bogra Yagan Tegin’in yönetmiş olduğu ülkeyi oğlu Hüseyin Emir Tegin’e devr edince Kaşgarlı Mahmut, daha çocukken sultan oldu.

Soyu

Karahanlı Devleti’nin hanedan üyelerinden Hüseyin Emir Tegin’in oğlu olarak dünyaya geldi. Babası ani bir kararlar Barsgan’dan göçüp Karahanlı Devleti’ne yerleşti. O dönemlerde Kaşgar’da ticaret, kültür ve bilim çok gelişmişti.

Devir teslim sırasında büyük davullar çalınmaya başlandı. Devir teslim sırasında Yagan Tegin’in hanımlarından birisi olan Hanısı, kendi oğlunu sultan yapmak için diğer şehzadelere suikast düzenledi. Kaşgarlı Mahmud’un babası da suikaste kurban gitmişti. Bu suikasten sonra Karahanlı Devleti’nin batı bölgesini İbrahim yönetmeye başladı.  Kaşgarlı Mahmud ise suikaste kurban gitmemek için hızlıca batı Karahanlı Devleti’ne gitmeye karar verdi. İbrahim’in komutasındaki askerler şehre geldiğini duymuş her yerde onu aramaya başlamıştı. Kaşgarlı Mahmut kendisini şehir içersinde keşiş, bilgin ve gezgin olarak tanıtıp sürekli askerlerden kaçıyordu. Kesin olarak Kaşgarlı Mahmut döneminin öğrenilmesi gereken her şeyi öğrenmeye çalıştı. Daha sonra halktan Frasça ve Arapça öğrendi ve üzerinde çok tekrar yaptı. Saciye ve Hamidiye Medreseleri’nde eğitim ve öğretimini tamamladı. Türk dili üzerinde birçok tez ve çalışma yaptı, daha sonra Karahanlı Devleti’ni terk ederek tüm Orta Asya’yı ve Anadolu’yu dolaşmaya başladı. En sonunda dönemin en büyük şehirlerinden birisi olan Bağdat’a doğru yola koyuldu.  Hayatının 15 yılını Türk bölgelerini, yaşamlarını, dağlarını ve konumlarını öğrenmek için harcadı.  Gezilerini soranlara ise hepsini birer araştırma olduğunu söyledi.

Gezilerini hızlıca devam ettirdi. Türk gelenek ve göreneklerini iyice analiz etti. Daha sonra Türkçe’nin Hakaniye, Çiğili, Oğuz, Argu ve Kıpçak şivelerinde nasıl konuşulduğunu öğrendi.  Eğitimini kendi kendine çok iyi tamamlamıştı, İslam ve Türkçe hakkında dönemin en büyük düşünürleri arasına girmeyi başardı. Türkçe’yle birlikte ileri seviye Arapça ve Frasça konuşuyordu. Türklerin birçok özelliğini çok iyi gözlemlemiş ve yeterli bilgiyi toplamayı başarabilmişti.

Kaşgar’dan Ayrılışı ve Bağdat’a Yerleşmesi

Kaşgarlı Mahmut isteği üzerine Kaşgar’dan Bağdat’a göç etti. Kendi kitabında yazdıklarına göre tüm soyu Bağdat’a doğru yola çıkmıştı. Kaşgar’da artık kimsesi kalmayınca o da Bağdat’ın yolunu tuttu.  Melikşah’ın hükümdarlığı sırasında Kaşgar halkının büyük bir bölümü Irak’a göç ettirilmişti. Kaşgarlı Mahmut’un ailesinin de bu insanlarla birlikte bu bölgeye göç ettirildiği düşünülüyor. Irak, İslam Dünyası’nın en zengin bölgesiydi bilim, ticaret ve kültür çok ileri seviyedeydi. Bilime ilgi duyan pek çok insan bu bölgeye doğru yola çıkmıştı. O dönem Bağdat’a en çok göç eden Türklerdi. Türklerin hakim olduğu Bağdat’a halifenin korumasını ve otoritesini yine Türk milleti sağlıyordu.

Kaşgarlı Mahmut’un Bilimsel ve Edebi Yönü

Kaşgarlı Mahmut, Türk dili için unutulmaz eserler vermiştir. Bunlardan sadece bir tanesi Divanı Lugati Türk isimli eserdir. Bağdat topraklarında yaşadığı sırada eseri hayata geçirmeye başladı. Eseri 2 yıl boyunca yazdı ve okudu. Tüm denemeleri ve okumaları bittikten sonra son şeklini tamamladı.  Eserin tanınması ve değer görmesi için Abbasi Halifesi’nin oğlu Ebü-l-Kasım Abdullah’a tanıttı. Kitabın en orijinal hali İstanbul Millet Kütüphanesi’nde korunuyor.  Kaşgarlı Mahmut’un sonrada Kitabu Cevahirü’n Nahv Fi Lugati’t Türk’ü yazdığı biliniyor. Bu eser hala bulunamamıştır. Kitabın orijinali kim tarafından yok edildiği ya da kaybedildiği bilinmemektedir.

Kaşgarlı Mahmut’un Kaşgar’a Dönüşü

Kaşgarlı Mahmut, ülkesinde saygı gören bilim insanı olarak Kaşgar’a uzun yıllar sonra ayak bastı. Adına özel olarak yapılan Mahmudiye Medresesi’nde öğrencilere öğretmenlik yaptı.  O dönem sayıları binleri bulan öğrencileri yetiştirdi.

Kaşgarlı Mahmut, 98 yaşında dünyaya göç etti. Cenazesi ders verdiği medresenin altına gömüldü.  Mezarı ise Opal bölgesinde etrafı ağaçlarla çevrili bir tepedir.Öğrencileri mezarının kaybolmaması için mezarını bir türbeye çevirdi. Günümüzde o türbe 5 kez restore edildi. Türbenin içerisinde kuran, Kaşgarlı Mahmut’un çalışma yaptığı odaya benzer bir oda ve duvarlarda Kaşgarlı Mahmut’u yad edecek resimler bulunuyor. Ayrıca Budizm inancını simgeleyen birkaç eşyanın varlığı da biliniyor. Arkeologların çalışmaları sonucunda bu bulgulara ulaşıldığı söyleniyor. Karahanlı Devleti’ne ait para, eşya ve kılıçların bulunması hala büyük ilgi çekmesini sağlıyor. Kaşgarlı Mahmut’un mezarında her Türk milletini anlatan bir imgenin bulunması dikkat çekiyor.

İsmail Efendi

İsmail Efendi

Gelenbevi İsmail Efendi olarak anılan İsmail Efendi 1725 yılında Manisa’da doğdu. Halk onu Gelenbevi olarak  isimlendirdi ve öyle çağırdı. Eserlerinin bazısında Şeyhzade lakabını kullandığı biliniyor. Gelenbevi İsmail Efendi oldukça varlıklı ve saygın bir ailenin oğluydu. Dedesi ve babası Mustafa Efendi Manisa bölgesinde müftülük ve ulemalık görevinde bulunuyordu. Babasını kaybettiğinde henüz 14 yaşında idi, bu yaşlarda ciddi anlamda eğitim alması gerekirken kasabadaki eğitime mecbur kaldı. Daha sonra İstanbul’a gitmek zorunda kaldı ve eğitimine İstanbul’da devam etti. İstanbul’da çok büyük insanlarla tanıştı bunlardan birisi Mehmet Emin Efendi’ydi. İstanbul’da kaybettiği zamanı tamamlamak için büyük uğraş verdi.  1764 yılında İsmail Efendi medreseden ayrıldı.

Gelenbevi İsmail Efendi’nin Gelişimi

Medrese eğitimi son bulu bulmaz birçok işte çalışmaya başladı. Fakat bazı tarih kitapları Gelenbevi İsmail Efendi’nin medrese eğitiminden sonra evinde bulunduğu matematik, fen ve bilim üzerine yoğunlaştığını söylüyor. O dönem hakkında birkaç düşünce vardır.

Gelenbevi İsmail Efendi, Fransız bir yabancıyla tanışma fırsatı yakaladı. Çalışmalarından ve düşüncelerini olduğu gibi bu adama anlatmaya başladı. Fransız adam çalışmalarının neden karanlıkta kaldığını sorduğunda desteğinin olmadığını anladı. Fransız hemen babaliye bir mektup yollayarak Gelenbevi İsmail Efendi’nin değerinden ve potansiyelinden bahsetti. Gelenbevi İsmail Efendi, bu tarihten sonra anılmaya başlandı. Fransız adamın projelerini inceleme fırsatı buldu. Fakat logaritmayı kendi bölgesinde hiç görmemişti ve bunu kendi insanına anlatmak istedi. Logaritma’nın detaylarını Fransız adamdan öğrendikten sonra Türkçe’ye çevirmeye çalıştı. Logaritma’yı detaylı anlattığı yazısına Logaritma Şerhi ismini verdi. Şerh-i Cedavili-‘l-ensab ismiyle Türkçe’de dehasını kanıtladı.

Tarihi kaynaklara göre Fransız adamın eserini bu denli objektif ve anlaşılır yansıttığı için Reisülküttabı yani Mehmet Raşit Efendi’nin ellerinden divan kürkü ödülünü aldı. İstediği şekilde ödülünü alan ve kutlamalara katılan Gelenbevi İsmail Efendi’nin yıldızı git gide parlıyordu.

Gelenbevi İsmail Efendi’nin Osmanlı Halkı Tarafından Tanınması

III. Selim bir anda Gelenbevi İsmail Efendi’nin huzuruna çağırmıştı. O dönemde haberler hızlı yayıldığı için bazı insanlar Gelenbevi İsmail Efendi’nin başının dertte olabileceğini düşündü. O sırada padişah bayramlaşma esnasında humbaracıların boş alana atış denemelerini izliyordu. Humbaracılar ateşli silahlar konusunda çok yetersizdi.  Bu yüzden düzgün atış yapılacak bir istikametin düzenlenmesi için uzman birini çağırmıştı. Bunun üzerine Gelenbevi İsmail Efendi, atış talimini izlemiş ve hatanın topların menzil açılarında  bulmuştu. Topların menzillerini düzelttikten sonra atış emri verilmiş ve tam isabet kaydedilmişti. III. Selim Gelenbevi İsmail Efendi’yi ödüllendirdi ve başarısından dolayı takdir etti.

Gelenbevi İsmail Efendi’nin Ölümü

Gelenbevi İsmail Efendi, Mora’ya kadı olarak atandı. Yenişehir’de uzun yıllar kadılık yaptıktan sonra Yenişehir’de hayata gözlerini yumdu. Bilinenlere göre mezarı Yunanistan topraklarında bulunuyor. Tam konumu ise Tesalya bölgesinde yer alıyor.  Gelenbevi İsmail Efendi, pozitif bilim hakkında çok fazla araştırma yapmış biriydi. Ayrıca rivayete dayalı bilgiler karşısında da oldukça bilgiliydi Osmanlı döneminde yaşamış önemli bilim insanları arasında görülüyor. Osmanlı Devleti çok fazla güç kaybetmesine rağmen yine de bilim üzerine çalışmalar yapmaya ve Avrupa karşısında üstünlük kurmaya önem vermiştir. Birçok çalışması Avrupalılar tarafından beğeni ve takdir toplamıştır. Her zaman sahip olduğu ünü devlet sınırları dışına taşımak için çaba gösterdi. Klasik İslam cebirini Osmanlı alimlerine taşıdı ve İslam cebirini tanıtma konusundaki başarısıyla son temsilci oldu. İstanbul’da isminin yaşatıldığı bir lise vardır.  Cenazesi Edirnekapı Şehitliği’nde bulunuyor.

İsmail Efendi’nin Eserleri

  • Belagat ve Gramer
  • Matematik ve Astronomi
  • Mantık, Felsefe ve Tartışma
  • Kelam

İlber Ortaylı

İlber Ortaylı

İlber Ortaylı 1947 yılında Vorarlberg’te dünyaya geldi. Ailesi Avusturya’da yaşayan Kırım Tatarı göçmenlerdi. Bu nedenle İlber Ortaylı, Avusturya’da büyümek zorunda kaldı. Doğumundan 2 yıl sonra annesiyle birlikte temelli Türkiye’ye dönüş yaptı. Lise eğitimini İstanbul Avusturya Lisesinde tamamladı. Lise eğitim hayatını Ankara Atatürk Lisesinde noktaladı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih bölümünden başarıyla mezun oldu. Bu okulda Halil İnalcık, Mübeccel Kıray, Şerif Mardin, İlhan Tekeli ve Seha Meray’dan bizzat eğitim aldı.  Sınıf arkadaşları ise Zafer Toprak, Ümit Arslan ve Ali Kılıçbay’dı.

İlber Ortaylı’nın Akademik Kariyeri

İlber Ortaylı, Viyana Üniversitesi’ne giderek Avrupa dilleri hakkında eğitim gördü. İlber Ortaylı, yüksek lisans eğitimini Avrupa’da tamamladı. Yaptığı tez çok beğenildi ve Ankara Üniversitesi’nde doktor unvanını aldı. Aynı zamanda fakültede doçent olarak kaldı. Daha sonra Viyana, Münih, Strazburg ve birçok Avrupa ülkesinde seminer ve konferans verdi. Her zaman genç nesillere anlatacak bir şeyi oldu ve bu uğurda  kendini geliştirdi. İlber Ortaylı, 1990 yılında Türkiye’de profesör unvanını aldı.  Daha sonra Ankara Üniversitesi’nde tarih alanında başkanlık yaptı. Galatasaray ve Bilkent üniversitesinde konuk profesör olarak görev aldı.  Daha sonra Topkapı Sarayı Müzesinde müdürlük görevini yerine getirdi.  Yaşı ilerleyince bu görevden emekli olarak görevi farklı bir uzmana bıraktı.

İlber Ortaylı, Frasça, Almanca, İtalyanca, Rusça , Fransızca, İngilizceyi ve Latince’yi çok ileri seviyede konuşabilmektedir. İlber Ortaylı, internet kullanmadığı için hakkında birçok yalan haber üretildiğini söylemiştir.

İlber Ortaylı’nın Özel Hayatı

1981 yılında Ayşe Özdolay hanımefendi ile evlenme kararı aldı. Evliliklerinden Tuna adında bir kız çocuğuna sahip oldular. İlber Ortaylı ve Ayşe Özdolay karşılıklı anlaşarak 2000 yılında boşanma kararı aldılar. İlber Ortaylı herhangi bir sosyal medya mecrası kullanmamaktadır. Kendisinin teknolojik aletlerle ve platformlarla alakasının olmadığına dair pek çok açıklaması vardır.  İlber Ortaylı, minyatür araba biriktirmede büyük bir çığır aşmıştır. Çocukluğundan beri minyatür araba biriktiren Ortaylı’nın birçok minyatür arabası vardır.

İlber Ortaylı ve Televizyon Dünyası

TRT 2 ve TRT Türk’te yayınlanan İlber Ortaylı İle adlı programı sunmuştur.  NTV televizyon kanalında İlber Ortaylı ile tarih dersleri adı altında bir program yapmıştır.  İlber Ortaylı ile zaman kaybolmaz isimli programı büyük ilgi topladı. Yeniden NTV televizyon kanalı ile anlaşıp Mehmet Barlas ile tarih üzerine program yapmışlardır. Atlas, Doğu Batı ve Milliyet gazetesinde yazılar yazdı. İlber Ortaylı, Habertürk, Toplum dergisi gibi birçok dergide yazılar yazdı.

İlber Ortaylı’nın Aldığı Ödüller

Prof. Dr. İlber Ortaylı Türk tarihi üzerinde her zaman çalışmalar yürüttü, daime tarihin bilinmesi için çaba gösterdi, birçok sempozyum ve toplantıda konuşmalar yaptı tarihi her Türk gencinin öğrenmesi gerektiği hakkındaki konuşmaları, Türk tarihini uluslararası platformda anlatması ve göstermesine karşılık olarak Aydın Doğan Ödülü’nü aldı. İtalya’da başlayan Akdeniz Festivali’nde ödül almış tarihçilerdendir.

Üzerinde Rusya Devlet Başkanının orijinal imzası ve Rusya halkı adına verilen Puşkin Madalyası’nı Rus tarihini anlattığı ve iki millet arasında ki dostluğu pekiştirdiği için layık görülmüştür. Bu ödüle sahip tek Türk tarihçidir.

İlber Ortaylı’nın Eserleri

  1. 1974 Tanzimat’tan Sonra Mahalli İdareler
  2. 2019 Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
  3. 1978 Türkiye’de Belediyeciliğin Evrimi
  4. 2018 Gazi Mustafa Kemal Atatürk
  5. 1979 Türkiye İdare Tarihi
  6. 2017 Türklerin Altın Çağı
  7. 1980 Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu
  8. 2016 İstanbul’dan Sayfalar
  9. 1982 Gelenekten Geleceğe
  10. 2016 Osmanlı’ya Bakmak Osmanlı Çağdaşlaşması
  11. 1983 İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı
  12. 2016 Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devletinde Kadı
  13. 1985 Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Yerel Yönetim Geleneği
  14. 2016 İttihat ve Terakki
  15. 1986 İstanbul’dan Sayfalar
  16. 2016 Türklerin Tarihi, Anadolu’nun Bozkırlarından Avrupa’nın İçlerine
  17. 1994Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devleti’nde Kaldı
  18. 2015 Türklerin Tarihi, Orta Asya’nın Bozkırlarından Avrupa’nın Kapılarına
  19. 1996 Türkiye İdare Tarihine Giriş
  20. 2014 Eski Dünya Seyahatnamesi
  21. 2000 Osmanlı Aile Yapısı
  22. 2014 İmparatorluğun Son Nefesi
  23. 2001 Tarihin Sınırlarına Yolculuk
  24. 2013 İlber Ortaylı Seyahatnamesi
  25. 2001 Osmanlı İmparatorluğu’nda İktisadi ve Sosyal Değişim
  26. 2012 Cumhuriyetin İlk Yüzyılı 1923-2023
  27. 2002 Osmanlı Mirasından Cumhuriyet Türkiyesi’ne
  28. 2012 Yakın Tarihin Gerçekleri
  29. 2004 Osmanlı Barışı
  30. 2011 Tarihin Gölgesinde
  31. 2005 Barış Köprüleri: Dünya’ya Açılan Türk Okulları
  32. 2011 Defterimden Portreler
  33. 2006 Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek
  34. 2010 Türkiye’nin Yakın Tarihi
  35. 2006 Kırk Ambar Sohbetleri
  36. 2009 Tarihin Işığında
  37. 2006 Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek II
  38. 2008 Tarihin İzinde
  39. 2007 Eski Dünya Seyahatnamesi
  40. 2008 Tarihimiz ve Biz
  41. 2007 Avrupa ve Biz
  42. 2008 Osmanlı Sarayında Hayat
  43. 2007 Batılılaşma Yolunda
  44. 2007 Mekan ve Olaylarıyla Topkapı Sarayı
  45. 2007 Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek III

İbn Türk

İbn Türk

İbn Türk, Türk üst düzey bir matematikçidir. 800 yıllarında yaşamış olan Abdülhamit İbn Türk, birçok bilim ve fen konusunda başarılarıyla biliniyor. Başarılarından bir tanesi cebir ilminin öncülerinden biri olarak görülüyor.  Doğum tarihi hakkında herhangi bir bulgu yoktur. Doğduğu yer ise Türkistan ve Çin arasında kalan bir bölgedir.

Tarih kitaplarında isminin içerisinde Türk olan ilk bilim insanlarındandır. İbnü’l Kıfti Abdülhamit İbn  Türk hakkında birçok eser yayınlamıştır.  İbnü’l Kıfti’ye göre  İbn Türk birçok konuda kendini geliştirmiş, başarılı ve bilgili biriydi. Maharetli ve ilmin her türlüsüne açık bir insandı.  Katip Çelebi eserlerinden cebirin nerede geldiğini ve İbn Türk’ün soyu hakkında bilgi vermiştir.

İbn Türk Hakkında

Harezmi’den önce yaşamış bilim için hayatını vermiş birisidir.   Tam ismi Abdülhamit İbn Vasi İbn Türk Fazl’dır.  İbn Türk,  sayılar deneyi ve cebir üzerinde birçok araştırma çalışma yapmıştır. İbn Türk’ün birçok eseri ve kitabı olduğu söyleniyor.  Fakat bunların efsane mi yoksa gerçek mi olduğu büyük bir soru işareti bırakıyor.

Abdülhamit İbn Türk’ün cebir için yazdığı eserinin çok ufak bir bölümü günümüze kadar gelebildi. Matematik ve cebir üzerinde mutlak bir yeteneği vardı. Bu işle ilgilenen herkes tarafından büyük takdir kazanıyordu.  Aritmetik alanda yaptığı çalışmalar hala önemini koruyor. Birçok eser yazdığı gibi matematik üzerine kitaplar yazmaya devam etti.  Matematikçiler ona “el-cebr” lakabını taktı. Harezmi’nin eserlerinin çevrilmesiyle cebir ifadesi Avrupa toplarına taşındı.  Avrupa’da ismi algebra olarak değiştirildi. Harezmi den sonra ikinci derece denklemlerinin çözümlerini büyük bir başarı ile sağladı.

Abdülhamit İbn Türk, o dönemin yetersizliklerinden dolayı sadece bir bölüme ulaşan cebr ve basit denklemler üzerinde bilinmeyenleri inceledi.  O dönem negatif rakam sözcüğü bilinmediği için eksi rakamlara imkansızlık hali ismini verdi.  İbn Türk’ün çalışmalarının büyük bir kısmı dikdörtgen ve kare şekilleriyle anlaşıldı.  Bu icattan sonra cebir öğrenmek ve çözmek için analitik geometri kullanıldı.  Analitik geometri Abdülhamit İbn Türk’ten sonra 1600 ‘lü yıllardan sonra kullanıldı.

İbn Türk’ün Gelişimi

Abdülhamit İbn Türk’ün en büyük hayali sözlü iletişime gerek kalmadan sonuçları bulabilecek gençler yaratmaktaydı. Abdülhamit İbn Türk’ün yaptığı çalışmaları not etmesi ve kolay yapması ondan sonra gelecek insanlara kolaylık sağlamaktan geçiyordu.  Denklemlerini ve problemlerini her zaman açık ve net yazdığı için ondan sonra gelecek nesile ışık tutmaya devam etti. Hiçbir zaman yaptığı işlerde ayrıntıya girmeye çalışmadı. Bu nedenle eserleri her zaman ilgi ve alaka ile okundu.  Harezmi’den sonra Abdülhamit İbn Türk, cebirin babası olarak kabul edildi. İslam dünyasında yetişmiş iki önemli cebir ustası her zaman birbirlerini tamamlaya bilmiştir.

Abdülhamit İbn Türk, cebir konusunda birçok eser kaleme aldı. İbn Türk, kadar cebire önem veren isim ise Harezmi olarak biliniyordu.  İbn Türk’ün birçok eseri tercüme edilerek insanlara gösterildi.  Harezmi ve İbn Türk’ün cebir konusundaki ustalıkları hakkında ki tartışmalar her zaman devam ediyor. Fakat iki önemli bilim insanı da cebire çok büyük emek vermişlerdir.

İbn Türk’ün Çalıştığı Alanlar

  1. Aritmetik
  2. Cebir
  3. Trigonometri
  4. Geometre
  5. Astronomi
  6. Kartografı ve İslam dünyası